Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2007/13824 E. 2007/13719 K. 19.11.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/13824
KARAR NO : 2007/13719
KARAR TARİHİ : 19.11.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı, davalılardan …’ın eşi olup, davalıların birlikte hileli olarak düzenledikleri “protokol” başlıklı 24.5.2002 tarihli belge ile borçlandırdıklarını, bu belgeye dayanarak … 7. İcra Müdürlüğünün 2003/3335 sayılı icra dosyası ile davalı …’in icra takibi yapıp, diğer davalı eşinide borçlu olarak gösterildiğini, takibin eşi davalı …’ın yardımı ile kesinliştiğini, davalıların kötü niyetli olduklarını, senetteki imzanın kendisine ait olmadığını, 7-8 yıldır temyiz kudretini bulunmadığını, hacir altına alındığını bildirip, … 1.İcra Müdürlüğünün 2003/3335 Esas sayılı dosyaya dayanak 24.5.2002 tarihli senetten dolayı borçlu olmadığının tesbitiyle takibin iptalini istemiştir.
Davalı … davacı eşi ile gelirleri yetmediği, geçinemedikleri için diğer davalıdan borç aldıklarını, ödeyemeyince daireyi satmayı vaad ettiklerini, belgenin doğru olduğunu, davalı …’de davacı sağlıklı iken aldığı borca karşılık belgenin düzenlendiğini bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece belgedeki imzanın davacıya ait olduğu, belge düzenlendiği tarihte de yine davacının hukuki ehliyete sahip olduğu Adli tıp raporları ile anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Karar başlığında davacı olarak … ve … …’in isimlerinin gösterilmemesi maddi hataya dayalı olup, herzaman mahallinde düzeltilmesi mümkün görüldüğünden davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekir.
2-Dava, icra takibine konu 24.5.2002 tarihli belgenin düzenlendiği tarihte borçlu gösterilen kişinin, hukuki ehliyetinin olmadığı ve belgedeki imzanın borçluya ait olmadığı iddiası ile açılmıştır. Dava, hacir altına alınan ve belgede borçlu olarak görünen davacı adına açılmış, davacının 5.12.2006 tarihinde vefatı üzerine geriye kalan üç mirasçısından çocukları olan … … ve … tarafından davaya devam edilmiş, diğer mirasçıda davalı … dır.
Borçlu … …’ın sözleşme tarihinden sonra 20.4.2004 tarihli uzman doktor raporunun da yaşlılık bunaması denilen hastalığa düçar olduğu, mümeyyiz olmadığı belirtilmiş, Haydarpaşa Numune Hastahanesinin 7.5.2004 tarihli raporu ilede aynı hususlar doğrulandığı içinde, … 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 6.7.2004 tarih ve 95-995 sayılı kararı ile hacir edilip kendisine vasi tayin edildiği anlaşılmaktadır. Adli Tıp Kurumunun 9.9.2005 tarihli raporunda dosya özetlenerek, “Dosyasında daha önceki tarihlere dair herhengibir tıbbi belge ve bulguya tesadüf edilmediğinden hastalığın protokol tarihi olan 24.5.2002 tarihine teşmil ettirilemeyeceği, bu duruma göre … …’ın 24.5.2002 tarihinde hukuki ehliyetine haiz olduğunun kabulünün uygun bulunduğu” belirtilmiştir. Raporda … …’ın, sözleşme tarihinden sonraki tarihlere ait dosyadaki müşahade ve … kurulu raporlarından başka, sözleşme tarihindeki hukuki ehliyetini gösterir belge ve bulgu olmadığı için bu sonucu varıldığı belirtilmektedir. Yani … …’ın, sözleşme tarihinde hastalığı hakkında dosyada belge bulgu olmadığı için bu sonuca varıldığı anlaşılmaktadır. Halbuki davacı taraf, delillerini bildirdiği 9.12.2004 tarihli layıhası ile tanık deliline dayanmış, 17.11.2005 tarihli layıhası ile de tanıklarının isimlerini bildirip dinlenmelerini istediği halde mahkemece dinlenmemiştir. Hukuki ehliyetin olup olmadığının tesbiti için, sözleşmenin yapıldığı ve önceki tarihlerdeki … …’ın ruhi durumunun, tutum ve davranışlarının belirlenmesi gerekir. …K.’nun 27.3.1963 tarih 214-26 ve 14.11.1990 tarih 2/437-567 sayılı içtihatlarındada belirtildiği üzere; Hukuki ehliyetsızliğin doktor raporu ile kanıtlanması asıl ise de, tanik beyanlarıda hukuki durumun tesbitinde nazara alınabilecek bir veri olarak kabul edilir. Ölmüş veya sağ olan bir kimsenin geçmiş bir tarihteki ruhi durumuna göre “temyiz yeteneği Hukuki ehliyeti” bulunup bulunmadığı, onun bu tarihteki tutum ve davranışlarının tesbiti ile anlaşılabileceğinden, tutum ve davranışların maddi olaylardan başka bir şey olmamaları bakımından tanık dinlenilerek bu hususun tesbiti mümkündür. Maddi olaylar hakkında tanık dinlenmesinde yasal bir engel bulunmamaktadır. Öyle olunca deliller tam olarak toplanılmadan Adli Tıp Kurumuna gönderilen dosya ile hazırlanan rapor sağlıklı olamıyacağından bu rapora itibar edilerek hüküm kurulması doğru değildir. Mahkemece davacı tarafın gösterdiği, varsa karşı tarafın tanıkları dinlenilmeli, … …’ın 24.2.2002 tarihindeki akli melekelerinin yerinde olup olmadığına dair olayların nelerden ibaret olduğu belirlenerek, dosyanın yeniden Adli Tıp Kurumuna gönderilerek rapor alınması ve sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: 1.bent gereği davacıların diğer temyiz itirazlarının reddinine, 2.bent gereği kararın temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 19.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.