Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2006/15955 E. 2007/5035 K. 09.04.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/15955
KARAR NO : 2007/5035
KARAR TARİHİ : 09.04.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R
Davacı, davalıların vekili olarak Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davayı takip ettiğini, tarafların davada sulh olduklarını, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre vekalet ücretinin ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 5.010.000.000 TL vekalet ücreti alacağının davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş, bu davayla birleştirilen davalılar … … ve … …’a karşı açılan Ankara 8.Asliye Hukuk Mahkemesine ait olan 2005/25 E., 2005/118 K. sayılı davada da vekalet ücreti alacağı nedeniyle başlatmış olduğu icra takibine yapılan itirazın iptaline, %40 inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, 10.148,14 YTL’nin birleşen davanın davalıları … … ve … …’un taleple bağlı kalınarak 6.000 YTL’den sorumlu olmaları kaydıyla tüm davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 6.000 YTL asıl alacak üzerinden davalılar … ve … yönünden temerrüde düşürüldükleri takip tarihi 1.7.2004 tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faiz uygulanmasına, asıl davada faiz talebinde bulunulmaması nedeniyle asıl davanın davalıları … ve … yönünden alacağa faiz uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiş, hüküm, davacı ve davalılar … ve … tarafından temyiz edilmiştir.
2006/15955-2007/5035
1-HUMK.nun 381 maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.nun 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 389 maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.nun 388 maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Öte yandan davaların birleştirilmesi durumunda, asıl ve birleşen davaların birbirinden bağımsız, müstakil davalar olması nedeniyle, hüküm kısmında her bir dava hakkında o davaya ilişkin vekalet ücretleri ve mahkeme masraflarıyla birlikte ayrı ayrı hüküm kurulması gereklidir.
Somut olayda asıl ve birleştirilen davalar bakımından az yukarda açıklandığı şekilde ayrı ayrı, HUMK.’nun 388. maddesine uygun olarak hüküm kurulmadığı gibi, kısa kararda “10.148,14 YTL’nin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine” şeklinde hüküm kurulmasına rağmen, gerekçeli kararda ise, “10.148,14 YTL’nin birleşen davanın davalıları … … ve … …’un taleple bağlı kalınarak 6.000 YTL’den sorumlu olmaları kaydıyla tüm davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 6.000 YTL asıl alacak üzerinden davalılar … ve … yönünden temerrüde düşürüldükleri takip tarihi 1.7.2004 tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faiz uygulanmasına, asıl davada faiz talebinde bulunulmaması nedeniyle asıl davanın davalıları … ve … yönünden alacağa faiz uygulanmasına yer olmadığına” şeklinde 2006/15955-2007/5035
hüküm kurulmuş olması da, az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir. Mahkemece, az yukarda açıklandığı üzere, asıl ve birleştirilen davlarda ayrı ayrı hüküm kurulmak suretiyle ve 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde, yeniden bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, 9.4.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.