Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2006/1647 E. 2006/5623 K. 13.04.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/1647
KARAR NO : 2006/5623
KARAR TARİHİ : 13.04.2006

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki munzam zarar davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R
Davacı kooperatif, kendilerine arsa tahsisi yapılması için davalı belediyeye başvurarak 27.6.1986 tarihinde 15.000.000 TL, 27.5.1987 tarihinde ise 300.000.000 TL yatırdıklarını, kendilerine tahsis edilen yere ruhsat alarak inşaat yaptıklarını ancak bu yerin, dava dışı vakıflar idaresine ait olduğunun anlaşılması üzerine tapuyu alamadıklarını, davalıya ödedikleri paranın iadesi için açtıkları dava sonunda, ödedikleri paranın dava tarihi itibariyle ulaşacağı değer olarak tespit edilen toplam 104.166.954.505 TL’nin 100.000.000.000 TL’sinin 31.7.1998 tarihinden, bakiyesinin ise 8.1.2002 tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verildiğini, ilamın kesinleştiğini, 10.3.2003 tarihinde icra takibi başlatmışlar ise de henüz tahsilat yapamadıklarını, davalının borcunu açılan dava tarihinde ödememesi nedeniyle enflasyon, alım gücündeki azalma, ekonomik kriz, döviz kurlarındaki artış ve benzeri nedeniyle oluşan zararlarının yasal faiz ile karşılanamayacağını, davalının kusuru sonucu munzam zararının oluştuğunu ileri sürerek fazlası saklı kalmak kaydıyla şimdilik 150.000.000.000 TL ‘nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, tapu verilememesinde kusurunun bulunmadığını, kesinleşen karar sebebiyle imkanlar ölçüsünde ödeme yaptığını, bakiyesinin de en kısa sürede ödeneceğini savunarak davanın reddini dilemiştir
Mahkemece, davalının 2.10.2003 ile 7.1.2004 tarihleri arasında kesinleşen borcu karşılığında toplam 396.479.914.000 TL ödemede bulunduğu, alacağa ait ilamın kesinleştiği tarih ile eldeki davanın açıldığı tarih arasında geçen sürede altın, tefe, tüfe, döviz artışları ortalamasının yasal faiz oranının altında kaldığı, davacının munzam zararının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, hukuksal nitelikçe B.K.nun 105. maddesinden kaynaklanan munzam zarar istemine ilişkindir. Anılan yasa maddesine göre “alacaklının duçâr olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir”. Borçlu, para borcunu vadesinde ödemediğinde (temerrüdü oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen gecikme faizi ödeme yükümlülüğü altına girer. Bu durumda B.K.nun 103. maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O nedenle alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümü verilmeksizin; en önemlisi, borçlunun kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır. Bunun dışında alacaklının uğradığı zarar, temerrüt faizinin üstünde gerçekleşmiş olması durumlarında ise davada uygulanması gereken B.K.nun 105. maddesi gündeme gelir. B.K.nun 105. maddesi kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma imkanına sahiptir. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanamayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir.
Hemen belirtmek gerekir ki, munzam zarar davalarında alacaklı davacının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Ülkemizde yıllardır yüksek oranda seyreden enflasyon nedeniyle paramızın değerinin çok düştüğü bir gerçektir. Böyle bir ortamda alacağını zamanında elde eden alacaklının bunu bir an önce banka mevduat faizine veya devlet tahviline yatırması veya dövize dönüştürmesi yaşanan hayatın gerçeklerine uygun bir davranış olur. Buna karşılık alacağını geç … alacaklının da zarar göreceği, enflasyonun altında kalan faiziyle bu zararı karşılamayacağı açık olup, bu hal zararın varlığı için fiili bir karine oluşturur.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, dava konusu olayın incelenmesinde davacının davalının kendisine arsa tahsisi yapması karşılığında toplam 315.000.000 TL ödediği, taşınmazın dava dışı şahıs adına tapuya bağlanması nedeniyle tapu kaydının devredilemediği, bilahare davacının açtığı davalar sonunda ödediği bedelin istirdadına karar verildiği, davacının hükmedilen tazminatları tahsil etmek için yaptığı icra takibi sonucu peyderpey, yasal faiziyle ve eldeki dava
açıldıktan sonra ödendiği bu bağlamda somut olayda davacının B.K.nun 105. maddesi anlamında munzam zararının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının alacağının kesinleştiği tarihten eldeki dava tarihine kadar olan zaman dilimi esas alınarak munzam zararının oluşup oluşmadığı incelenmiştir. Oysaki davalı, davacının açtığı tazminat davalarının açıldığı tarihlerde temerrüde düşmüştür. Bu itibarla munzam zararın hesaplama tarihi başlangıcının, davacının açtığı alacak davalarının açıldığı tarihler olması gerekir. Bu durumda mahkemece yapılacak …, davalının, davacının açtığı … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/883 esas sayılı davasının ve bu dosya ile birleştirilen davanın, açıldıkları tarihlerden, bu davanın açıldığı tarihe kadar geçen zaman zarfında her yıl itibari ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, mevduat ve devlet tahviline verilen faiz oranları, TL karşısında döviz kurlarını ve altın fiyatlarını gösteren listeyi ilgili resmi kurumlardan araştırmak, konusunda uzman bilirkişi düşüncesinden de yararlanmak suretiyle tesbit etmek, davacı alacaklının maruz kaldığı asgari zarar miktarını yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde B.K.nun 43/2. maddesi de dikkate alınmak suretiyle belirlemek ve sonucuna uygun bir karar vermektir. Mahkemece değinilen yönler göz ardı edilerek eksik ve yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 13.4.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.