Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2008/4521 E. 2008/11981 K. 20.10.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/4521
KARAR NO : 2008/11981
KARAR TARİHİ : 20.10.2008

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 24.4.1998 tarihinde davalıdan satın aldığı 41 nolu bağımsız bölümün dava dışı hazine tarafından aleyhine açılan dava sonucu … Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.6.2005 tarihli kararı ile tapusunun iptal edilip hazine adına tescil edildiğini ileri sürerek, taşınmazın rayiç değerinden şimdilik 6.000 YTL.nin faizi ile ödetilmesini istemiş, ıslah ile talebini toplam 44.556 YTL.na artırmıştır.
Davalı, dere vasfını kaybetmiş olan bu yeri imar ve ihya ederek işyerleri yapılıp 41 nolu dükkanın da davacıya satıldığını, istenen bedelinde fahiş olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazın idari yoldan yapılan işlemler sonucu davalı … adına tapuya tescil edildiği, kadastro tesbit tutanağı ve dayanak tapu kayıtlarının bulunmadığı ve 24.4.1998 tarihinde de davacıya satıldığı, dava dışı Hazine tarafından açılan dava sonucu mahkemece, 30.6.2005 tarihinde davacı adına olan tapunun iptali ile aktif dere yatağı olarak terkinine, üzerindeki binanın da kâline karar verildiği ve Yargıtay aşamasından geçerek kesinleştiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Yargıtay’ın öteden beri sapma göstermeyen kararlarına göre tescile tabi olmayan bir taşınmazın her nasıl ise tapuya tescil edilerek hakkında sicil oluşturması bu yerin özde tescile tabi bulunmayan yerlerden olduğuna ilişkin hukuksal niteliğini değiştirmez. (Hukuk Genel Kurulu 22.2.1990 … 1989/1-700 esas 1990/101 karar ve 18.10.1989 … 1989/1-419 E 1989/528 K) Olayda medeni kanunun 1023. (Eski M.K. 931) .maddesinin uygulama olanağı da bulunmamaktadır.
Az yukarda açıklanan hükümler gözetildiğinde, hiçbir kimse taşınmazın öncesinin kamu malı olmadığını bilmediğiniy, dolayısıyla iyi niyetli olduğunu ileri süremez. Bu nedenle taşınmazın davacıya satıldığı tarihte onun özünde yatan … mülke konu olmayan yerlerden olduğunu … ve satan tarafların bilmesi yasa hükmü gereğidir. Kamu mallarının … mülk olarak devir ve temlikleri hukuken sonuç doğurmaz. Başka bir anlatımla taraflar arasında yapılan taşınmaz ile ilgili sözleşme (aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmaza ilişkin) geçersiz olup, taraflara her hangi bir hak bahşetmez. Geçersiz satışlarda Dairemizin sapma göstermeyen kararlarında herkes aldığını aynı anda iade ile mükelleftir. Taşınmazın tapu kaydı hazine tarafından açılan dava sonucu iptal ettirildiğine göre, davacının iade borcu ortadan kalkmıştır. Ne var ki, davacı satış sırasında ödediği satış bedelini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre davalıdan isteyebilir. Bunun kapsamının belirlenmesinde ise aşağıda belirtilen denkleştirici adalet kuralları gözden ırak tutulmaması gerekir.
Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın … mülkiyete konu olamaması nedeniyle, satış geçersizdir.O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tesbitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve … bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, … hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, … hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden … hayata, çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekse öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı … durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2.maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Yukarda açıklanan ilke ve esaslara göre mahkemece, taşınmazın davacıya satıldığı 24.4.1998 tarihinde davacının ödediği satış bedelinin, davacı adına olan tapuyu iptal eden mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle ulaştığı alım gücü, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs. gibi) ortalamaları alınarak, açıklamalı gerekçeli, taraf ve yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak belirlenmeli ve sonucuna uygun karar verilmelidir. Açıklanan bu hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde rayiç değere karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 20.10.2008 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, davalı … tarafından idari yoldan oluşturulan tapu kaydına … ile satın alınan taşınmaz tapusunun evveliyatının orman olduğu gerekçesi ile iptal edilmesi nedeniyle satıcıya karşı yöneltilen tazminata ilişkindir.
Hemen belirtmek gerekir ki, davalı … hem idari yönden tapu kaydı oluşturmaya yetkili Devlet Kurumu diğer yandan satıcı durumundadır. Devlet Tapu kaydını oluştururken ve sicil kaydını tutarken yüksek özenle hareket etmek doğru sicil oluşturmakla yükümlüdür. Davacı devlete ve devletin oluşturduğu sicile güvenerek taşınmazı resmi şekilde satın almıştır. Her ne kadar tapu oluşturulurken evveliyatının orman olması nedeniyle oluşturulan kayıt yolsuz ise de, satış resmi şekilde yapıldığından satışın geçersiz satış koşullarına tabi tutulması ve davacının zararının denkleştirici adalete göre belirlenmesi mümkün değildir. Davalı … tapu kaydı oluşturulurken özenli davranmadığı için … zarardan sorumlu olduğu gibi, zapta karşı tekeffül (BK.202) hükümlerine göre de … zarardan sorumludur. Aksi halinde kabulü Devlete ve hukuka olan güveni zedeler. Bu durumda, ifanın imkansız hale geldiği yani tapu iptali ve tescil davasının kesinleştiği tarih itibariyle taşınmazın rayiç değerinden davalının sorumlu tutulması zorunlu olup, … çoğunluğun bozma içeriğine yönelik gerekçesine katılamıyorum.