Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2007/4357 E. 2007/8565 K. 18.06.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/4357
KARAR NO : 2007/8565
KARAR TARİHİ : 18.06.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, geçirdiği trafik kazası nedeni ile 20.9.1999 tarihinde acil olarak davalı hastaneye yatırıldığını, 15 gün süren tedavisi sonucu 4.10.1999 tarihinde taburcu edildiğini, ancak aynı gün evde ayağa kalkmak isterken bacağının vücudunu tartmaması nedeni ile düştüğünü, bilahare 5.10.1999 tarihinde davalıya müracaatında çekilen MR sonucu sağ dizde kapsül yırtığının bulunduğunun, fizik tedavi sonucu ameliyat edilebileceğinin bildirildiğini ancak fizik tedaviden sonuç alamadığını, kaza anında davalı tarafından gerekli müdahalenin yapılmaması nedeni ile davalının kusurlu ve özensiz davranışı nedeni ile ayağının sakat kaldığını ileri sürerek, fazla hakları saklı kalarak 1.000 YTL. maddi ve 25.000 YTL: manevi tazminatını ödetilmesini istemiştir.
Davalı, davacının bilincinin kapalı olması nedeni ile, öncelikle yaşama döndürmek amaçlı tüm müdahalelerin yapıldığını, yoğun bakımdan çıktıktan sonra davacının yürütüldüğünü, hiçbir şikayette bulunmadığından taburcu edildiğini, davacının evde düşmesi nedeni ile sakatlanmış olabileceğini hiçbir kusurun bulunmadığını, gereken tıbbi müdahelenin zamanında yapıldığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, Adli Tıp Kurulu’nca ve oyçokluğu ile alınan Genel Kurulu’nca düzenlenen raporda, hastane ve doktorun kusurunun bulunmadığının açıklanmış olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
2007/4357-8565
Dava, davacının davalı hastanenin teşhis ve tedavide gerekli özen ve ihtimamı göstermemesi nedeniyle, bacağının sakat kaldığı açıklanarak açılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık tedaviyi gerçekleştiren davalı hastanenin , davacının bacağının sakat kalmasında hukuka aykırı bir eyleminin, ve kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davadaki ileri sürülüşe ve kabule göre dava temelini vekillik sözleşmesi oluşturmaktadır. Eş deyişle dava, davalı hastanenin vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır. (BK:386, 390 md)
Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de, bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. (BK:390/11) Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.321/1) O nedenle, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları (hafifte olsa) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastanın zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor, tıbbi çalışmalarda bulunurken bazı mesleki şartları yerine getirmek hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak, tedaviyi her türlü ihtiyat tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor ufak bir tereddüt gösteren durumlarda bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve orada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken, hastanın özelliklerini gözönünde tutmalı, onu gereksiz risk altına sokmamalı en emin yolu tercih etmelidir. Gerçekte de mesleki bir iş gören; doktor olan vekilden, ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titiz, özen göstermeyen bir vekil, BK. 394/1 uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Somut olayda, davacının yaya halinde iken otomobil çarpması sonucu yaralanma nedeni ile davalı hastaneye 20.9.1999 tarihinde müracaat ettiği 28.9.1999 tarihine kadar yoğun bakımda kaldığı, 28.9.1999-4.10.1999 tarihleri arasında nöroşirurji servisinde izlenerek 4.10.1999 tarihinde taburcu edildiği, 5.10.1999 tarihinde diz ağrısı yakınması ile davalıya yeniden müracaatında çekilen MR sonucu sağ dizde kapsül yırtığının tesbit edildiği ve fizik tedavi önerildiği dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumunun 21.11.2005 günlü raporunda, davacının davalı hastaneye geldiğinde, bilinci kapalı ve kafa travması mevcut olduğu, bu durumda eklem hareketlerinin 2007/4357-8565
sağlıklı olarak değerlendirilemeyeceği, ayrıca hastanın yatışında yürütülerek, tuvalete gittiği ve izlemde buna yönelik bir şikayetin olmadığı , bu nedenle davalıya atfı kabil kusurun bulunmadığı, davacının 26.7.2004 tarihli muayenesinde de ….bir adet menteşeli diz cihazı ile yürüdüğü bildirilmiş, aynı gerekçe oy çokluğu ile alınan 8.6.20006 tarihli Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporunda da tekrarlanmış ve ayrıca davacının taburcu olduktan sonra evde de düşmesinin etkili olduğu açıklanmıştır. Dosyaya ibraz edilen davacının davalı hastaneye yattığı 20.9.1999 tarihine ait saat 23.10’ da yazılan hemşire notunda ; “ hastaya bakım verildi, sağ bacağında bir kırık olabileceği fark edildi, AP lateral çekildi APTT gönderildi, sonuçları normal geldi Dr. … biliyor “ kaydı olduğu, saat 24’ de de “ röntgeni … bey gördü “ kaydının yer aldığı anlaşılmış, davalı hastane bu nota karşılık olarak, davacıya AP/lateral bacak grafisi çekildiğine dair bir bulguya rastlanmadığı, mevcut hemşire notunun sağ bacaktaki diz problemini ifade etmek amaçlı bir tıbbi kayıt hatası olabileceği açıklanmıştır. Yine serviste izlendiği süre boyunca alınan hemşire notlarında davacının “ wc ye yürütüldü “, “ yardımla mobilize “ şeklinde tesbitlerin bulunduğu görülmüştür. Adli Tıp Kurumu Genel kurulu muhalefet şerhinde de, davacının hastaneye yattığı süre içinde sistematik muayenelerinin düzenli ve hassas yapılmadığı, dizindeki ciddi ve ağır yaralanmanın teşhis edilmeyerek atlandığı aksine yürütülerek tablonun daha da ağırlaştırıldığı ve bu hali ile taburcu edilmesi nedeni ile davalının 2/8 oranında kusurlu olduğu açıklanmıştır. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının davalı hastaneye yattığı ilk gecede alınan hemşire notunda, davacının bacağındaki arazın tesbit edildiği, servisteki takiplerinde hep yardımla yürütüldüğü, kendi başına yürümediği, taburcu olduktan sonraki evdeki düşmesinin daha önceki yaralanma ile ilgisinin bulunmadığına ilişkin bulguların mevcut olmadığı hususları değerlendirildiğinde, Adli Tıp ve Genel kurul tarafından ,açıklanan hususlar üzerinde durulmadan, davacının mevcut durum itibariyle sakatlığının bulunup bulunmadığı ve zamanında tedavi edilse idi, yine araz kalıp kalmayacağı hususunda açıklama yapılmadan, soyut ifadelerle rapor verilmiştir. Bu haliyle rapor inandırıcı ve tatminkar olmaktan uzaktır. O halde mahkemece yapılacak iş; üniversitelerin ilgili anabilim dallarından ve özellikle konusunda uzmanlarından seçilecek bilirkişilerden oluşmuş bir kurul aracılığı ile dosyadaki hastahane de tutulmuş dosya ve kayıtlar, taraf savunmaları, tüm deliller birlikte değerlendirilerek, yapılması gerekenle, yapılan müdahale ve tedavinin ne olduğu, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda doktor hatası olup 2007/4357-8565
olmadığını gösteren nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak ve böylece hasıl olacak sonuca uygun karar vermektir.
Eksik inceleme ve mevcut delilleri değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır, bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 18.6.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.