YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/10020
KARAR NO : 2007/12231
KARAR TARİHİ : 22.10.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalının, 7.000.000.000 TL alacağı olduğundan bahisle 27.1.2000 tarihinde kendisi hakkında ilamsız takip başlattığını, oysaki davalının birlikte … yaptığı dava dışı … ile ticari ilişkisinin olduğunu, davalı ile hiçbir akdi ilişkisinin bulunmadığını ileri sürerek, borçlu olmadığının tespitine, %40 inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava dışı … ile ortak olarak galericilik yaptıkları dönemde davacıya üç adet araç sattıklarını, davacının bu satış nedeniyle verdiği bonoların da elinde bulunduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalının bonolar nedeniyle alacaklı olduğu, takip tarihi itibariyle faizleriyle birlikte toplam davalı alacağının 7.800.000.000 TL olduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı tarafından 7.000.000.000 TL üzerinden başlatılan takip nedeniyle borçlu olmadığının tesbitini talep etmiş, davalı ise üç adet araç satımı nedeniyle davacıdan alacaklı olduğunu savunmuştur. Davalı tarafından, herhangi bir belgeye dayanılmaksızın davacıya karşı ilamsız icra takibi başlatıldığı, takipte borcun sebebi olarak da “araba alım satımından kaynaklanan alacak” açıklamasının yapıldığı anlaşılmaktadır. Kural olarak menfi tespit davalarında, ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden tarafa düşer. Alacaklı olan davalı, yargılama sırasında davacıya üç adet araç sattığını, satış bedellerinin ödenmediğini, icra
takibini de bu nedenle başlattığını ileri sürdüğüne göre, davada ispat yükü, alacaklı olan davalıya aittir. Davalı, alacağını ispat etmek için diğer delillerinin yanında keşidecisi davacı, lehdarı kendisi olan beş adet toplam miktarları 2.650.000.000 TL olan bonolara dayanmış olup, mahkemece davalının göstermiş olduğu diğer deliller incelenmeksizin, takip konusu alacağın, ibraz edilen bonolarla aynı hukuki sebebe ilişkin olduğu kabul edilerek, görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, her bir bononun vade tarihinden takip tarihine kadar işlemiş olan faiz miktarları ile birlikte olmak üzere bonolar nedeniyle belirlenen toplam alacak miktarının, takip miktarından fazla olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa ki takip konusu alacağa karşılık verildiği iddia edilen 16.8.2000, 16.9.2000, 16.10.2000 ve 16.12.2000 vade tarihli beş adet bononun tanzim tarihleri 5.6.2000 olmasına rağmen, davaya konu icra takibinin başlangıç tarihi ise 27.1.2000’dir. Dolayısıyla icra takip tarihinden yaklaşık beş … sonra düzenlenen bonoların, icra takibindeki alacağa karşılık verildiğini kabul etmek mümkün değildir. Bu nedenle mahkemece davalının ilamsız takibe ilişkin alacağını ispat etmek için göstermiş olduğu diğer delilleri değerlendirilerek, gerektiğinde delil listesinde bildirmiş olduğu “yemin” delili de hatırlatılmak suretiyle sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 22.10.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.