Yargıtay Kararı 13. Ceza Dairesi 2011/1016 E. 2012/7182 K. 28.03.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/1016
KARAR NO : 2012/7182
KARAR TARİHİ : 28.03.2012

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık, hırsızlık malı satın alma
HÜKÜM : Sanık …’in hırsızlık suçundan mahkumiyetine, sanık …’in hırsızlık malı satın alma suçundan beraatine

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
I- Sanık … müdafiinin, sanık hakkında şikayetçi …’ya yönelik eylemi ve şikayetçi …’e yönelik 23.11.2003 tarihli eylemi dolayısıyla kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyizi ile katılan vekilinin sanık … hakkında suç eşyasının satın alınması suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyizinin incelenmesinde;
Sanıklara atılı hırsızlık ve suç eşyasının satın alınması suçları için öngörülen cezaların türü ve üst sınırlarına göre, 765 sayılı TCK’nın 102/4. maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımının, sanık … yönünden sorgu tarihi olan 19.04.2004 gününden; sanık … yönünden ise karar tarihi olan 27.10.2005 gününden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafii ile katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
II-Sanık … müdafiinin, sanık hakkında kurulan diğer mahkumiyet hükümlerine yönelik temyizinin incelenmesine gelince;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca, sanık yararına olan hüküm önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağından ve sanığın şikayetçi …’e yönelik eylemlerinin 5237 sayılı TCK uygulamasında 142/1-b, 143 maddelerinde düzenlenen geceleyin hırsızlık suçunun yanı sıra aynı Yasanın 116/2-4. maddesinde düzenlenen geceleyin işyeri dokunulmazlığının ihlali ve şikayet bulunduğu için 151/1. maddesinde düzenlenen mala zarar verme; şikayetçi …’e yönelik eylemlerinin 5237 sayılı TCK uygulamasında 142/1-b maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun yanı sıra şikayet bulunduğu için aynı Yasanın 116/2. maddesinde düzenlenen işyeri dokunulmazlığının ihlali ve 151/1. maddesinde düzenlenen mala zarar verme; şikayetçi …’e yönelik eylemlerinin 5237 sayılı TCK uygulamasında 142/1-b, 143 maddelerinde düzenlenen geceleyin hırsızlık suçunun yanı sıra aynı Yasanın 116/2-4. maddesinde düzenlenen geceleyin işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarını da oluşturduğu gözetilerek, şikayetçiler …, …, …, … ve katılan …’a yönelik eylemleri ile şikayetçi …’e yönelik 08.12.2002 tarihli eylemi dolayısıyla yüklenen suçlar yönünden her iki kanuna göre denetime olanak sağlayacak şekilde, işyeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçları yönünden uzlaşma hükümleri de gözetilerek uygulanan kanun maddeleriyle, verilmesi gereken cezalar ayrı ayrı tespit edilip, sonuç cezalar karşılaştırılarak lehe olan kanun belirlenip uygulama yapılması gerekirken, yazılı şekilde eksik ve denetime olanak vermeyecek biçimde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
1-Sanık hakkında, şikayetçi …’e yönelik eylemi dolayısıyla kurulan hükümde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun Dairemizce de benimsenen 08.04.2008 gün ve 2008/1-157 Esas, 2008/74 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; tekerrür uygulamasına esas alınacak hükümlülüklerin ve sonraki suç tarihinin 01.06.2005 tarihinden önce olması halinde; 5237 sayılı TCK’nın lehe kabulü ile yapılan uygulamalarda tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesi,
2-Sanık hakkında, şikayetçiler …, …, … ve katılan …’a yönelik eylemleri dolayısıyla kurulan hükümlerde, denetime olanak sağlanması bakımından sanığın tekerrüre esas alınan önceki hükümlülüğünün karar yerinde gösterilmemesi,
3-Sanık hakkında, şikayetçi …’e yönelik eylemi dolayısıyla kurulan hükümde, suça konu matkap ve sair eşyanın suç tarihi itibariyle pek fahiş değerde olması dolayısıyla 765 sayılı TCK uygulamasında sanığın cezasından 522/1. maddesi uyarınca arttırım yapılması gerekirken, maddenin aynı nev’i suçtan mükerrir olan sanıklarda “hafif” ve “pek hafif” değer dolayısıyla tenkisi yasaklayan son fıkrasına yanlış anlam yüklenmesi suretiyle anılan maddenin uygulanmaması,
4-Sanık hakkında, şikayetçi …’e yönelik eylemi dolayısıyla kurulan hükümde, sanığın şikayetçinin işyerine kilit kırmak suretiyle girerek hırsızlık eylemini gerçekleştirmesi karşısında 5237 sayılı TCK uygulamasında temel cezanın sanığın eylemine uyan 142/1-b maddesi yerine, somut olayda uygulama yeri bulunmayan 142/2-b maddesi ile belirlenmesi; yine şikayetçi …’e yönelik 08.12.2002 tarihli eylemi dolayısıyla kurulan hükümde, sanığın şikayetçinin işyerinin muhkem olan kepenk kilitlerini kırarak içeri girdikten sonra bir şey almadan işyerinden ayrıldığının anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK uygulamasında temel cezanın sanığın eylemine uyan 142/1-b maddesi yerine, somut olayda uygulama yeri bulunmayan 142/2-d maddesi ile belirlenmesi,
5-Sanığın, şikayetçi …’ın … plaka sayılı otomobilini, sol arka kelebek camını kırıp düz kontak yapmak suretiyle ve katılan …’ın … plaka sayılı otobüsünü, sağ orta kapı camını kırıp düz kontak yapmak suretiyle hırsızlaması eylemlerinin, 765 sayılı TCK uygulamasında 493/1. madde kapsamında kaldığı gözetilmeden, her iki eylem yönünden aynı Yasanın 491/2. maddesi ile uygulama yapılması,
6-Sanık hakkında, şikayetçiler … ve …’e yönelik eylemleri dolayısıyla 5237 sayılı TCK uyarınca kurulan hükümlerde, kasten işlenen suçlardan hapis cezasına mahkumiyetin yasal sonucu olan ve 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma tedbirlerine hükmedilmemesi,
7-Sanık hakkında 5237 sayılı TCK ile 765 sayılı TCK hükümleri uyarınca hükmolunan hapis cezalarının, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkında Kanun’un 99. maddesi uyarınca toplanmasına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye KISMEN uygun olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’un 326/son maddesinin saklı tutulmasına, 28.03.2012 gününde, sanık … hakkında hırsızlık malı bilerek satın alma suçundan kurulan beraat hükmü yönünden oy çokluğuyla, diğer yönlerden oy birliğiyle karar verildi.
KARŞI OY : Somut olayda, sanık … aleyhine hırsızlık malı bilerek satın alma suçlarından açılan davada delil yetersizliğinden beraat kararları verilmiş ve bunlardan katılan … aleyhine işlendiği iddia edilen suçtan verilen beraat kararı, katılan vekili tarafından temyiz edilmiştir. 06.06.2007 günlü tebliğnameden de anlaşılacağı üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, işbu kararın onanması gerektiği görüşündedir. Bize göre de, usul ve yasaya uygun olan beraat kararı yerindedir.
Öte yandan Dairemizce yapılan inceleme tarihinde dava zamanaşımı süresi de dolmuştur.
Birinci görüşe göre; beraat kararı usul ve yasaya uygun ise, işbu karar dairesince onanmalıdır. Eğer dairece yapılan değerlendirmeye göre; beraat kararı hukuka ve yasaya uygun olarak kabul edilemiyorsa, diğer bir anlatımla örneğin, eksik soruşturma söz konusuysa ya da sanığın mahkumiyetine karar vermek gerekiyorsa, o takdirde davanın zamanaşımından düşürülmesi gerekir.
Karşı görüşe göre ise; 5271 sayılı CMK’nun 223(9)’ncu maddesinde yer alan “derhâl” kavramını, “… delil takdirine girmeden beraat kararı verilebilecek”, “işin esasına girmeden fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ya da “kanun değişikliği ile fiilin sonradan suç olmaktan çıkartılması hâlleri”yle sınırlı kabul etmek ve maddeyi de bu kabul ışığında uygulamak gerektiğinden; zamanaşımı süresi dolduğu için dosyanın esasına girmeden, davayı düşürmek gerekir. Bu görüş, kanunun lafzına da ruhuna da uygun değildir.
Bilindiği üzere, 5271 sayılı CMK’nun yazılı bir gerekçesi yoktur. “Derhâl” kelimesi “çabucak” ( bkz. tdk.gov.tr internet sayfası ) anlamına gelmekte olup, madde metninde;
“davanın esasına girmeden”, “delil takdiri gerektirmeyen durumlar” ya da “fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ve benzeri sınırlayıcı kavramlar mevcut değildir. Bu nedenle, belirtilen hususları 5271 sayılı CMK’nın 223(9)’ncu maddesinin uygulama koşulları olarak kabul etmek mümkün değildir.
Değil mahkeme ve hâkim, gerektiğinde Cumhuriyet savcısı ve kolluk amiri (…aramada … 5271 sayılı CMK m. 119), kolluk ve hatta üçüncü kişiler (…suçüstü halinde yakalamada 5271 sayılı CMK m. 90…) bile, “delil takdiri” yapabilirken, 5271 sayılı CMK’nun 223’ncü maddesinin dokuzuncu fıkrası bağlamında mahkemenin delil takdirine giremeyeceği görüşü kabul edilemez. Mahkeme ve hâkimin bu madde ve fıkra bağlamında da delilleri takdir edip, değerlendirmesi son derece doğaldır.
Esasen fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediği durumlarda iddianame düzenlenemez. Düzenlenirse; bu iddianame, iadeye mahkûmdur. Her nasılsa böyle bir iddianame kabul edilmiş ise, o taktirde öncelikle beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum söz konusudur.
Kanun değişikliği ile fiilin suç olmaktan çıkartılması durumunda da, hiç kuşkusuz derhâl beraat kararı verilmesi gerekir.
Kanaatimizce, “derhâl” kavramı dar ( yukarıda belirtilen durumlarla sınırlı ) yorumlanmak yerine; İ.H.A.S. 6 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38. maddelerinde vurgulanan “Masumiyet Karinesi” ve “Adil Yargılanma Hakkı” ile ceza muhakemesine egemen ilkelerden olan “Lekelenmeme Hakkı” dikkate alınmak suretiyle, “yargılamanın geldiği aşama itibariyle” diğer bir ifadeyle “ilâve bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan …” olarak anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır.
5271 sayılı CMK’nun 223(9)’ncu maddesi hükmünün uygulanabilmesi için, beraat kararının hangi nedenden dolayı verileceği önemli değildir. Yâni, beraat hükmü, söz konusu maddenin ikinci fıkrasında yer alan beş nedenden (1- Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, 2- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, 3- Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, 4- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve 5- Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması) herhangi birisine dayanılarak verilebilir. Önemli olan beraat kararının derhâl verilebilecek olmasıdır.
Derhâl, yâni yargılamanın geldiği aşama itibariyle, beraat kararı verilebiliyorsa ya da verilen beraat kararının usul ve yasaya uygun ise; artık koşulları olsa bile, “durma” “düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilemez.
Somut olayda usul ve yasaya uygun olan beraat hükmü onanmalıdır.
Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne karşıyım.