YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/1633
KARAR NO : 2006/4712
KARAR TARİHİ : 30.03.2006
… vekili avukat … … ile … … Şehir Planlaması Teknolojik … Birliği Mrk.A.Ş. vekili avukat … aralarındaki dava hakkında İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinden verilen 3.3.2005 tarih ve 298-874 sayılı hükmün Dairenin 17.10.2005 tarih ve 8305-15220 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı avukatı tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
KARAR
Davacılar ayrı ayrı açtıkları ve birleştirilen dava dilekçelerinde, murisleri olan … …’ın davalı şirket ile haricen düzenlediği daire satış sözleşmeleri ile B Blok 9.kat 17 ve 18 nolu bağımsız bölümleri satın aldığını, her iki daire için toplam 11.500.000.000 TL satış bedelini 1995 yılında ödediğini, dairelerin en geç 31.12.1997 tarihinde teslim edileceğinin kararlaştırıldığını, murisin ölümü üzerine tüm mirasçılar arasında noterde tanzim olunan miras taksim sözleşmesi gereğince birer dairenin kendilerine isabet ettiğini, durumu davalıya bildirdiklerinde inşaata hiç başlanılmadığının anlaşıldığını, davalının 1995 yılında ödenen para miktarının dava tarihi itibariyle denkleştirici adalet ilkeleri gereğince ulaşacağı alım gücü kadar zenginleştiğini ileri sürerek fazla hakları saklı kalmak kaydıyla davacı G. … için 120.000.000.000 TL ve davacı … için 150.000.000.000 TL’nin tahsilini istemişlerdir.
Davalı, inşaatın yapılacağı yerde imarla ilgili problemler ve kamulaştırma sorunları çıkması nedeniyle inşaatın yapılamadığını, murisin iki adet daire için 10.000.000.000 TL ödediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, dava konusu dairelerin dava tarihi itibariyle rayiç değeri olarak belirlenen miktardan taleple bağlı kalmak suretiyle davacı … için 120.000.000.000 TL.nin, davacı … için 150.000.000.000 TL.nin tahsiline karar verilmiş, davalının temyizi üzerine hüküm Dairemizce, taraflar arasındaki konut satışına ilişkin uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahisle bozulmuş, bu kez davacı tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuştur.
1-4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Amaç başlıklı 1. maddesinde yasanın amacı açıklandıktan sonra kapsam başlıklı 2. maddesinde “Bu kanun, birinci maddesinde belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar” hükmüne yer verilmiştir. Yasanın 3. maddesinde mal; alışverişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları, hizmet ; bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan mal sağlama dışındaki her türlü faaliyeti ifade eder. Satıcı; kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan … veya tüzel kişileri kapsar. Tüketici ise bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan … yada tüzel kişiyi ifade eder şeklinde tanımlanmıştır.
Bir hukuki işlemin 4077 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir. Somut olayda davacılar davalıdan haricen satın aldığı dairenin devrinin yapılmaması nedeniyle ödediği bedelin iadesini istemekte olup, taşınmazların haricen satışı geçersiz olduğundan geçersiz sözleşmeye dayanılarak yapılan satışın iptali ve bedelin iadesi için Tüketici Mahkemesinde dava açılması mümkün değildir. Bu duruma göre uyuşmazlığın çözümü genel mahkemelerin görevi içerisindedir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Bu durumda mahkemece verilen kararın esasının incelenmesi gerekirken Dairemizce tüketici mahkemesinin görevli olduğundan bahisle hükmün sehven bozulduğu bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından davacının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemize ait 20.10.2005 tarih 2005/8180 esas, 2005/15588 karar sayılı “bozma” ilamının kaldırılmasına, davalının temyiz itirazlarının esastan incelenmesine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalının temyiz itirazlarının esastan incelenmesinde; Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın davalı adına tapuda kayıtlı olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir (YMK.706- MK.634, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri). O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve … bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, … hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, … hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden … hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı … durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olayda mahkemece, satım bedeli olarak davacıların murisi tarafından 13.10.1995 tarihinde ödenen 250.000.000 TL ile 17.10.1995 tarihinde ödenen 9.750.000.000 TL’nin, dava konusu her bir daire için yarı yarıya ödendiği kabul edilmek suretiyle her bir davacı yönünden 13.10.1995 günü ödenen 125.000.000 TL ve 17.10.1995 günü ödenen 4.875.000.000 TL’nin ödeme tarihlerindeki alım gücünün çeşitli ekonomik etkenlere göre (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın, döviz kurlarındaki artışlar vs.) ulaşacağı bu dava tarihlerindeki alım gücü, yukarda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara istemle bağlı kalınarak ve dava tarihinden itibaren de faiz yürütülmek suretiyle hükmedilmelidir. Davacılar da dava dilekçelerinde ödenen paranın bu yönde yapılacak hesaplama ile belirlenen alım gücü değerinin tahsilini istemiş olmakla, mahkemece talep de aşılmak suretiyle dairelerin rayiç değerleri üzerinden hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemize ait 20.10.2005 tarih ve 2005/8180 esas, 2005/15588 karar sayılı “bozma” ilamının kaldırılmasına, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle mahkeme kararının açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 30.3.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.