YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/10738
KARAR NO : 2023/3250
KARAR TARİHİ : 10.05.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/285 E., 2022/1070 K.
DAVA TARİHİ : 28.07.2021
HÜKÜM/KARAR : Kaldırma/Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bulancak İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/35 E., 2021/47 K.
Taraflar arasındaki ticari iktisadi bütünlük oluşturulmasına ilişkin karar gereğince haczin kaldırılması istemini reddeden icra memur muamelesini şikayet üzerine yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
Kararın alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, şikayetin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı borçlu tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Borçlu şirket icra mahkemesine başvurusunda; TMSF tarafından 06.05.2021 tarih ve 2021/189 sayılı kararı ile ticari ve iktisadi bütünlük oluşturulmasına karar verildiğini, bu sebeple hacizlerin kaldırılması için yapılmış olan başvurunun icra müdürlüğünün 27.07.2021 tarihli kararı ile reddedildiğini, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 134. maddesinin 7071 sayılı Kanun ile yasalaşan Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında 678 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 33. maddesi ile değişik 5. fıkrasına göre ticari ve iktisadi bütünlük oluşturulmasına karar verilmesinden itibaren iki yıl içinde haciz, muhafaza ve satış talep edilemeyeceğini ileri sürerek icra müdürlüğünün 27.07.2021 tarihli kararının ve icra dosyasından konulmuş tüm haciz, muhafaza, satış ve ödeme dahil tüm cebri icra işlemlerinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Alacaklı, TMSF’nin 10.05.2019 tarihli ticari ve iktisadi bütünlük kararı gereğince iki yıl boyunca icra dosyasında haciz işlemi yapılamadığını, buna karşın borçlunun faaliyetlerine devam ettiğini ve borcunu ödemediğini, mevzuatta ikinci kez ticari ve iktisadi bütünlük kararı verilebileceğine dair hiç bir hüküm olmamasına rağmen ikinci kez iktisadi ve ticari bütünlük kararı verildiğini, bu kararın iptali için İstanbul 11. İdare Mahkemesinin 2021/1306 Esas sayılı dosyası ile iptal davası açıldığını ileri sürerek şikayetin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. Gerekçe ve Sonuç
Borçlu …’ne 678 sayılı KHK kapsamında TMSF’nin kayyım olarak atandığı, 10.05.2019 ve 06.05.2021 tarihli kararlar ile “Akbor Boru Ticari ve İktisadi Bütünlüğü” oluşturulduğu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 134/5 hükmüne göre ticari ve iktisadi bütünlük oluşturulmasına karar verilmesi halinde, karar tarihinden itibaren iki yıl içerisinde bütünlüğe dahil olan işletmenin menkul, gayrimenkul, hak ve alacakları, üçüncü kişilerdeki alacaklarının haczinin mümkün olmadığı gerekçesi ile şikayetin kabulüne, 27.07.2021 tarihli müdürlük kararının ve bu dosya üzerinden yapılan haciz ve devamındaki cebri icra işleminin kaldırılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Alacaklı, cevap dilekçesi içeriğini tekrar ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
C.1.Gerekçe ve Sonuç
TMSF tarafından ticari iktisadi bütünlük oluşturulmasına karar verilmesinden itibaren iki yıl içinde tasfiye ve satış işlemlerinin gerçekleştirilmesinin ve alacaklıların alacağının tahsilinin sağlanması gerektiği, İcra ve İflas Hukukunda asıl olan alacaklının alacağına kavuşması olduğu, alacaklının alacağı ilama dayalı olup kesinleşen icra takibine rağmen 10.05.2019 tarihli ticari ve iktisadi bütünlük kararı nedeniyle tahsil edilemediği, ilk iktisadi bütünlük kararı ve 5411 sayılı Kanun’un 134. maddesinden kaynaklı yasakların sona erdiği tarih itibariye alacağının tahsili için haciz ve muhafaza tedbirleri uygulamaya girişildiğinde ikinci bir iktisadi bütünlük kararı ortaya konularak alacağın tahsilinin önüne geçilmek istendiği, ikinci iktisadi bütünlük kararının kanunun amacına aykırı olduğu, alınan her yeni iktisadi bütünlük kararı sonrasında alacaklıyı iptal davası açmaya zorlamanın hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağı gibi idari yargı süreci devam ederken ya da nihayetinde yeniden iktisadi bütünlük kararı alınarak alacağın tahsilinin engellenmesi mümkün olduğundan, açılacak iptal davası uyarınca alınabilecek kararının sonuçsuz bırakılmasının mümkün olduğu gerekçesi ile alacaklının istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına ve şikayetin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Borçlu, mahkemenin kendisini idare mahkemesi yerine koyarak karar verdiğini, ticari ve iktisadi bütünlük kararlarının idari işlem niteliğinde olduğunu, iptalinin ancak idari yargı kararı ile mümkün olduğunu, alacaklının ticari ve iktisadi bütünlük kararını ortadan kaldırmak üzere TMSF’ye karşı açmış olduğu İstanbul 11. İdare Mahkemesinin 2021/1306 Esas sayılı iptal davasının da reddedildiğini, TMSF’nin takdir yetkisinin değerlendirilemeyeceğini, aynı konudaki emsal Yargıtay kararlarına aykırı karar verilmiş olduğunu, ticari ve iktisadi bütünlük kararı gereği mal varlığı değerlerinin haczedilmesinin ve satılmasının mümkün olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ticari iktisadi bütünlük oluşturulmasına ilişkin karar gereğince haczin kaldırılması istemini reddeden icra memur muamelesini şikayete ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
İİK’nın 16; 5411 sayılı Kanunun 134. maddeleri.
3. Değerlendirme
678 Sayılı KHK’nın 37. maddesi “(1) Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı şirketlerde, şirketin doğrudan veya dolaylı borçlarının ödenmesi için öncelikle şirket lehine kefil olan ortak, yönetici veya bunlarla bağlantılı üçüncü gerçek veya tüzel kişilerin malvarlığına müracaat edilir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, bu kapsamda şirket borçlarının ödenmesi ya da şirket sermaye ihtiyacının karşılanmasını teminen, kefillerin varlıklarının doğrudan veya ticari ve iktisadi bütünlük yoluyla satılması konusunda yetkilidir.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyum olarak atandığı şirketlerin, müşterek müteselsil borçluluğu kapsayan kefaletler dahil, kefil olduğu borçlarda ise kayyumluğun devamı süresince borcun öncelikle asıl alacaklıdan ya da diğer kefillerden tahsili yoluna gidilir. ” hükümlerini getirmiştir.
694 sayılı KHK’nın 196. maddesi ile eklenen “Kayyım atanan şirketlerde kefalet” başlıklı geçici 1. maddesinde “(1) Bu Kanun Hükmünde Kararname ile 37 nci maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklik hükümleri, bu maddenin yayımlandığı tarih itibarıyla başlatılmış olan takip ve tahsil işlemleri hakkında da uygulanır.” hükmününü içermektedir.
678 sayılı KHK’nın 37. maddesi açıkça TMSF’nın kayyum olarak atandığı şirketler aleyhine takip yasağı düzenlemesi getirmemiş, borçların tahsilinde izlenecek yolu belirlemiştir. OHAL döneminde yapılan düzenlemeler ile bu şirketlerin ülke ekonomisine yeniden kazandırılmaya çalışıldığı, şirketlerin iktisadi faaliyetlerini sürdürmesi, üretim ve istihdama katkı sağlamasının hedeflendiği, terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan şirkete kayyım olarak atanmış TMSF temsilcilerinin içi boşaltılmış ve ağır borç yükü altında olan şirketleri idare etmesi ve ekonomiye yeniden kazandırılmasının önem arz ettiği görülmüştür.
674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 20/1 maddesine göre “19.12.2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi TMSF tarafından devralınan şirketler ve bunların varlıkları ile ilgili olarak verilen yetkiler, bu Kanun Hükmünde Kararname ile TMSF’ye verilen kayyımlık görevi ile satış veya tasfiye işlemlerinde bu şirketlerin yahut bunların sahiplerinin fona borçlu olup olmadığına ve varlıkları üzerinde fon haczi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kıyasen uygulanır” hükmü getirilmiş olup, 678 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin 33. maddesi ile değiştirilen 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 134. maddesinin 5. fıkrasının son cümlesi uyarınca da, “Ticari ve İktisadi bütünlük oluşturulmasına karar verilmesinden itibaren 2 yıl içerisinde ticari ve iktisadi bütünlük oluşturan varlıklar ile ilgili işletmelere ait menkul, gayrimenkul mal ve her türlü hak ve alacaklar ile 3. kişiler nezdindekiler de dahil nakit varlıkların imtiyazlı alacaklar dahil 3.kişiler tarafından haczi, muhafaza altına alınması ve satışı talep edilemez” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
Somut olayda borçlu şirketin Fon Kurulu’nun 10.05.2019 tarih ve 2019/273 sayılı kararı ile 2 yıllık süreyle ticari ve iktisadi bütünlük kapsamına alındığı ve yine Fon Kurulu’nun 06.05.2021 tarih ve 2021/189 sayılı kararı ile borçlu şirket hakkında yeniden ticari ve iktisadi bütünlük oluşturulmasına karar verildiği görülmektedir. TMSF tarafından yeniden verilen ticari ve iktisadi bütünlük kararının iptaline yönelik bir idari başvuru ya da yargı yoluna gidilmediği görülmekle, anılan kararın yasaya aykırı olduğundan bahisle uygulanamayacağı yönündeki iddianın dar yetkili icra müdürlüğü ve icra mahkemesinde dinlenebilmesine hukuken imkan olmadığı, yeniden iktisadi bütünlük kararı verilmesinin hukuka uygun olup olmadığının icra mahkemesince tartışılamayacağı, iktisadi bütünlük kararının idari başvuru ya da yargı yolu neticesinde iptal edilmediği sürece geçerli olduğu ve 678 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin 33. maddesi ile değiştirilen 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 134.maddesinin 5. fıkrasının son cümlesindeki “…. 3. kişiler tarafından haczi, muhafaza altına alınması ve satışı talep edilemez” düzenlemesi göz önüne alındığında; ticari ve iktisadi bütünlük kararı ile şirketlerin ülke ekonomisine yeniden kazandırılmaya çalışılması, şirketlerin iktisadi faaliyetlerini sürdürmesi, üretim ve istihdama katkı sağlaması hedeflendiğinden karar tarihinden itibaren iki yıl içerisinde bütünlüğe dahil olan işletmenin menkul, gayrimenkul, hak ve alacakları, üçüncü kişilerdeki alacaklarının haczi mümkün değildir.
O halde, İlk Derece Mahkemesince verilen şikayetin kabulüne dair karar yerinde olmakla alacaklının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.