YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/14595
KARAR NO : 2014/21775
KARAR TARİHİ : 18.09.2014
MAHKEMESİ : Aksaray İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 07/02/2014
NUMARASI : 2013/344-2014/55
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi . .. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Borçlunun kıymet takdirine itiraza ve satışın durdurulmasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
İcra mahkemesi kararlarından hangilerinin temyiz olunabileceği özel hükümlerle ve genel olarak da İİK.nun 363. maddesinde birer birer açıklanıp gösterilmiştir. Bunların dışında kalan mahkeme kararları kesindir. Yargıtay’ca incelenmesi istenen karar bu maddelerle tespit edilen kararlar arasına girmeyip kesin nitelikte bulunduğundan temyiz dilekçesinin (REDDİNE),
2- Borçlunun haczedilmezlik şikayetine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Alacaklı tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile yapılan takipte, borçlunun, kıymet takdiri raporunun usulsüz tebliğ edildiğini, hacizden 04.11.2013 tarihinde haberdar olduğunu ileri sürerek, meskeniyet nedeniyle İİK’nun 82/12. maddesine dayalı olarak taşınmaz üzerine konulan haczin kaldırılması ve takip sonrası uygulanan faiz oranının doğru olmadığı nedeniyle hesap tablosunun düzeltilmesi istemiyle icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmıştır.
İİK.nun 82/12. maddesine dayalı haczedilmezlik şikayeti, aynı Kanun’un 16/1. maddesine göre 7 günlük süreye tabidir. Bu süre haczin öğrenildiği tarihten başlar. Borçluya hacze ilişkin tebligat yapılmamış ise borçlunun bildirdiği öğrenme tarihi esas olup, aksi ancak yazılı belge ile isbatlanabilir.
Somut olayda, hacze ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığı, ancak haczedilen taşınmaza ilişkin kıymet takdiri raporunun tebligatının üzerine ”Mernis Adresi” şerhi verilerek tebliğe çıkarıldığı ve dağıtıcı tarafından TK.’nun 21/2.maddesine göre 22.10.2013 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür.
7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; tebligat muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. 6099 Sayılı Yasa’nın 3. maddesi ile eklenen aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır.
Aynı Kanun’un tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21. maddesine, 6099 Sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasında; “Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır.
Söz konusu 7201 Sayılı Yasa’nın 10. maddesi ile ilgili değişikliğe ilişkin kanun gerekçesinde, kişilere getirilen adres kayıt sistemi zorunluluğu ile birlikte işleyişin kolaylaştığı dile getirilmiş, ancak yapılan yeni düzenlemeyle, öncelikle yine bilinen en son adrese tebligat yapılacağı, tebligatın yapılmasını isteyenin veya tebligatı çıkartan makamın bildirdiği adresin, tebligata elverişli olmadığının anlaşılması ya da bu adrese tebligat yapılamaması halinde, muhatabın 5490 Sayılı Kanun’a göre adres kayıt sistemindeki adresinin bilinen en son adresi olarak kabul edileceği ve tebligatın buraya yapılacağı açıklanmış, değişiklik ile birlikte adres kayıt sistemi dışında başkaca adres araştırması yapılmasının gerekmeyeceği vurgulanmıştır.
7201 Sayılı Yasanın 21. maddesi ile ilgili değişikliğe ilişkin kanun gerekçesinde ise, 21/1. maddeye göre bilinen en son adrese çıkartılan tebligattan sonuç alınamazsa, bu kanunun 10/2. maddesi gereği adres kayıt sistemindeki adres esas alınarak başkaca araştırma yapılmaksızın o adrese tebligat çıkarılacağı açıklanmıştır. Bunun yapılabilmesi için de tebligatı çıkaran merciin, muhatabın adresinin, adres kayıt sistemindeki adresi olduğunu ve tebligatın TK.nun 21/2.maddesine göre yapılacağını tebliğ evrakında belirtmesi gerekmektedir.
Ayrıca Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2.maddesinde; “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır, ayrıca başkaca adres araştırması yapılmaz. 79. maddenin ikinci fıkrasına göre renkli bastırılan tebligat zarfında, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek bu adrese tebligat yapılacağına dair meşruhata yer verilir” hükmü yer almaktadır. Bu yönetmeliğe göre 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/2.maddesi gereğince tebligat yapılabilmesi için, tebliği çıkaran mercice, tebligat çıkarılan adresin, muhatabın, adres kayıt sistemindeki adresi olduğuna dair tebliğ evrakı üzerine kayıt düşülmesi zorunludur. Yani; tebligatı çıkaran merci tarafından adres kayıt sistemine ilişkin olarak şerh verilmeden dağıtıcı tarafından 2l/2.maddeye göre tebliğ işlemi yapılamaz.
Tüm bu açıklamalar doğrultusunda kişiye önce bilinen en son adresi esas alınarak tebligat gönderilmeli, adres tebligata elverişli değilse ya da tebligat yapılamazsa adres kayıt sistemindeki adresine buna ilişkin şerh verilerek 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca tebligat çıkartılmalıdır.
Buna göre kıymet takdirinin TK.’nun 10/2. maddesi göz ardı edilerek haczedilmezlik şikayetinde bulunan borçlunun daha önce tebligat yapılan bilinen son adresine tebliğe çıkarılmaksızın, doğrudan TK.’nun 21/2. maddesine göre tebliğ edilmesi usulsüzdür.
Bu durumda, borçlunun, hacizden, öğrendiğini bildirdiği tarihten daha önce muttali olduğuna dair bir belge de olmadığından, haczedilmezlik şikayetinin İİK. nun 16/1.maddesinde öngörülen yasal sürede olduğunun kabulü gerekir.
O halde mahkemece borçlunun meskeniyet şikayetinin esasının incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken istemin süre aşımı nedeniyle reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
3- Borçlunun hesap tablosuna yönelik şikayetine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Borçlunun İİK.nun 168.maddesinde yazılı yasal beş günlük itiraz süresi içinde, takipte istenilen işlemiş faize ve faiz oranına itiraz etmemiş olması, daha sonra icra müdürlüğünce takipten sonra işletilen faiz oranına ve buna göre düzenlenen hesap tablosuna şikayet hakkını ortadan kaldırmaz.
Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre takip talebinde istenen faiz oranının cinsinin belirtilmesi ya da istenen faiz oranının o tarihte uygulanan yasal veya ticari faiz oranlarından birine denk gelmesi durumunda o cins faiz oranının istendiğinin kabulü gerekeceğinden ödeme emrine yasal sürede itiraz edilmemiş olsa bile faizin, istenen faiz türüne göre ve değişen oranlarda hesaplanması gerekir. Ancak, takipte talep edilen ve itiraz edilmeyerek kesinleşen işleyecek faizin türünün gösterilmemesi ve oranının da yasal ya da ticari faiz oranlarından birine denk gelmemesi halinde aynı sonuca varılamaz. Bu durumda, itiraz edilmeyerek kesinleşen oran üzerinden faizin hesaplanması gerekir.
Takip dayanağı bono, kambiyo senedi niteliğinde olduğundan taraflar arasında ticari bir ilişkinin olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, bonodan kaynaklanan alacağa, 3095 Sayılı Yasada yer alan ticari temerrüt faizine ilişkin 2/2. maddede öngörülen avans faiz oranlarının uygulanması gerekir.
Somut olayda, alacaklı tarafından takip tarihinden sonrası için talep edilen %29 faiz oranının türü belirtilmemiş ise de takip tarihi itibariyle ticari faiz oranına denk geldiği görülmektedir. Şu hale göre, asıl alacağa, takip tarihinden itibaren, 3095 Sayılı Yasa’nın 2/2. maddesine göre değişen oranlarda avans faizi uygulanmalıdır.
O halde mahkemece, kısmi ödemeler yönünden 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 100.maddesi gözetilerek, alacağa 3095 Sayılı Yasa’nın 2/2. maddesi uyarınca değişen oranlarda avans faizi hesaplanarak şikayetin sonuçlandırılması gerekirken, yazılı gerekçe ile bu yöndeki istemin reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda 2 ve 3 nolu bentlerde yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.09.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.