Yargıtay Kararı 12. Hukuk Dairesi 2015/28626 E. 2015/30779 K. 08.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/28626
KARAR NO : 2015/30779
KARAR TARİHİ : 08.12.2015

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının bozulmasını mutazammın 14.05.2015 tarih, 2015/10721-13622 sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki alacaklılar ile davalı …tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
1- Davalı … karar düzeltme isteminin incelenmesinde;
Şikayetçi icra takibinin borçlusu olup, adı geçenin acentası olarak takipte yer alan …’nin borçlu yararına olan bozma ilamına yönelik karar düzeltme talebinde bulunması mümkün olmamakla adı geçenin karar düzeltme isteminin Reddine,
2- Alacaklıların karar düzeltme itirazlarının incelenmesinde;
Borçlu 06.03.2014 tarihli şikayetinde; şirketlerinin şubesi ya da acentası olmadığı halde adlarına izafeten …ligatlar yapıldığını, …nin ödeme emri ile ihaleye ilişkin tebligatları ihale gerçekleştirdikten sonra 04.03.2014 de şirketlerinin yetkilisine verdiklerini, alacaklılar arasında gösterilen …’nin alacağı olmadığını, borcunu da ödediğini, geminin kaydına işlenmiş rehin olmadığından rehinli takip yapılamayacağını ileri sürerek öğrenme tarihlerinin tespiti ile ödeme emri ve diğer tüm işlemlerin iptalini istediği, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi gereğince tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir.
Borçlunun kendisine gönderilen tebligatların usulsüz olduğunu ileri sürerek icra mahkemesine başvurması “şikayet” niteliğindedir. İİK’nun 16/1. maddesi gereğince şikayetin öğrenme tarihinden itibaren 7 günlük sürede yapılması zorunludur.
Takip dosyasının incelenmesinde; alacaklılar tarafından … gemisi donatanı … izafeten acentası … aleyhine taşınır rehinin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapıldığı, … gemisi donatanı …

izafeten acentası …’ne ödeme emri tebligatı dışında, kıymet takdiri raporunun tebliğe çıkarıldığı ve kıymet takdiri raporunun acentanın yetkilisi olan …’e 31.07.2013 tarihinde usulüne uygun tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Her ne kadar ödeme emri tebliğ işlemi usulsüz ise de, kıymet takdiri raporu usulüne uygun tebliğ edildiğinden, borçlunun 06.03.2014 tarihinde icra mahkemesine yaptığı başvuru, bu haliyle İİK’nun 16/1. maddesi kapsamında 7 günlük hak düşürücü süreden sonradır.
O halde mahkemece usulsüz tebligat şikayetinin süreden reddi yerine esası incelenerek reddi yönünde hüküm tesisi isabetsiz ise de, sonuçta usulsüz tebligat şikayeti reddedildiğinden, mahkeme kararının bu yönü ile sonucu itibari ile doğrudur.
Ancak, Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tâbi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür (cauta judicatum solvi).
Alacaklının takipte haksız çıkması halinde borçlunun uğrayacağı muhtemel zararların istenebilmesinin zor veya imkansız olacağı zannedilen bazı özel durumlarda kanun koyucu tarafından teminat gösterilmesi gerekli görülmüştür.
5718 sayılı MÖHUK madde 48/1’e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. …’ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir
MÖHUK madde 48/2’de ise; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmü yer almaktadır. Buna göre Türk hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az yukarıda belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne …Sözleşmesi olup, anılan sözleşmenin 17. maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.
Öte yandan, anılan maddelerde öngörülen teminat hususu takip yapmanın ön koşulu olup, mahkemece re’sen gözetilmelidir.
Somut olayda alacaklılardan …, …, …, …, …, …, …, …’nın … tabiiyetinde bulunduğu, …’nün 21.07.2014 tarihli cevabının “…’nin 1954 tarihli Hukuk Usulüne … Sözleşmesi’nin tarafı olmadığı, …ile Ülkemiz arasında 09/04/2009 tarihinde “…ve … Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması” imzalandığı, bu Anlaşmanın 13. maddesinde; “Bir Akit Tarafın vatandaşları, diğer Akit Tarafın adlî makamları önündeki işlemlerinde, salt yabancı olmaları veya diğer Akit taraf ülkesinde ikametgâhları bulunmamasından ötürü teminat akçesi (…) vermekle yükümlü tutulmayacaklardır.” hükmünün yer aldığı, söz konusu Anlaşmanın

yürürlüğüne ilişkin olarak …’ndan alınan bilâ tarihli ve 870161 13-019.00-2013/205798 sayılı yazıda, Anlaşmanın onaylanma işlemlerinin karşı tarafa bildirilmesinin ardından ilgili maddeleri uyarınca 20/10/2011 tarihinde yürürlüğe girdiği, Bakanlıklarınca anlaşmaların yürürlüğe giriş tarihlerinin tespitine yönelik olarak 244 sayılı Kanunun 3’üncü maddesi çerçevesinde …Kurulu Kararnamesi çıkarılması için gerekli sürecin başlatıldığı bildirilmiştir. Söz konusu yazıda ayrıca, 244 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinin 2’inci fıkrasında yer alan “Bir milletlerarası andlaşma yukardaki fıkrada sözkonusu yürürlük tarihinin tesbitine dair kararnamede belirtilen yürürlüğe giriş tarihinde kanun kuvvetini kazanır.” hükmüne dikkat çekilerek, uygulamada onay süreci tamamlanmış bulunan uluslararası andlaşmaların, iç hukukumuz bakımından yürürlüğe giriş tarihinin tespiti için … Kurulu Kararnamesi çıkartılması gerektiği bildirilmiş ve bu çerçevede, söz konusu Anlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinin tespitine yönelik Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkartılması için başlatılan sürecin henüz sonuçlandırılmadığı ifade edilmiştir.” Bu durumda … Cumhuriyeti ile yapılan anlaşmanın henüz yürürlüğe girmediği, iç hukuk açısından anlaşmanın yürürlüğe girmesi için Bakanlar Kurulu Kararname sürecinin tamamlanması gerektiği anlaşılmaktadır.
Şu hale göre mahkemece, karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılayacak yeterli miktarda teminat takdir edilip alacaklı vekiline bu miktarı bloke etmesi için uygun bir süre verilerek teminat yükümlülüğünün yerine getirilmesinin istenmesi, takdir edilen teminat yatırılmaz ise takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, bu prosedüre uyulmadan istemin esastan incelenerek reddi yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup, alacaklıların bu yöne ilişkin karar düzeltme itirazları yerinde değildir.
Bu durumda mahkeme kararının Dairemizce yalnızca yabancılık teminatı yönünden bozulması gerekirken, tebliğ işlemine yönelik şikayet yönünden de bozulması doğru olmadığından, alacaklıların karar düzeltme isteminin kısmen kabulü gerekmiştir.
SONUÇ : Alacaklıların karar düzeltme istemlerinin kısmen kabulü ile Dairemizin 14.05.2015 tarih ve 2015/10721 – 13622 sayılı bozma kararının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda (2).maddede yazılı nedenlerle yabancılık teminatı yönünden İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 08/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.