Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2007/3889 E. 2007/7516 K. 29.05.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/3889
KARAR NO : 2007/7516
KARAR TARİHİ : 29.05.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatı tarafından duruşmalı davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı … ve vekili avukat … ile … gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalının kullandığı banka kredilerinin ve banka teminat mektuplarının kefili olduğunu, bu nedenle … Bankasını devralan … Bankasına ve … bankasına muhtelif tarihlerde toplam 21.100.000 Tl ödediğini, dava tarihine kadar bu paranın 61.925.980 TL’na ulaşmasına rağmen zararının çok daha fazla oduğunu ileri sürmek ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle şimdilik 1.000.000.000 TL münzam zararın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, zamanaşımı süresinin dolduğunu, kafaleten ödenen paraların tamamının davacıya iade edildiğini, munzam zararın şartlarının oluşmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece bilirkişi raporu esas alınarak 21.100.000 TL’nın bankalara ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, munzam zarar isteminin reddine karar verilmiş; hüküm, her iki tarafça temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre her iki tarafın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı bu davasında davalıya kefaleten … Bankası ve Yapı ve Kredi bankasına yaptığı ödemeler yönünden talepte bulunmuştur. Hükme esas alınan 24.3.1997 tarihli bilirkişi raporunda ise talep ve dava konusu edilmediği halde …’a ödenen paralar yönünden de hesaplama yapılmış, mahkemece de Humk 74 maddesine aykırı bir şekilde …’a ödenen paralar yönünden de tahsile karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-Dava hukuksal nitelikçe B.K.nun 105. maddesinden kaynaklanan munzam zarar istemine ilişkindir. Anılan yasa maddesine göre “alacaklının düçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir”. Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde (temerrüdü oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen gecikme faizi ödeme yükümlülüğü altına girer. Bu durumda B.K.nun 103. maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O nedenle alacaklıya, uğradığı zararı isbat yükümü verilmeksizin ,en önemlisi borçlunun kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır. Bunun dışında alacaklının uğradığı zarar, temerrüt faizinin üstünde gerçekleşmiş olması durumlarında ise davada uygulanması gereken B.K.nun 105. maddesi gündeme gelir. B.K.nun 105. maddesi kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma imkanına sahiptir. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanamıyan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Hemen belirtmek gerekir ki, munzam zarar davalarında alacaklı davacının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Ülkemizde yıllardır yüksek oranda seyreden enflasyon nedeniyle paramızın değerinin çok düştüğü bir gerçektir. Böyle bir ortamda alacağını zamanında elde eden alacaklının bunu bir an önce banka mevduat faizine veya devlet tahviline yatırması veya dövize dönüştürmesi yaşanan hayatın gerçeklerine uygun bir davranış olur. Buna karşılık alacağını geç … alacaklının da zarar göreceği, enflasyonun altında kalan faiziyle bu zararı karşılamıyacağı açık olup, bu hal zararın varlığı için fiili bir karine oluşturur.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, dava konusu olayın incelenmesinde davacının davalının borcuna kefaleten dava dışı … Bankası ve … Bankasına 8.10.1984 ve 25.10.1989 tarihleri arasında ve 20 değişik tarihte toplam 19.801.990 TL ödeme yaptığı, her bir ödeme tarihi itibarıyle ödediği miktar nispetinde alacağa hak kazandığı ve ödemenin yapıldığı her bir tarih itibariyle davalının temerrüde düşmüş olmasına karşın dava tarihinde dahi davacının alacağını alamadığı ve bu bağlamda somut olayda BK 105 maddesi anlamında munzam zararının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davacının davalıya kefaleten bankalara ödediği her bir bedelin ödeme tarihinden bu davanın açıldığı tarihe kadar geçen zaman zarfı içerisinde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, mevduat ve devlet tahviline verilen faiz oranlarını, TL karşısında döviz kurlarını ve altın fiyatlarını gösteren listeyi ilgili resmi kurumlarından araştırmak, konusunda uzman bilikişi düşüncesinden de yararlanmak suretiyle tespit etmek, davacı alacaklının maruz kaldığı asgari zarar miktarını yukarıda belirlenen ilkeler çerçevesinde BK’nun 43/2 maddesi de dikkate alanmak suretiyle belirlemek ve sonucuna uygun bir karar vermektir. Bu yönlerin gözardı edilerek munzam zarar talebinin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarda birinci bentte açıklana nedenlerle tarafların diğer temyiz itirazlarının reddine temyiz olunan kararın ikinci bentte açıklanan nedenle davalı, üçüncü bentte açıklanan nedenle de davacı yararına BOZULMASINA, 500 YTL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, .2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.