YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/10888
KARAR NO : 2023/550
KARAR TARİHİ : 26.01.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/961 E., 2022/1025 K.
DAVA TARİHİ : 09.12.2020
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 7. İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/736 E., 2021/204 K.
Taraflar arasındaki borca itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın şikayetçi borçlu tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı şikayetçi borçlu tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı borçlu vekili itiraz dilekçesinde; alacaklı tarafından aynı kredi borcundan kaynaklanan alacağın daha önce de takibe konularak mükerrer takip başlatıldığını, alacağın ipotekle de teminat altına alındığını, faiz oranının fahiş olduğunu ileri sürerek hakkında başlatılan 2 adet ilamsız icra takibinin iptaline ve alacaklı aleyhine takip miktarının %20’si oranında tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı alacaklı vekili cevap dilekçesinde; davacının, takibe itirazı sonucu takibin durdurulmasına karar verildiğinden dava açmakta hukuki yararı bulunmadığını, takiplerin farklı alacak kalemlerine ilişkin olduğunu, mükerrerliğin bulunmadığını, faize itirazın süresinden sonra ileri sürüldüğünü savunarak davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; alacaklı tarafından borçlu hakkında genel haciz yolu ile ilamsız icra takibine başlandığı, borçlunun mükerrerlik iddiasının ile faize itirazının borca itiraz niteliğinde olup, takibin şekline göre İİK’nın 62. maddesi uyarınca icra dairesine yapılması gerektiği, başvurunun icra dairesi yerine icra mahkemesine yapılmasının fuzuli bir talep olup sonuç doğurmayacağı gerekçesi ile davanın reddi ile yasal şartları oluşmadığından davalının tazminat ve disiplin para cezasına yönelik talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı borçlu vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı borçlu vekili, dava dilekçesini tekrarla taleplerinin, şikayet niteliğinde olduğunu, mahkemece borca itiraz olarak vasıflandırılmasının hatalı olduğunu, aynı alacağın ipotekle teminat altına alınması nedeniyle anılan takiplerden sonra ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibine de konu edildiğini ileri sürerek mahkeme kararının kaldırılması ile şikayetin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; borçlunun mükerrerlik iddiasının borca itiraz niteliğinde olduğu, takibin şekline göre bu itirazın İİK’nın 62. maddesi uyarınca icra dairesine yapılması gerektiği, başvurunun icra dairesi yerine icra mahkemesine yapılmasının fuzuli bir talep olup sonuç doğurmayacağı gerekçesiyle davacı borçlu vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı borçlu istinaf nedenlerini tekrarla Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı borçlunun mükerrerlik iddiasına dayalı borca itiraz başvurusuna ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 62. maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, sair yasal mevzuat.
3. Değerlendirme
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, itiraz dilekçesinde ileri sürülmeyen hususların, istinaf ve temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceğinin tabii bulunmasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı borçlu vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Alınması gereken 179,90 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
İcra Hukuku uygulamasında “mükerrer takip” olarak ifade edilen icra takibinde derdestlik, alacaklının aynı alacağı için aynı borçluya karşı eş zamanlı olarak birden fazla icra takibine başvurduğu duruma ilişkin olup sonraki takibin mükerrer olduğu iddiasının şikayet mi yoksa borca itiraz mı olduğu konusunun incelenmesi gereklidir.
Derdestlik bir davanın açılması ile başlayıp kural olarak dava sonunda verilen hükmün şekli anlamda kesinleşmesine kadar devam eden Usul Hukukuna ilişkin bir askı durumudur. (Tanrıver Süha; Medeni Usul Hukuku, C.I. Ankara 2016 s. 645).
Derdestlik HMK madde 114/1 ‘de düzenlenmiştir. Aynı davanın daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması anlamına gelmekte olup, dava konusuna ilişkin olumsuz dava şartlarından birisidir. Derdestlik itirazının medeni yargılama sürecindeki amaçları şunlardır; Usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine katkıda bulunma, davacının dürüst olmayan davranışlarını önleme, çelişik kararlarının verilmesini önleme, kamu yararını gerçekleştirme (Tanrıver, Usul 645).
Derdestlik itirazına HMK 114/1 maddesinde yer verilmemiş olsaydı da, açılmış ve halen görülmekte olan bir davanın tekrar açılmasında hukuki yararın bulunmaması sebebi ile, hukuki yarar da HMK’nın 114/1-h maddesinde dava şartı olarak düzenlenmesinden hareketle bile derdestlik olgusunun mahkemece davanın her aşamasında araştırılabileceğini ve tarafça da davanın her aşamasında dile getirilebileceğini söylemek mümkün olurdu. Bir başka deyişle derdestlik itirazı, bir dava şartı olan hukuki yarar eksikliğinin somut ve özel planda bir uygulama biçimini ifade eder. (Tanrıver, Usul s. 646).
Derdestlik itirazının temelinde “non bis in idem” ilkesi bulunur. Ceza yargılaması bağlamında söz konusu ilke “aynı fiilden dolayı aynı kişinin birden fazla kovuşturulması ve yargılanması yasaktır” ya da “aynı fiilden ötürü bir kişi ancak bir kez yargılanabilir” şeklinde anlamlandırılmaktadır. (Yurtcan,. E. Ceza Yargılamasında Kesin Hüküm, 2. B. İstanbul 1987 s. 34).
İcra hukukunda “derdestlik” konusunda pozitif bir düzenleme yer almamaktadır. İcra takibinde de derdestlikten anlaşılması gereken devam etmekte olan bir icra takibinin mevcudiyetine rağmen aynı alacaklının aynı borçluya karşı aynı alacak sebebi ile yeniden icra takibi başlatılmasıdır. Kanuni bir düzenleme olmaması sebebi ile gerek öğretide gerekse Yargıtay’ın kararlarında icra takibinin derdestliğinin (mükerrerliğinin) şikayet veya itiraz yolu ile ileri sürülebileceği ile ilgili farklı görüşler ileri sürülmüştür.
Mevcut bir icra takibi devam ederken alacaklının alacağı için ikinci icra takibi yapmasında korunmaya değer bir hukuki menfaati bulunmamaktadır.( Arslan, Ramazan / Yılmaz Ejder / Taşpınar, Ayvaz, Sema / Hanağası Emel, İcra ve İflas Hukuku. S.B. Ankara 2019, s. 147). İşte bu durumda menfaati ihlal edilen taraf olarak borçlunun korunması söz konusu olacaktır. Hukuki yarar kavramı sadece bir dava şartı değil, Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku başta olmak üzere hukuken talep hakkının ileri sürüldüğü her alanda aranan bir şarttır. Talep edilen subjektif hak bakımından tercih edilen talep usulü gereksiz, fazla emek ve zaman gerektiren bir yol ise talep sahibinin hukuki yararı olmadığı kabul edilir.
Nitekim ilama dayalı bir alacağının ilamsız takip konusu yapılamayacağına ilişkin 26.05.2017 tarihli ve 2017/2 E., 2017/3 K. sayılı Yargıtay Büyük Genel Kurul İçtihadı Birleştirme Kararında hukuki yarar yokluğu, borçlunun hukuki durumun ağırlaştırıldığı, taraflar arasındaki menfaat dengesinin bozulduğu sonucuna varılmıştır. Derdest bir icra takibi varken, alacaklının aynı borca ilişkin aynı borçluya yönelik olarak ikinci bir takip yapmasında hukukça korunmaya değer bir menfaati yoktur.
Derdest takip var iken aynı borçluya ikinci bir icra takibi başlatılması, borçlunun hak arama hürriyetinin ihlal edilmesine yol açarken, ayrıca gereksiz gider yapılması yüzünden takip sonucunda ödemekle yükümlü olacağı borç miktarını da artıracaktır. Bu durum takip ekonomisi ilkesine de aykırıdır. Öte yandan bu husus HMK 29’da yer alan “Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğüne de aykırılık oluşturacaktır.
İcra takibinde derdestlik için icra takibinin türünün aynı olması gerekli değildir.
İİK’nın 45/1 maddesi uyarınca alacağı rehinle temin edilen alacaklının önce rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapması kural olarak zorunludur. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayete tabidir.
Ancak rehinle temin edilen alacak aynı zamanda bir kambiyo senedine bağlanmış ise bu durumda alacaklı, önce rehnin paraya çevrilme kuralına tabi olmaksızın, dilediği takip yolunu seçerek alacağına kavuşmak isteyebilir. (İİK m. 45/2, m. 167/1). İşte bu durumda alacaklı kambiyo senedine bağlanan alacağı için kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yaparken, aynı alacak için rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip (ya da tersi; rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip devam ederken aynı alacak için kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip) başlattığında da icra takibinde derdestlik oluşacaktır.
Bu konuda Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2016 yılından itibaren verdiği kararların da derdestlik nedeniyle sonraki takibin süresiz şikâyet yolu ile iptal edilebileceği bu hususun kamu düzenine ilişkin olduğu yönünde istikrarlı kararlar vermektedir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2016 yılı öncesi ikinci takipte “tahsilde tekerrür olmama kaydı”nın konulması halinde İİK m. 45/3 ve m. 167 hükümleri uyarınca aynı borç ilişkisi nedeniyle hem kambiyo senedi, hem rehin hakkı olan alacaklının aynı zamanda borçlu aleyhine hem rehnin paraya çevrilmesi yolu ile hem de kambiyo senetlerine özgü takip yolu ile takibe geçilmesinde engel bulunmadığına karar vermekte idi.
“Rehinle teminat altına alınmış ve ayrıca kambiyo senedine de bağlanmış alacağın tahsili amacı ile borçlu aleyhinde tahsil de tekerrür olması kaydı ile aynı anda ve sıra gözetilmeksizin hem rehnin paraya çevrilmesi yolu ile hem de kambiyo senetlere mahsus haciz yolu ile takip yapılıp yapılmayacağı” konusunda içtihatların birleştirilmesi talep edilmiş ve görüşmeler sonucunda Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 20.01.2023 tarih, 2021/2 E., 2023/1 K. sayılı kararı ile derdestliğin takip şartı olduğu derdest takip var iken aynı alacak ile ilgili aynı taraflar arasında ikinci bir takip yapmakta alacaklının hukuki yararı bulunmadığı gerekçelerine dayanılarak aynı anda hem kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip hem de rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılamayacağı yönünde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Böylece aynı alacak için değişik takip yollarına başvurulmasında yasal engel bulunmadığından yola çıkılarak mevcut bir icra takibi devam ederken alacaklının “tahsilde tekerrür olmamak” kaydı ile aynı alacak için aynı borçluya ikinci (yeni) bir icra takibi başlatılmasında yasal bir engel olmadığı ve bu durumda derdestliğin (mükerrerliğin) oluşmayacağını kabul eden görüşün içtihadı birleştirme kararı konusunda uygulama kabiliyeti kalmamıştır. İcra takibinde derdestliğinin koşulları kanunda düzenlenmemiş olsa bile derdestliğin Medeni Usul Hukuku’nda dava şartı olmasına paralel olarak icra takibi bakımından da takip şartı haline gelmiştir. HMK m. 114/1’de derdestliği dava şartı olarak düzenlemesinin gerekçeleri icra takibi bakımından da geçerlidir. Zira icra takibinde de mevcut icra takibi devam ederken aynı alacaklının aynı borçluya karşı aynı alacak için tekrar icra takibi yapmasında hukuki bir yararı bulunmamaktadır. Takip şartı olarak derdestlik icra müdürü tarafından re’sen dikkate alınır. Takip şartı olan derdestlik itirazı kamu düzenine ilişkin olduğundan süresiz şikayet yolu ile icra mahkemesinde ileri sürülür. Zira şikayet icra ve iflası organlarının takip hukukuna aykırı işlemler sebebi ile icra mahkemesine başvurulan bir hukuki çaredir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin derdestliğinin takip şartı olduğuna ilişkin kararları da bulunmaktadır. (12 H.D. 11.01.2016 23282/10; 12 H.D. 27.10.2015,13155/25994; 12 H.D. 28.05.2015, 10345/14609; 12 H.D. 04.12.2014, 21481/29314; 12 H.D. 25.03.2014, 5146/8532). İcra İflas Kanunu’nda hakkın yerine getirilmemesi veya sebepsiz sürüncemede bırakılması nedeni ile ileri sürülecek şikayet, bir süreye tabi tutulmamıştır (İİK m. 16/2). Ancak İcra ve İflas Kanunu’nda açık bir hüküm bulunmamasına rağmen kamu düzenine aykırı işlemlere karşı şikayetin bir süreye tabii olmadığı öğretide benimsenmiş olup Yargıtay kararlarında da kabul edilmektedir. Kamu düzeni, borçlunun, üçüncü kişilerin ve kamunun (ammenin) menfaatlerini korumak için konulmuş amir hükümlerine aykırı olarak yapılmış işlemler, kamu düzenine aykırıdır. Başka bir tanımlamaya göre kamu düzenine aykırılık, takibin tarafları veya üçüncü kişiler lehine kamu yararı amacı ile konulmuş emredici hükümlerin açıkça ve ağır biçimde ihlalidir. İcra Hakimi kamu düzenine aykırı işlem olup olmadığını kendiliğinden (re’sen) gözetir. (Pekcanıtez, Hakan; İcra ve İflas Hukukunda Şikayet, İstanbul 2017 s. 380, s. 148). Kamu düzenine aykırı olan bu işlemlere karşı her zaman (icra takibi bitinceye kadar) şikayet yoluna gidilebilir (Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013 s. 109).
Alacağın hem rehin ile teminat altına alındığı hem de kambiyo senedine bağlandığı alacaklar bakımından Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca verilen içtihadı birleştirilen kararında derdestlik ve hukuki yararın takip şartı olduğu ilkesi kabul edilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları bağlayıcı gerekçesi ile yol gösterici olup bu aşamadan sonra adi alacaklar ve rehinli alacaklar arasında derdest (mükerrer) takip söz konusu olduğunda farklı bir uygulama yapılmasından söz edilemez.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin ilamsız icra takibinde derdestlik iddiasının borca itiraz şeklinde ileri sürülmesi gerektiğine ilişin kararları bulunmaktadır. Ancak ilamlı icra takibinde şikayet yolu ile ileri sürülebileceği Yargıtay 12. Hukuk Dairesince kabul edilmektedir.
İlamsız icra takibinde derdestlik (mükerrerlik) itirazının icra dairesine itiraz olarak ileri sürüleceği görüşünün kabulü halinde borçlu süresinde itiraz etmez ise takip kesinleşmiş olduğundan takip konusu alacağı ikinci kez ödemek zorunda kalabilir. Borçlu icraya itirazında sadece derdestlik itirazında bulunmuş ise Yargıtay 19. Hukuk Dairesi alacaklının, takip konusu alacağa ilişkin olmayan bir itirazın, iptali için dava açılamayacağı, alacaklının itirazın kaldırılmasını icra mahkemesinde talep edebileceği görüşündedir. (19. HD. 31.01.2012, 7096/1196). Borçlu maddi hukuka ilişkin sebeplerle borçlu olmadığını tespit ettirmek için açtığı menfi tespit davasında derdestlik iddiasını ileri sürebilmesi konusu da hukuki yarar yönünde tartışmalıdır. ( Kılınç, Ayşe; İcra Takibinde Derdestlik, Ankara 2020 s. 176-177.)
İcra İflas Hukukunda açık bir düzenleme yok ise Medeni Usul Hukuku hükümleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde kıyas yolu ile icra hukukunda da uygulanır. Derdestlik 1086 sayılı HMK’nın yürürlükte olduğu dönemde ilk itiraz olarak düzenlenmiş iken, 6100 sayılı HMK m. 114/1.1’de bir dava şartı olarak kabul edilmiştir. İİK’da derdestlik iddiasının ileri sürülme şartları yönünden bir düzenleme bulunmadığından, Medeni Usulde dava şartı olan derdestlik, İcra takibi bakımından takip şartı haline gelmiştir. İcra takibinde derdestlik koşulları oluştuğunda, kamu düzenine aykırılık gündeme geleceği için derdestlik iddiasının süresiz şikayet yolu ile icra mahkemesinde ileri sürülmesi gerekir. Bu konuda derdestlik iddiasına bulunulan takibin ilamsız olması halinde takibe itiraz olarak icra dairesinde, ilamlı takiplerde ise şikayet olarak icra mahkemesinde ileri sürülmesinin yukarıda açıklanan İçtihadı Birleştirme Kararı dikkate alındığında hukuki bir değeri kalmamıştır.
Somut olayda; Şikayetçi borçlu, verdiği şikayet dilekçesinde, alacaklı tarafından, aynı kredi borcundan kaynaklanan alacağı için başlattığı genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi devam eder (derdest) iken mükerrer olarak genel haciz yolu ile ilamsız icra takiplerinin yapıldığını aynı alacağın zaten ipotekle teminat altına alındığını, mükerrer ilamın icra takiplerinin iptali ile takip miktarı üzerinden %20 oranında lehine tazminata karar verilmesini ve ayrıca fahiş faiz oranının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
İcra mahkemesinin borçlunun bu iddiasını borca itiraz niteliğinde görerek itirazın İİK’nın 62. maddesi uyarınca icra dairesine yapılması gerektiği, icra dairesi yerine icra mahkemesine yapılan itirazın fuzuli olup sonuç doğurmayacağı gerekçesi ile reddine karar verdiği görülmektedir.
Borçlu vekili istinaf dilekçesinde şikayet nedenlerini tekrarladığı ve ayrıca şikayet dilekçesinde aynı alacağın ipotekle teminat altına alındığı iddiasına ek olarak genel haciz yolu ile ilamsız icra takiplerinden sonra alacaklının aynı icra müdürlüğünün 2019/7758 esas sayılı icra dosyası üzerinden ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile mükerrer icra takibi yaptığını belirtmiştir.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıkladığı üzere icra takibinde derdestliğin HMK’da dava şartı olarak düzenlenmesine paralel olarak icra takiplerinde takip şartı haline gelmiş ve bu husus Yargıtay Büyük Genel Kurul İçtihadı Birleştirme Kararı ile de benimsendiğinden, derdestlik iddiasının ileri sürüldüğü icra takibinin ilamlı veya ilamsız olduğuna bakılmaksızın süresiz şikayet yolu ile icra mahkemesinde ileri sürülmesi gerekir. Nitekim borçlu da icra mahkemesinde derdestlik şikayetinde bulunduğuna göre mahkemece işin esası incelenerek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken derdestliğin icra dairesinde ileri sürülebilecek itiraz olup icra dairesi yerine icra mahkemesine yapılan başvurunun sonuç doğurmayacağı gerekçesi ile reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Öte yandan borçlu şikayet dilekçesinde aynı alacağın ipotekle takip edildiğini, itiraz dilekçesinde de ilamsız icra takiplerinden sonra ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi yapıldığını icra dosya numarası vererek ileri sürdüğüne göre Bölge Adliye Mahkemesince İİK m. 45/1 maddesi kapsamında bir inceleme yapılmaması da doğru bulunmamıştır.
Sonuç olarak Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak, İcra Mahkemesi kararının bozulması görüşünde olduğumdan, kararın onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.