Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2007/8884 E. 2007/13275 K. 12.11.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/8884
KARAR NO : 2007/13275
KARAR TARİHİ : 12.11.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat … … … gelmiş, davacı tarafından gelen olmadığından yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalının … Dikili’de bulunan tarlasını icar bedeli karşılığında kullanmakta iken, söz konusu yerin davalıya değil Hazineye ait olduğunun kesinleşen mahkeme kararı ile tesbit edildiğini, Hazinenin üçüncü kişiye kiralamış olduğu yerle ilgili kendine de ecrimisil ihbarnamesi gönderdiğini, davalıya ait tarlayı kullanma imkanı kalmadığını, buna rağmen icar bedeli olarak vermiş olduğu 12 adet bono nedeniyle davalının takip başlattığını, senetlerde “nakden” ibaresi mevcutsa da davalıdan nakit para almadığını ileri sürerek, karşılıksız kalan senetler ve başlatılan takip nedeniyle borçlu olmadığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, takip başlatılan senetlerin, davacının ileri sürdüğü hususlarla ilgisi olmadığını, kıymetli evrakın sebebten mücerret olduğunu, kaldı ki bir an için senetlerin icar bedeli karşılığında verildiği kabul edilse dahi, Kadastro mahkemesi kararı ile Hazine adına tescil edilen
yerin, davacının kira karşılığı kullandığını bildirdiği kısmı kapsamadığını, kesinleşen mahkeme kararı ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine de başvurduğunu savunarak, davanın reddine, %40 inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının yemin teklifi üzerine, vekaletnamesinde yemin teklifini kabul veya redde açıkca yetkili olan davalı vekili tarafından “davalının yemini eda etmeyeceği”nin bildirilmiş olması nedeniyle davalının yemini eda etmekten kaçındığı, böylece kira karşılığı verilen takibe konu bonoların karşılıksız kaldığının kabulü gerektiği belirtilerek, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Vekilin, müvekkili adına yapacağı bazı işlem ve beyanların hukuki sonuç doğurması ve müvekkili bağlayıcı olması için kendisine verilmiş dava vekaletnamesinde bu hususlarda … yetkisinin bulunması gerekir. Müvekkile teklif edilen “yemini kabul veya red beyanı” da bu tür … yetkiyi gerektiren hallerdendir. Bu konuyu düzenleyen HUMK.nun 63. maddesinin son cümlesiyle, diğer … yetkiyi gerektiren hallerden farklı olarak “yeminin kabul veya reddini selahiyet, ancak yemin edecek kimse tarafından yemin teklif olunan meseleye ıttıla kesbettikten sonra verilebilir” hükmü getirilmiştir. Bu hüküm nedeniyle salt … yetkinin verilmiş olması yeterli görülmemekte, ayrıca bu yetkinin yemin teklif olunan konuyu müvekkilin bilmesinden sonra verilmiş olması şartı aranmaktadır. Öyle ise, hangi konuda yemin teklif edildiği, teklif edilip edilmeyeceği bilinmeden müvekkil tarafından verilen … yetki, HUMK.nun 63. maddesi hükmüne uygun olarak verilmiş bir yetki olarak kabul edilemez. Vekil buna rağmen bu yetkisine dayanarak yemini kabul veya ret hususunda beyanda bulunursa, bu beyan yetkisiz vekil beyanı olarak benimsenip, müvekkilin onayı veya vekilden müvekkilini bilgilendirip yeniden bu konuda yetki alması istenmelidir. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, iddiasını yasal delilerle ispat edemeyen davacının, davalıya yemin teklif hakkını kullandığı, davalı vekilinin gerek 5.3.2007 tarihli celsede gerekse yemin metninin kendisine tebliğinden sonraki 13.4.2007 tarihli celsede “müvekkilinin yemin teklifini kabul etmediğini” beyan ettiği, mahkemenin de davalı vekilinin bu beyanına itibar ederek temyize konu hükmü tesis ettiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar vekilin vekaletnamesinde teklif edilen yemini kabul veya redde dair … yetkisi var ise de; müvekkilin, davadan önce düzenlenen böyle bir vekaletnameyle yemin konusunu bilerek … yetki verdiğinin kabulü mümkün olmadığı gibi, davadan ve yemin teklifinden sonra da müvekkilin yemin konusunu bildiğine ve … verdiğine dair de dosyada her hangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bu durumda, yetkisiz vekilin beyanına itibar edilerek hüküm verilemez. Kaldı ki kendisine yemin teklif edilen taraf davayı bir vekil aracılığıyla takip etmekte ise, yemin davetiyesinin vekile değil, bizzat kendisine yemin teklif edilen asile tebliğ edilmesi yasal bir zorunluluk olup, dava konusu olayda yemin davetiyesinin davalıya değil, vekiline çıkarılmış olması da usule aykırıdır. Bu durumda Tebligat Kanununun 11/1 hükmü uygulanmaz. O halde davacının yemin teklifi üzerine HUMK’nun 337. maddesine uygun olarak meşruhatlı yemin davetiyesinin bizzat davalıya çıkarılıp tebliğ edilmesi ve bunun sonucuna göre işlem yapılması, vekilin müvekkili namına yemini kabul veya red konusundaki bayanları için de az yukarda açıklanan HUMK’nun 63. maddesinde belirtilen … yetkinin aranması gerekirken, mahkemece açıklanan hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün Temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 500,00 YTL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 12.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.