YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/13884
KARAR NO : 2023/794
KARAR TARİHİ : 13.02.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/49 E., 2022/70 K.
DAVA TARİHİ : 26.05.2009
HÜKÜM/KARAR : Kabul/Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 39. İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/49 E., 2022/70 K.
Taraflar arasındaki kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan icra takibine itiraza ilişkin yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 20.03.2012 tarihli ve 2011/24126 Esas, 2012/8524 Karar sayılı kararı ile bozulmuş, Dairemizin 17.12.2012 tarihli ve 2012/15775 Esas, 2012/38212 Karar sayılı kararı ile karar düzeltme talebinin reddine karar verilmiş, bozma üzerine Mahkemece bozma ilâmına direnilmiş ve bu kararın da borçlu vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizce bozma kararı yerinde bulunarak direnme kararı incelenmek üzere dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2019 tarihli ve 2017/12-766 Esas 2019/289 Karar sayılı ilâmı ile direnme kararının usulden bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne, takibin davacı/borçlu yönünden iptaline, davacı yanın kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle; Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı/ borçlu vekili dava dilekçesinde; takibe konu çekte, ciro zincirinde kopukluk olduğunu, çek aslı üzerinde tahrifat yapıldığını, bedel ve keşide tarih kısmının tahrifatlı olduğunu ve parafların borçlu keşideciye ait olmadığını, kendilerinden çek tazminatı ve komisyon talep edilemeyeceğini, ayrıca faizin fahiş olduğunu ileri sürerek takibin iptalini, alacaklı aleyhine asıl alacak miktarının %40’ı oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı/alacaklı vekili cevap dilekçesinde; takip konusu çekte usulüne uygun ciro silsilesi içinde borçlunun ciro imzasının bulunduğunu, ciro zincirinde kopukluk olmadığını, borçlunun kendi ciro imzalarına bir itirazı olmadığını, çekin yeniden keşideciye dönüp dönmediğini bilemediklerini, borçlunun inkâr etmediği ciro imzası sebebi ile sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek itirazın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 21.05.2010 tarihli ve 2009/1044 Esas, 2010/1061 Karar sayılı kararı ile davacı borçlunun çekte ciranta olduğu, kambiyo evrakında herhangi bir geriye dönüş cirosuna rastlanmadığı, yapılan değişikliklerin paraf imzası ile onaylandığı, ciranta konumunda bulunan borçlunun keşideciye veya bir başka borçluya ait imza ya da paraf imzasına itiraz hakkının bulunmadığı, ayrıca mahkemenin kambiyo evrakının düzenleniş sebebine dayalı olarak temeldeki hukuki ilişkiye ait inceleme yapma yetkisine sahip bulunmadığı, bu olguların ancak açılacak bir menfi tespit davasında yargılama konusu edilebileceği, kaldı ki geriye dönüş cirosu açıkca belirtilmediğine göre davacı borçlunun çeki iade ederken ciroyu iptal etme hak ve yetkisine sahip iken böyle bir iptal ibaresine rastlanmadığı, bu nedenle İİK 170/a madde kapsamında kalan şikayetlerin yerinde bulunmadığı, ne var ki davacının çekte ciranta olduğu ve TTK 695/son madde kapsamında çek tazminatı ile sorumlu tutulamayacağı ayrıca 3095 sayılı yasanın 2/2 maddesi kapsamında 156 TL işlemiş faiz alacağının bulunduğu ve bu miktarın üzerinde kalan işlemiş faiz alacağının iptaline karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle davanın kısmen kabul kısmen reddine, davacının çekte ciranta olduğu anlaşılmakla TTK 695/son maddesi gereğince çek tazminatı ve komisyon alacağına yönelik kısmın davacı yönünden iptaline, davalı takip alacaklısının 156 TL işlemiş faiz alacağı bulunduğu anlaşılmakla bu miktar üzerinde kalan kısmın iptaline, sair itiraz ve şikayetlerinin reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar temyiz isteminde bulunmuştur.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Dairemizin 20.03.2012 tarihli ve 2011/24126 Esas, 2012/8524 Karar Sayılı kararı
“…1-Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere ve kararın gerekçesine göre alacaklının temyiz itirazlarının REDDİNE;
2-Borçlunun temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Takip dayanağı çekin arka yüzünün incelenmesinde muteriz cirantaya çekin lehtarın cirosu ile geçtiği görülmüştür. Ciro silsilesinde yer alan cirantanın TTK’nın 720. maddesi gereğince çek hamilinin kendisine müracaat etmesi halinde dayanak çekin keşide tarihinde yapılan tahrifatla ibrazın süresinden sonra olduğuna ilişkin itirazı kendisine müracaat halinde ileri sürebilir. İcra mahkemesince yapılacak iş keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı (bilirkişi mütalaasına başvurularak) tespit olunduktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibaretken cirantanın böyle bir itirazı ileri süremeyeceğinden bahisle istemin reddi isabetsizdir.” gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur.
B.Karar Düzeltme
Alacaklı vekilinin, Dairenin 20.03.2012 tarihli ve 2011/24126 Esas, 2012/8524 Karar sayılı kararına yönelik karar düzeltme istemi 17.12.2012 tarihinde reddedilmiştir.
C. Mahkemece Verilen Direnme Kararı
Mahkemenin 04.04.2013 tarihli ve 2013/94 Esas, 2013/270 Karar sayılı kararı ile ile; Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 20.03.2012 tarihli ve 2011/24126 Esas, 2012/8524 Karar sayılı bozma ilamına karşı çekin keşide tarihi ile bedel kısmında değişiklik yapıldığı, ancak bu değişikliğin keşideci firma yetkilisi tarafından paraf edildiği, bundan sonra çeki lehtarın cirosu ile elinde bulunduran davacının bir başka çek borçlusunun imzasına veya paraf imzasına itiraz edemeyeceği, zira çekte her imza yönünden bağımsız sorumluluğun söz konusu olduğu, dolayısıyla keşidecinin paraf imzasını ihtiva eden ve bu düzeltmeden sonra tedavüle konulan çekte cirantanın tedavül öncesi veya çekin kendisine gelmesinden önce diğer ilgililer tarafından yapılan imza veya paraf imzasına itiraz hakkının bulunmadığı, bu hakkın ancak imza sahibine ait olduğu, Türk Ticaret Kanunu’nda imzaların bu anlamdaki bağımsızlığı ilkesine çeşitli hükümlerde yer verildiği gerekçesi ile direnilmesine, davacı yanın kesinleşen kısım dışında kalan sair itiraz ve şikayetlerini reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Hukuk Genel Kurulu Kararı
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede, Daire kararının yerinde olduğu belirtilerek temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.
2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2019 tarihli ve 2017/12-766 Esas 2019/289 Karar sayılı ilâmı ile
“…
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; çek hamilinin müracaatı halinde ciro silsilesinde yer alan cirantanın, keşide tarihindeki tahrifat olgusu iddiası ile çekin ibraz süresinden sonra ibraz edildiğine ilişkin itirazı ileri sürüp süremeyeceği, burada varılacak sonuca göre keşide tarihinde tahrifat olgusunun bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce yerel mahkemece direnme kararının hüküm kısmında daha önce verilen ve alacaklının temyiz itirazları reddedilerek bozma kapsamı dışında kalan çek tazminatı, komisyon ve faiz alacağı konusunda yeniden hüküm kurulmayarak “…kesinleşen kısım dışında kalan sair itiraz ve şikayetlerin REDDİNE…” yönelik hüküm kurulmuş olmasının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297’inci ve “Hükmün Yazılması” başlıklı 298’inci maddelerine aykırı olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir.
Bu noktada tartışılması gereken husus bozma kararı ile bozma kapsamı dışında kalan hususlar da dâhil ilk hükmün tamamen ortadan kalkıp kalkmadığı, varılacak sonuca göre direnme kararında bozma kapsamı dışında kalan konularda da karar verilmesinin gerekip gerekmediğidir…
…Yerel mahkeme kararı, bozma kararı ile birlikte ortadan kalkıp hukuki geçerliliğini yitirmekte olup, bozulan karar sonraki kararın eki niteliğinde değildir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2017 tarihli ve 2017/8-1616 E., 2017/1707 K., 05.04.2017 tarihli ve 2017/19-909 E. 2017/622 K., 14.05.2014 tarihli ve 2013/9-1989 E., 2014/657 K., 05.10.2011 tarihli ve 2011/20-607 E.-604 K., 10.10.2012 tarihli ve 2012/9-851 E., 2012/705 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler vurgulanmıştır.
Yerel mahkeme kararı bu hâliyle az yukarıda açıklanan ilkelere uygun olmayıp, ortada usulünce oluşturulmuş bir direnme kararı bulunmamaktadır.
Hâl böyle olunca, mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 ve 298’inci maddeleri gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görüldüğünden sair temyiz itirazları incelenmeksizin direnme kararının usule ilişkin bu nedenle bozulması gerekmiştir…
Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının usulden BOZULMASINA,…” karar verilmiştir.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 28.09.2022 tarihli ve 2022/49 Esas 2022/70 Karar sayılı kararı ile; davacının tahrifat iddiasının değerlendirilmesi için aldırılan bilirkişi raporunda çekin keşide tarihi evvelce “20.01.2008” olarak yazılmışken, çek keşide tarihinin mevcut durumu olan “20.04.2009” şekline dönüştürülmüş olduğunun bildirildiği, bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, 6102 sayılı TTK’nın 796. maddesine göre, yasal süre içinde çekin muhatap bankaya ibrazı zorunlu olduğu, ibraz edilmemesi halinde alacaklı, 6102 sayılı TTK’nın 808. maddesi gereğince takip borçlularına karşı müracaat hakkını kaybedeceği, süresinde bankaya ibraz edilmeyen çekin, adi havale niteliği taşıdığından borç ikrarını içermeyeceği, bu itibarla, borçlular hakkında bu belgeye dayanılarak takip yapılamayacağı (Emsal: Yargıtay 12. HD’nin 2015/31544 Esas – 2016/6538 Karar nolu 07.03.2016 tarihli kararı), somut olayda takibe konu çekin gerçek keşide tarihinin 20/11/2008 olduğu, ibraz tarihinin ise 20.04.2009 olduğu, çekin süresinden sonra ibraz edildiği gerekçesi ile davanın kabulüne, takibin davacı yönünden iptaline, şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
VII. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı/alacaklı vekili temyiz dilekçesinde; rapora itirazlarının değerlendirilmediğini, iyi niyetle alacağını tahsil etmeye çalıştığını, çekteki değişikliğin paraf imza ile onaylandığını, borçlunun dava dışı borçlular ile iş birliği halinde borçtan kurtulmak için tahrifat iddiasında bulunduğunu, en kötü çek miktarı 25.000 TL’den sorumlu olmaları gerektiğini, borçlunun borcu inkar etmediğini, cirosunu iptal etmediğini ileri sürerek Mahkeme kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, borçlu cirantanın çek tazminatı, komisyon ve faize itirazları ile birlikte kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan icra takibine konu çekin keşide tarihinde yapılan tahrifat nedeniyle süresinde ibraz edilmeyen çekin kambiyo vasfı taşımadığı şikayetine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 297 ve 298 inci madde hükümleri
TTK’nın 796 ve 808 inci madde hükümleri
3. Değerlendirme
1.Direnme kararları bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Direnme kararı ile mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Bu aşamada yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararın direnme doğrultusunda yazılmasından ibarettir. Bu bakımdan direnme kararından dönme (rücu) mümkün değildir. Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardandır. Nitekim bu kurala yasa koyucu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı HMK/HMK) 294. ve 297. maddeleriyle hayatiyet kazandırmıştır.
2.Gerçekten de, HMK’nın 294. ve 297. (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 381. ve 388. maddeleri) maddeleri emredici hükümlerden olup kamu düzeni amacı ile getirilmiştir. Bu madde hükümlerine göre kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. Karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni bir hüküm kurulamaz. Aksinin kabulü mahkemelere olan güveni sarsacağı için hiçbir suretle mümkün görülemez.
3.Bilindiği üzere, HMK’da (mülga 1086 sayılı HUMK) “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
4. Kazanılmış haklar hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
5. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına karşı direnme kararı vermesi ile direnme kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).
6. Burada hemen belirtmek gerekir ki, usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerektiği de gözden kaçırılmamalıdır.
7. Somut olayda, davacı yanın kesinleşen kısım dışında kalan sair itiraz ve şikayetlerinin reddine dair verilen direnme kararının davacı vekili tarafından temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulu tarafından usule ilişkin bozma kararı verildiği, yeniden yapılan yargılama sonrasında mahkeme tarafından gerekçeli kararda Hukuk Genel Kurulu bozma ilamına uyulduğunun belirtilmesine karşın bu kararın gereği yerine getirilmeyerek, takibe konu çekte tahrifat iddiası yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılarak çekin süresinden sonra ibraz edildiği gerekçesi ile davanın kabulü ile takibin davacı yönünden iptaline karar verildiği, kararın davalı vekili tarafından esas yönünden temyiz edildiği anlaşılmıştır.
8.Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde; mahkemece direnme kararı verilmekle taraflar yönünden usulü kazanılmış hakkın doğduğunda kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Bu karardan dönülerek Dairemizin bozma kararına uyulması yasal olmadığı gibi, 1086 sayılı HUMK’nın 439/son maddesi gereğince mahkemeleri bağlayıcı nitelikte bulunan Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma ilamına aykırı karar verilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.
9. Açıklanan nedenlerle, direnme kararı verildikten sonra söz konusu karar esas yönünden bozulmadan başka bir karar verilmesinin mümkün olmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2019 tarihli ve 2017/12-766 Esas 2019/289 Karar sayılı kararında direnme kararının esas yönünden doğru veya yanlış olduğu yönünde bir inceleme yapılmadığı hususu göz önüne alındığında, mahkeme tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararında açıklandığı şekilde bir direnme kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile direnme kararı esastan bozulmuş gibi yorumlanarak Dairemizin bozma kararının gereğini yerine getirecek şekilde araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra davanın kabulüne dair karar vermesi isabetli bulunmamıştır.
10. Bu nedenlerle mahkemenin 28.09.2022 tarihli ve 2022/49 Esas 2022/70 Karar sayılı kararının açıklanan usuli nedenle bozulması gerekmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.10.2009 gün ve 2009/9-397 E., 2009/453 K.; 19.03.2008 gün ve 2008/15-278 E., 2008/254 K.; 22.06.2011 gün ve 2011/11-344 E., 436 K.; 29.02.2012 gün ve 2011/9-754 E., 2012/102 K.2020 (7)9-456 E.,2021/474 K. sayılı kararları).
VIII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,
Bozma kapsamına göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
İlamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,
13.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.