YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/1088
KARAR NO : 2006/5232
KARAR TARİHİ : 10.04.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki adi ortaklığın tasfiyesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, davalı ile 31.7.1996 tarihli yazılı sözleşmeyle yarı yarıya ortak olmak üzere zeytinyağı fabrikası kurduklarını, sözleşme tarihinden itibaren fabrikanın davalı tarafından kullanıldığını ileri sürerek adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, adi ortaklığın feshine, ortaklığa konu teçhizat ve tesisatların BK.538 ve devamı maddelerine göre tasfiyesine ilişkin verilen ilk hüküm, davalının temyizi üzerine Dairemizce sair temyiz itirazları reddedilerek, dava konusu teçhizat ve makinelerin karara en yakın tarihteki değerlerinin belirlenerek, tarafların mevcut mal ve demirbaşların bölüşülmesinde ya da mal varlığının bir meblağ karşılığı diğerine bırakılmasında anlaşamamaları halinde bu malların satılmasına, öncelikle varsa ortaklığın borçlarının ödenmesine, kalan miktarın da yarı oranında paylaştırılmasına karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda bu kez davanın kabulüne, tarafların tasfiyede anlaşamadıkları belirtilerek, 18.7.2005 tarihli bilirkişi raporunda ayrıntılı döküm ve değerleri gösterilen makine, tesisat, teçhizat ve donanımın satılmasına, elde edilecek bedelden öncelikle var ise ortaklığın borçlarının ödenmesine, kalan miktarın %50’şer oranında taraflar arasında paylaştırılmasına, satış memuru olarak Akhisar nöbetçi icra dairesi müdürünün atanmasına karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
BK.nun 538. maddesinde belirtildiği gibi tasfiye, bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan dolayı tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır.
Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin bu sözleşmedeki hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin bu defa BK.nun 539. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gereklidir. Açıklanan bu hukuki olgular karşısında öncelikle ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın aktif ve pasif malvarlığı belirlenmeli ve ortaklığı yöneten ve idareci ortak olan davalıdan ortaklık hesabını gösterir hesap istenilmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, bu şekilde belirlenen mal varlığının ne şekilde tasfiye edileceği taraflardan sorulmalı, tasfiyede anlaştıkları takdirde ona göre karar verilmelidir. Taraflar tasfiye konusunda anlaşamadıkları takdirde, mahkeme tayin edeceği tasfiye memuru marifetiyle tespit edilen ortaklık mallarının mevcut olanlarının satılmasına, şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle belirlenip elde edilen gelirden veya malların belirlenen değerlerinden öncelikle ortaklığın borçları ödendikten sonra kalan kısmın taraflar arasında paylaştırılmasına karar verilmeli, tüm bu hususlarda konusunda uzman bilirkişi kurulundan taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmalı, böylece tarafların her birinin tasfiye payı belirlenmeli, tasfiye sonucunda davacının bir alacağı doğarsa bu miktarın ödetilmesine karar verilmelidir. Dava konusu olayda ise az yukarda açıklandığı üzere, ortaklığın fesih ve tasfiyesinin mahkemece bizzat yaptırılması gerektiği göz ardı edilerek, ortaklığın tüm aktif ve pasifi, dolayısıyla tasfiye payı belirlenmeden, yazılı şekilde “ortaklık konusu olan makine ve tesisatların satılarak elde edilecek bedelden öncelikle var ise ortaklığın borçlarının ödenmesine, kalan miktarın %50’şer oranında taraflar arasında paylaştırılmasına” şeklinde soyut ve ihtilafı sona erdirmekten uzak bir biçimde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) no’lu bent gereğince temyiz edilen hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 10.4.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.