YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/5252
KARAR NO : 2006/10870
KARAR TARİHİ : 03.07.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki sözleşmenin feshi ve alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı ekili avukat … ile davacı vekili avkat … ‘ün gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalıya ait restorantın tamir ve tefrişat işlemlerini yapması karşılığında restorantı 10 yıl işletmek konusunda davalı ile anlaşma yaptıklarını, restorasyon ve tefrişat işlemlerini yapmasına rağmen restorantı işletmesinin davalı tarafından engellendiğini, yapmış olduğu masrafların da ödenmediğini ileri sürerek, davalı tarafından da kabul edilen yapmış olduğu harcamaların miktarı olan 55.000.000.000 TL’nin faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiş, 24.5.2005 tarihli ıslahla dava miktarını 75.000.000.000 TL’ye çıkarmıştır.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kısa kararda, davanın kısmen kabulü ile 70.000.000.000 TL’nin faizi ile birlikte tahsiline karar verilirken, gerekçeli kararda ise davanın kabulüne, 75.000.000.000 TL’nin faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-HUMK.nun 381 maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.nun 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 389 maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.nun 388 maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada, kısa kararda davanın kısmen kabulü ile 70.000.000.000 TL’nin faizi ile birlikte tahsiline karar verilirken, gerekçeli kararda ise davanın kabulüne, 75.000.000.000 TL’nin faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmiş olması, az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir. 2-Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 450 YTl duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 3.7.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.