Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2006/4372 E. 2006/7135 K. 04.05.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/4372
KARAR NO : 2006/7135
KARAR TARİHİ : 04.05.2006

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak,tescil davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, davalılar … ve … murislerinden miras ve taksim yoluyla kendilerine kalan 104 parseldeki hisselerini harici sözleşme ile 24.8.1983 tarihinde satın aldığını, zilyet olduğunu, üzerine faydalı ve zaruri masraflar yaptığını, tapunun diğer davalı …’ye devredildiğini ileri sürerek taşınmazın adına tesciline, olmazsa ödediği 4.000.000 TL’nin satın alma gücü belirnerek yaptığı masraflarla birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, tapu iptali tescil davasının reddine, tazminat davasının kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davalılar … ve … temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede, taraflar arasında tapulu taşınmazın mülkiyetinin devrine ilişkin olarak düzenlenen sözleşmenin geçersiz olduğu açıktır. Bu nitelikteki sözleşmelerde taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları uyarınca geri isteyebilir.
Bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlığın haksız iktasap kurallarına uygun çözümlenmesi ve tasfiye edilmesi gerekir. Hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre sağlıklı çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tesbitteki ilke ve esasların açıklanmasında yarar görülmüştür.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin iadesi “denkleştirici adalet” düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve … bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
İlke böyle olmakla beraber, iade edilecek zenginleşme miktarının tespit ve hesaplanmasında öğretide … olduğu söylenemez. İade edilecek zenginleşme miktarı konusunda öğretideki bu ayrık düşünceleri, kısaca “fakirleşme kadar olmalıdır” veya “fiili değer artışı yani … zenginleşme miktarı ne ise o olmalıdır” veyahut ihlal edilen hakkın sahibine bahşettiği yararlanma yetkisi ile bağdaşmayan her türlü zenginleşme miktarı kadar olmalıdır” şeklinde özetlemek mümkündür. Olayı çözümlerken öğretideki bu görüşlerden şüphesiz yararlanılmalıdır.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmekte ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmektedir. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, … hayatta büyük sıkıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, … hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilinceye bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden … hayata uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdır. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekse öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır. Bu düşüncelerin isimleri farklı ise de varılmak istenen sonuç aynıdır. Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektirici, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı … durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2.maddesine göre aktin geçersizliğinin ileri sürülemiyeceği
hallerdeki zarar kavramları hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun içinde uygulanması gerekenkurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
B.K.63 ve 64. maddeleri iade borcunun kapsamını, fakirleşmenin değil zenginleşmenin iyi veya kötüniyete dayalı olmasına göre bir ayrım yapmıştır. Haksız zenginleşen, zenginleşmeyi kötüniyetle elden çıkarmış ise elden çıkardığı bu zenginleşmeyi iade tarihinde olması gereken durumuyla ve tam olarak iade etmekle yükümlüdür. İade borcunun kapsamı tayin edilirken olumlu ve olumsuz zenginleşmenin tamamı dikkate alınmalıdır. Değişik bir anlatımla, haksız zenginleşen kötüniyetli ise elden çıkardığı zenginleşmeyi de elde kalan zenginleşme ile birlikte iadeye mecbur tutulmuştur. Hemen belirtelim ki, zenginleşenin iyiniyetli sayılıp sayılmayacağı, zenginleşmeyi iyi veya kötü niyetle mi elden çıkarttığı husus M.K.nun 3. maddesi hükmü uyarınca belirlenecektir. Haksız zenginleşen elde ettiği yararın geçerli bir sebebe dayanmadığını ve iade ile yükümlü olduğunu biliyor veya bilebilecek durumda ise iyiniyetli sayılmayacaktır. Kural olarak iade alacaklısı, iade borçlusu zenginleşenin iyiniyetli olmadığını ispat etmelidir. Ne varki, olayın özellikleri zenginleşenin iyiniyetli olmadığını açıkça gösteriyor ise ayrıca bu yönün ispatına gerek bulunmamalı, iddianın ispat edilmiş olduğu kabul edilmelidir.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hem hakkaniyetin hemde … adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve o şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iadesi dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır. Ancak burada denkleştirme yapılırken, bir hususa daha dikkat edilmelidir. İade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilmeyeceğini öğrendiği tarihte iade kapsamını tesbitte önemli olduğu unutulmamalıdır. Zira geçersiz sözleşmenin artık ifa edilmeyeceğini bile bile haksız zenginleşmenin iadesini istemeyen alacaklı, zararının artmasına kendisi sebep olacağından bu artan zararını iade borçlusundan isteyememelidir. Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olay incelendiğinde davacı ile davalılar arasında 24.8.1983 tarihinde iki ayrı harici sözleşme düzenlenerek ayrı ayrı
2.000.000.000’ar TL ödendiği, taşınmazında 28.11.2002 tarihinde tapuda diğer davalıya satıldığı anlaşılmaktadır. Tapudaki bu satış ile akdin ifası imkansız hale gelmiştir. Bu tarih itibariyle her bir davalının aldığı paranın ayrı ayrı ulaşacağı alım gücü 7.7.2005 tarihli bilirkişi raporundaki yöntemle belirlenmesi gerekirken, iki ayrı sözleşme olduğu gözetilmeksizin, toplam ödenen paranın dava tarihine göre değerinin belirlenmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2-HUMK’nun 74.maddesine göre hakim her iki tarafın iddia ve savunması ile bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremez. Davada usule uygun şekilde ıslah yapılmadığından talep dışı karar verilmesi bozma nedenidir.
3-Mahkeme alacağa dava tarihinden itibaren faiz yürütülmüştür. Davacının halen taşınmazda zilyet olduğu anlaşılmaktadır. Davacı taşınmazı tahliye ve teslim ettiğini iddia etmemiştir. Yararlanma devam ettiğine göre alacağı taşınmazdan el çekme tarihinden faiz uygulanması gerekir. Bu yönün gözardı edilmesi bozma sebebidir.
4-Davalı … ‘nin temyiz yönünden yapılan incelemede, davalı diğer davalılar payını tapuda satın almıştır. Davalının taşınmazı satım tarihindeki bulunduğu hal üzerinden satın aldığının kabulü gerekir. Taşınmaz üzerine davacı tarafından yapılan imalatlardan dolayı oluşan bir sebebsiz zenginleşme var ise sebepsiz zenginleşen önceki maliklerdir. Yapılan giderler yönünden bu davalıya husumet yönetilemez. … hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulü yanlıştır. Kararın bu yöndende bozulması gerekir.
SONUÇ: Yukarıdaki bentlerde açıklanan nedenlerle hükmün davalılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 4.5.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.