Yargıtay Kararı 12. Hukuk Dairesi 2022/9721 E. 2023/2574 K. 12.04.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/9721
KARAR NO : 2023/2574
KARAR TARİHİ : 12.04.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 10. İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki genel haciz yoluyla ilamsız icra takibinde ödeme emri tebligat usulsüzlüğü ile İİK’nın 58/3 ve 61/1 maddesi gereğince takibin dayanağı olan belgenin ödeme emrine eklenmediği iddiasına dayalı şikayet üzerine yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince şikayetin kabulüne karar verilmiştir.

Kararın alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Borçlu icra mahkemesine başvurusunda, takipten 14.12.2021 tarihinde haberdar olduğunu, ödeme emri tebliğ zarfına işte olduğu yazılmış ise de adrese dönüp dönemeyeceğinin araştırılmadığını ve mazbataya yazılmadığını, tebligat yapılan ablası … ile aynı konutta oturmadığını, aynı apartmanın farklı dairelerinde oturduklarını, ayrıca takibe dayanak gösterilen ihtarnamenin tebligata eklenmediğini ileri sürerek tebliğ tarihinin 14.12.2021 olarak düzeltilmesine ve ödeme emrinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Alacaklı, tebliğ işleminin usulüne uygun olduğunu, ilamsız takipte takibe dayanak belgenin takip talebine eklenmesinin şart olmadığını, ödeme emrine eklenmemesinin de ödeme emrinin iptalini gerektirmeyeceğini ileri sürerek şikayetin reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. Gerekçe ve Sonuç
Şikayetçi borçluya gönderilen 25.11.2021 tarihli ödeme emri tebliğ mazbatasının incelenmesinde; muhatabın işte olduğu belirtilerek evrakın birlikte ikamet eden ablası …’e tebliğ edilmiş olduğu; ancak muhatabın tevziat saatinden sonra adrese dönüp dönmeyeceği, adreste bulunmama sebebinin geçici mi sürekli mi olduğu yönünde bir araştırma yapılmadan, adreste bulunmama sebebi tespit edilmeden doğrudan ilgilinin ablasına yapıldığı, bunun yanında dağıtım memurunun somut duruma göre bir inceleme ve araştırma yapmadığı gibi, önceden hazırlanmış ve okunaklı da olmayan kaşeyi tebligat evrakının üzerine basarak ve aralarını doldurmak suretiyle işlem yaptığı, kanun ve yönetmelik hükümleri uyarınca ödeme emrinin tebliğine ilişkin tebligatın usulsüz olduğu gerekçesi ile şikayetin kabulü ile şikayetçi borçlu adına gönderilen ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğinin ve ödeme emri tebliğ tarihinin 14.12.2021 olduğunun tespitine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Alacaklı, yasal sürede sunduğu istinaf süre tutum dilekçesi ile kararın haksız ve usulsüz olduğunu ileri sürmüş, ayrıntılı istinaf dilekçesini ise gerekçeli karar tebliğine rağmen yasal 10 günlük sürenin geçmesinden sonra sunarak kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

C. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
C.1.Gerekçe ve Sonuç
Borçlu tarafından 07.03.2022 tarihinde süre tutum dilekçesi ile istinaf yoluna başvurulduğu, gerekçeli kararın 04.04.2022 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen yasal 10 günlük süreden sonra 18.04.2022 tarihinde ayrıntılı istinaf dilekçesinin verildiği görülmekle bu gerekçeli istinaf dilekçesinin istinaf incelemesinde değerlendirilemediği, süre tutum dilekçesinde herhangi bir istinaf gerekçesi ileri sürülmediği ve inceleme konusu kararda kamu düzenine aykırı bir husus bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Alacaklı, istinaf süre tutum dilekçesinde kararın haksız ve hukuksuz olduğuna dair istinaf gerekçesinin belirtildiğini ileri sürmüş ve ayrıca ayrıntılı istinaf dilekçesi içeriğini tekrarlayarak kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, genel haciz yoluyla ilamsız icra takibinde ödeme emri tebligat usulsüzlüğü ile İİK’nın 58/3 ve 61/1 maddesi gereğince takibin dayanağı olan belgenin ödeme emrine eklenmediği iddiasına dayalı şikayete ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
İİK’nın 16, 58/3, 61/1; Tebligat Kanunu’nun 32,16; Tebligat Yönetmeliği’nin 25; HMK’nın 355. maddeleri.

3. Değerlendirme
1. İstinaf süre tutum dilekçesinde ileri sürülmeyen hususların temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceği tabiidir.

2. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup alacaklının temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanun’un ile değişik İİK’nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA,

Alınması gereken 179,90 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

12.04.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

(M)

İHÖ/MBÇ

Dr. …’in Karşı Oy Yazısı :
İstinaf aşamasında ileri sürülmeyen hususların temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceği konusundaki Dairemizin çoğunluk görüşüne katılamamaktayım. Şöyle ki; Hukuk Muhakemeleri Kanununda dar (sınırlı) istinaf yolu düzenlenmiştir. Bu sistemde istinaftaki yargılamanın konusunu İlk Derece Mahkemesindeki talep sonucu değil, İlk Derece Mahkemesine karşı ileri sürülen talepler oluşturmaktadır. Dar istinaf sisteminde asıl yarglama mahkemesi İlk Derece Mahkemesidir.

İstinaf mahkemesi İlk Derece Mahkemesi olduğu halde, bu mahkemenin yargılama faaliyeti gerek dava malzemelerinin toplanması gerek tahkikat gerekse muhakeme (sözlü yargılama) bakımından İlk Derece Mahkemesine oranla önemli ölçüde sınırlandırılmış bir yargılama faaliyetidir. İstinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. (HMK m.355) Aynı hükmün ikinci cümlesine göre “Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re’sen gözetir” hükmünü düzenlemiştir. Öte yandan HMK’nın 369. maddesinin 3. bendi “Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleri ile bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir. İstinaf aşamasında ileri sürülmeyen bir hususun temyiz dilekçesinde ileri sürülse dahi incelenemeyeceği; zira aksi bu durumun usuli kazanılmış hak ilkesine aykırılık teşkil edeceği görüşüne katılamıyorum.

Temyizde ileri sürülen sebeplerle bağlı olmaksızın inceleme yapılabilmesi kuralının anlam ve kapsamı usuli kazanılmış hak veya istinaf sebepleriyle bağlı inceleme kuralı ile sınırlandırılamaz.

Usuli kazanılmış hak, temyizde bozma kararı verilmesi ve bozma kararına uyulması sonucunda bozma kapsamı dışında kalan hususların kesinleşmesi ve bozmaya uyma kararı veren mahkemenin bozma doğrultusunda inceleme yapma yükümlülüğünü açıklamak için kabul edilen bir kavramdır. Sadece belirli bir çerçevede içtihadı birleştirme kararı ile kabul edilen usuli kazanılmış hak ile her çıkmazı aşmaya çalışmak şeklindeki uygulamadan vazgeçilmelidir. Usuli kazanılmış hakkın kapsamının genişlemesinin sakıncaları ortaya çıkınca Yargıtay kamu düzeni ilkesini göz önüne alarak yeni bir içtihadı birleştirme kararı olması, görev, yeni bir kanun kabul edilmesi ve sonraki yıllarda yeni bir Anayasa Mahkemesi kararı verilmesi, maddi hatanın bulunması, hak düşürücü sürenin geçmiş olması, davadan re’sen gözönünde tutulması gereken hususlara aykırılıklar ve genel kamu düzenine aykırılık hallerinde usuli müktehep haktan söz edilemeyeceği konu edilmiştir. ( Pekcanıtez/Hakan; Özeken/ Muhammet; Aluken/ Mine; Korkmaztaş/ Hülya; Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2017, C.3, S.2192 )

Kapsam ve istisnaları oldukça belirsiz hale gelen usuli kazanılmış hakkın, temyiz denetiminin kapsamını temyiz sebepleri açısından sınırlama noktasında herhangi bir anlam ve işlevi söz konusu değildir. ( Ocak, Uğur; Medeni Usul Hukukunda Temyiz İncelemesinin Kapsam ve Sınırları, Ankara 2022, S251-256 )

Kanunda istinaf sebepleri belirtilmemiş ise de, HMK’nın 371. maddesinde temyiz sebebleri açıklanmıştır. Temyizde hukuki denetim bakımın dan ileri sürülebilecek ve incelenebilecek tüm hususlar istinaf aşamasında da değerlendirilecektir.

İstinaf sebebleri, istinaf incelemesinin niteliği gereği temyize esas olan sebeblerle sınırlı değildir. Temyiz incelemesinin kapsamı dışında kalan özellikle vakıaların tespit ve değerlendirilmesindeki yanlışlık ve eksiklikler de istinaf sebebi olabilir. Başka bir anlatım ile, istinaf sebebi olarak temelde maddi vakıaların tespit edilmediği hususu ile usul hukukunun ve maddi hukukun doğru uygulanmadığı ileri sürülebilecek ve incelenecektir.

HMK’nın 342/2 maddesinde, istinaf yoluna başvuran kişinin istinafa başvuru sebeplerini gerekçeleri ile birlikte açıkça belirtmesini aramıştır. Ayrıca HMK’nın 355. maddesinde kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağını düzenlenmiştir.

Kanun koyucu istinaf sebepleri ile bağlılık bakımından maddi vakıalar veya hukuka aykırılık açısından bir ayrım yapmamıştır. Ancak burada işin niteliği gereğince İlk Derecedeki hatanın kaynağı önemlidir. Maddi vakıalar bakımından istinaf sebebleri ile bağlılık her halükarda geçerlidir. Hukuka aykırılık bakımından ise ayrım yapılmalıdır. Şayet İlk Derece Mahkemesinde maddi hukukun yanlış uygulanması söz konusu ise hakimin hukuku kendiliğinden uygulaması kuralı gereğince, bu konu bir istinaf sebebi yapılmasa veya istinaf sebebi yapılmakla birlikte yanlış gösterilse de, istinaf incelenmesinde Bölge Adliye Mahkemesi kendiliğinden değerlendirme yapacaktır ve istinaf sebebleri ile bağlılık burada geçerli olmayacaktır.

Usul hukukuna yani yargılama kurallarına aykırılık bakımından ise bunun mutlak veya nispi istinaf sebebi olmasına göre değerlendirme yapılmalıdır.

Nispi istinaf sebebine dayanan taraf bu sebebi belirtmek ve bu sebebin karara ne şekilde etki ettiğini açıklamak durumundadır. Aksi halde Bölge Adliye Mahkemesi bu bağlantıyı kendisi kuramaz, bu sebepleri kendiliğinden araştıramaz. Ancak yargılama kurallarına aykırılık mutlak istinaf sebebi şeklinde ise bunlar kural olarak kamu düzeninde sayıldığından bu şekildeki istinaf sebebleri belirtilmese dahi Bölge Adliye Mahkemesince dikkate alınır. ( Pekcanıtez, Hakan Usul c3 s.2216-15 )

Somut olarak HMK madde 355 de yazılı “İstinaf aşamasında kamu düzenine aykırılıklar haricinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı bir inceleme yapılacağı kuralını, istinaf aşamasının vakıa denetimi ile sınırlı bir kural olarak uygulamak ve istinaf hukuki denetim bakımından temyiz aşaması ile eş değer kabul etmek gerekmektedir.(Bulut, Uğur s. 255)

Maddi hukuk kurallarına aykırılık ve usul hukukuna ilişkin mutlak istinaf sebeplerinin ileri sürülen sebeplerle bağlı olmaksızın re’sen incelenmesi görüşü öğretide baskın bir görüştür. (Pekcanıtez, Hakan; Usul C3 s.2215; Akkaya, Tolga; Medeni Usul Hukukunda İstinaf, Ankara, 2009, S. 264; Atalı/ Murat, Ermenek/ İbrahim Erdoğan/ Ersin; Medeni Usul Hukuku Ankara 2022, s.630; Tanrıver, Süha; Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2022, C 2 S.104)

Herhangi bir maddi hukuk kuralı kamu düzenine ilişkin olup olmadığına tarafların ileri sürüp sürmediğine bakılmaksızın mahkeme tarafından re’sen uygulanmaktır.

Hukuk kuralının kamu düzenine ilişkin olup olmadığı özellikle o hukuk kuralının koşul vakıalarına karşılık gelen somut vakıaların, re’sen incelenmesi bakımından önemlidir. Maddi hukuk kuralı kamu düzenine ilişkin ise, mahkeme o hukuk kuralının koşul vakıalarına altlamayı düşündüğü somut vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğine ve o vakıaya ilişkin delilleri re’sen incelemelidir. Hukuk kuralı kamu düzenine ilişkin değil ise de koşul vakıların gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ortaya koymalı ve ispat etmelidir.

İstinaf mahkemesi de bu ayrımdan hareketle vakıaları ya kendiliğinden tespit edecek ya da tarafların istinaf sebepleri arasında göstermelerini, başka bir değişle iddia ve ispat etmelerini bekleyecektir. Bu bağlam da Yargıtay’ın ileri sürülen temyiz sebepleri ile bağlı olmaksızın re’sen inceleme yapması ile istinaf mahkemelerinin kamu düzenine ilişkin hususları resen incelemesi arasındaki fark da ortaya çıkmaktadır. Zira ilki sadece hukuki denetimle sınırlı olmasına rağmen ikincisi maddi vakıalarla ilgilidir. (Akkaya, Tolga istinaf s.268)

Kamu düzenine aykırılık İcra ve İflas Hukukunda, takibin tarafları veya üçüncü kişiler lehine kamu yararı amacı ile konulmuş emredici hükümlerin açıkça ve ağır biçimde ihlalidir şeklinde tanımlanabilir. Her olayda kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ayrıca araştırılarak karar verilmelidir. ( Pekcanıtez, Hakan; Borç ve İflas Hukukunda Şikayet, İstanbul 2017 s.148) Süresiz şikayete konu işlemler kamu düzenine aykırı sakatlığı olan işlemlerdir.

Hakimin hukuku re’sen uygulama görevi temyiz aşamasında olduğu kadar istinaf ve ilk derece aşamasında da aynen geçerlidir ve bu gerekçeye dayanan uygulama her derecede aynı kapsamda olmalıdır. Ancak istinaf aşamasına ilişkin vakıa denetimi, hakimin hukuku uygulama görevinden ziyade tarafların vakıa ve delillere ilişkin usuli yükleriyle ilgilidir ve bu konudaki denetimde taraflarca ileri sürüldüğü ölçüde yapılabilir. Ayrıca istinaf ve temyiz denetiminin sınırları bu şekilde yorumlanarak her iki derece arasındaki uyumda sağlanabilecektir.

Aksi halde üst derece olarak temyizde re’sen incelenebilecek olan bir hukuka aykırılık alt derece olarak istinaf aşamasında sadece ileri sürülmesi halinde incelenebilecek bir husus olacak ve üst derece kanun yoluna denetim kapsamı alt derece kanun yolunda daha geniş olabilecektir. Böyle bir sonuç ise kanun yolu denetimine ilişkin derecelendirmenin anlam ve amacına aykırıdır.

Yargıtay, sadece hukuka uygunluk denetimi yaparak ve diğer derecelerde olduğu gibi hukuk kurallarını re’sen uygulamakta görevli olduğundan taraflarca ileri sürülen temyiz sebepleri ile bağlı değildir. Yüksek Mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesinin kararına etki eden herhangi bir maddi hukuka aykırılık veya usuli hata tespit ederse bozma kararı vermelidir. Dolayısı ile taraf istinaf dilekçesinde ileri sürmediği hususları (gerekçesiz olarak da vermiş olabilir pekala temyiz dilekçesine konu kılabilir, (Atalı, Murat / Ermenek İbrahim /Erdoğan Ersin ; Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2022 s.647)

Sonuç olarak istinaf aşamasında açıkça ileri sürülmemiş olsa dahi o aşamada kendiliğinden incelenmesi gereken hukuka aykırılık denetimi kapsamında kalan hususlarda temyizde inceleme konusu yapılabilir. (Bulut, Uğur Medeni Usul Hukukunda Temyiz incelemesinin kapsam ve sınırları, Ankara 2022)

Somut olayda, şikayetçi borçlu ödeme emri tebligatının usulsüz olduğunu, öğrenme tarihi itibariyle düzeltilmesini ve ödeme emrine takip dayanağın belgenin eklenmemesi nedeniyle ödeme emrinin iptal edilmesini şikayet yolu ile icra mahkemesinden talep etmiştir. İcra mahkemesince ödeme emri tebliğ tarihinin usulsüz tebliğ edildiği gerekçesi ile tebliğ tarihinin düzeltilmesine karar verildiği, alacaklının süre tutum dilekçesi ile istinaf talebinde bulunduğu, Bölge Adliye Mahkemesince karar tebliğinden itibaren süresi içinde gerekli istinaf dilekçesi verilmediğinden istinaf dilekçesinin değerlendirilmediği, kamu düzenine aykırı bir husus bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği, kararın alacaklı vekilince temyiz edildiği, ödeme emri tebligatının usulüne aykırı olduğunu ileri sürdüğü anlaşılmaktadır.

Şikayet konusu ödeme emri tebligatı İİK 16. maddesinde yazılı usule uygun olarak “muhatabın işte olması sebebiyle aynı konutta oturduğunu beyan eden ablası …’e tebliğ edilmiştir.” şerhi ile tebliğ edildiği görülmektedir. Borçlu, şikayetinde borçlu ile ablası …’ün aynı konutta oturmadığını da ileri sürdüğünden mahkemece bu hususa borçlunun ibraz edeceği delilleri inceleyerek sonucuna göre bir karar verilmesi şeklinde bozma kararı verilmesi gerekirken, istinaf süre tutum dilekçesinde ileri sürülmeyen hususların temyiz incelemesinde değerlendirilemeyeceği gerekçesi ile HMK’nın 369/3 maddesi kapsamında bir temyiz incelemesi yapılmaksızın kararın onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum.