Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2008/11843 E. 2009/3235 K. 12.03.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/11843
KARAR NO : 2009/3235
KARAR TARİHİ : 12.03.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R
Davacı, davalılardan 12.5.1976 tarihli sözleşme ile 94 nolu bağımsız bölümü kiralayıp aynı tarihte 250.000 TL. (25,00 YKRŞ) nakden teminat olarak verdiğini ve mecuru 31.3.2005 tarihinde açılan men’i müdahale davası nedeni ile tahliye ettiğini, tahliye tarihine kadar teminatın uhdesinde kaldığını ileri sürerek, ödenen depozitonun tahliye tarihindeki ulaştığı değeri olan 60.000 YTL.nin yasal faizi ile davalılardan hisseleri oranında ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, temyiz eden davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı ile davalılar arasında imzalanan 12.5.1976 tarihli kira sözleşmesinin 5. maddesine göre, davacı kiracı tarafından 250.000 TL.nin ( 25,00 YKRŞ ) peşinen ve nakden teminat olarak verildiği, tahliye edildiğinde bilumum borçlar mahsup edildikten sonra bakiye kalan paranın bilafaiz iade 2008/11843-2009/3235
edileceği düzenlemesinin getirildiği ve davacı kiracının mecuru 31.3.2005 tarihinde tahliye ettiği hususları dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Mahkemece, 12.5.1976 tarihinde verilen 250.000 TL.nin tüketici fiyat endeksi esas alınarak tahliye tarihindeki ulaştığı değer üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacı kiracının , 12.5.1976 tarihinde ödediği depozito bedelini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebileceğinin kabulü gerekir. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre, akit tarihinde verilen paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata, çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Denkleştirici adalet kuralı gereğince, verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Bu durumda mahkemece yapılacak …; davacının 12.5.1976 tarihinde … olduğu 250.000 TL.nin (25,00 YKRŞ ) sadece tüketici fiyat endeksi değil, bunun yanında, çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle (azalan alım gücünün) ( Tüik göstergeleri altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle davacının tahliye tarihi itibariyle ulaşacağı alım 2008/11843-2009/3235
gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor ya da ek rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmedilmelidir.
Mahkemece, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan 1. bent gereğince temyiz eden davalıların diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent gereğince temyiz olunan kararın temyiz eden davalılar yararına BOZULMASINA, 265.80 TL peşin alınan harcın istek halinde Muhan Sosyal miraçılarına iadesine, 607.50 TL peşin alınan harcın … R. Sosyal, …, …, … Sosyal’a iadesine, 265.80 TL peşin alınan harcın …’e iadesine, 12.3..2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)

MUHALEFET ŞERHİ
Taraflar arasında düzenlenmiş bulunan 12.5.1976 tarihli kira sözleşmesinde aylık kira bedeli 5000 TL (Beşbin lira) olup, 5. maddede “kiracı mukavelenin imza edildiği tarihte 250.000 TL’sını (25.00 YKRŞ) kiralayana peşinen ve nakden teminat olarak ödenmiştir. Kiracı mecuru kendi rızası ile veya kanuni yollarla tahliye ettiği veya tahliye ettirildiği takdirde, bilumum borçları mahsup 2008/11843-2009/3235
edildikten sonra bakiye kalan para kendisine bila faiz iade edilecektir. Kiracı, bu nakdi teminat kira akdinin devamı süresince, hiç bir veçhile kirasına veya kiradan mütevellif borcuna mahsubunu talep edemiyecektir.” hükmüne yer verilmiş, depozitoya ilişkin başka herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.
Mevzuatımızda açık bir hüküm olmamakla birlikte sözleşme serbestisi prensibi gereği, gerek öğretide gerekse yargı kararlarında kira sözleşmelerinde yer alan depozitoya ilişkin anlaşmaların kural olarak geçerli olduğu kabul edilmektedir. Depozitonun tek amacı ve fonksiyonu, kiralayanın alacaklarına karşılık bir güvence teşkil etmesidir. Bunun dışında kiralayan açısından bir sermaye veya kredi işlevi görme amacı yoktur.
Öte yandan kiralayanın depozitodan herhangi bir şekilde ekonomik fayda sağlaması hem kira sözleşmesinin amacını aşar, hem de 6570 S.K’nun 16. maddesine konu olan kira bedelinden fazla para alma yasağına aykırı bir davranış teşkil eder.
Kiralayanın depozitonun değerini arttırma yükümlülüğü elbette yoktur. Ancak kendisine teminat olarak bırakılan depozitonun enflasyon karşısında değerini kaybetmemesi için MK. madde 2. deki iyiniyet kuralları çerçevesinde gerekli önlemleri alması gerekir. Paranın değerinin en azından sabit kalması için uygulamada çoğunlukla döviz veya altın alma ya da parayı bir banka hesabına yatırma yoluna gidilmekte ise de kurların tesbitinin ayrı bir işlem gerektirmesi ve kaydı işlemlerinin yapılmamasından dolayı alınabilecek önlemler içinde en kolay yol, depozitonun ortalama faiz getiren bir banka hesabına yatırılmasıdır. Depozitodan elde edilen faiz geliri depozitoya dahil olacaktır. Bununla teminatın değeri artacağından ötürü hem kiracının hem kiralayanın menfaati korunmuş olacaktır.
Kira Depozitosu sözleşme ile herhangi bir alacağa özgülenmediği sürece kiralayanın kira sözleşmesinden kaynaklanan her türlü alacağını temin için verilmiş sayılır. Kiracının kira ilişkisi sonu erdiğinde herhangi bir borcu yok ise depozito olarak alınmış, paranın iadesi gerekir ve öncelikle davalı kiralayanın kira sözleşmesinden kaynaklanan ve kiracının sorumluluğunda bulunan iddia ile sınırlı tüm alacaklarını saptadıktan sonra, davacının sözleşmenin başlangıcında vermiş bulunduğu kira depozitosunun ortalama faiz getiren bir banka hesabına yatırılması gereken tarihten itibaren hesaplanacak faizi ile bulunacak toplam miktarın indirilmesiyle doğacak sonucua göre karar verilmelidir.
2008/11843-2009/3235
Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında somut olay bakımından değerlendirme yapıldığında, kira sözleşmesi düzenlendiği sırada kiralayana verilen depozitonun kanuna ve kamu düzenine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Akit serbestisinin sonucu olarak taraflar sözleşmeden doğan tüm yükümlülüklerini de yerine getirmelidir. Bu nedenle davacı kiracı sözleşmenin yukarıya alınan hükümleri doğrultusunda depozitonun uyarlanmasını davalı kiralayandan isteyemez. Tarafların sözleşme hükümleri ile bağlı olması esas olup, davanın reddine karar verilmesi gerekir. Mahkemenin bu yönü gözardı ederek davayı kabul etmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Davalılar yararına kararın bozulması gerekir. Açıklanan nedenlerle sayın çoğunluğun aksi yönde oluşan bozma görüşüne katılamıyorum.