YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/5232
KARAR NO : 2008/11962
KARAR TARİHİ : 20.10.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki araç devri vergi ve cezaların tahsili davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ile birlikte trafikte 1/2 oranında malik oldukları araç üzerindeki 1/2 hissesini 9.3.1970 tarihli noterde yapılan sözleşme ile davalıya devrettiğini, davalının buna rağmen trafik kaydını üzerine almaması nedeniyle araca ilişkin vergi ve cezaların kendi adına tahakkuk ettiğini, son olarak da 9.5.2006 tarihinde 4.000,00 YTL vergi ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, araç üzerindeki trafik kaydının iptali ile davalı adına tesciline, … olduğu 4.000,00 YTL vergi ve cezanın ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı …’nın yargılama sırasında ölmesi üzerine davanın yöneltildiği mirasçıları tarafından verilen cevap dilekçesinde, dava konusu aracın, muris adına kayıtlı iken 15.11.1973 tarihli noterde düzenlenen sözleşme ile dava dışı …’ye satıldığı, bu satışla birlikte murisin araç üzerindeki tasarruf ve sorumluluğunun kalmadığı savunularak, davanın öncelikle husumet, olmadığı takdirde ise esastan reddi talep edilmiştir.
Mahkemece, dava konusu aracın, 15.11.1973 tarihli araç satış sözleşmesi ile üçüncü kişiye satılmış olması ve davacının araca ilişkin vergi borcunu bu satış tarihinden sonra 2006 yılında … olması karşısında davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Daha önce davacı ile davalı arasında trafikte 1/2 oranında kayıtlı bulunan dava konusu aracın, 9.3.1970 tarihli noterde düzenlenen araç satış sözleşmesi ile davacı adına kayıtlı olan 1/2 hissesinin de davacı tarafından davalıya satıldığı, bu
şekilde araca tümüyle sahip olan davalının da aynı aracı, 15.11.1973 tarihli yine noterde düzenlenen sözleşme ile dava dışı …’ye sattığı ve zilyedliğinin devredildiği anlaşılmış olup, davacı, üzerindeki trafik kaydının iptali ile, davacı adına tesciline ödemek zorunda kaldığı vergi ve cezaların tahsili için eldeki davayı açmıştır. Trafikte kayıtlı aracın satışına ilişkin, gerek davacı ile davalı arasındaki 9.3.1970 tarihli sözleşme, gerekse davalı ile üçüncü kişi arasındaki 15.11.1973 tarihli sözleşme araçların zilyedliğinin devredildiğide anlaşıldığından geçerlidir. Buna göre, noter satış sözleşmeleri ile aracın mülkiyeti 9.3.1970 tarihinde tümüyle davalıya, 15.11.1973 tarihinde de üçüncü kişiye geçmiştir. Davacı, akidi olan davalıya karşı yöneltmiş olduğu bu davada, üzerindeki trafik kaydının iptali ile davalı adına tescilini, ayrıca … olduğu vergi ve cezaların da tahsilini talep etmiş olup, her ne kadar dava konusu aracın 15.11.1973 tarihinde geçerli satış sözleşmesi ile davalı tarafından da üçüncü kişiye satılmış olması nedeniyle, bu tarih itibariyle davalının araç üzerindeki mülkiyet hakkı sona ermişse de, aracın gerçekleştirilen ilk satış sonrasında davalı tarafından trafikte adına tescil kaydının yapılmamış olması, davacının hukuki durumunu etkiler niteliktedir. Davacının hisse devrini gerçekleştirdiği 9.3.1970 tarihi ile davalının aracı 3.kişiye devrettiği, 15.11.1973 arası dönemde trafik tescil bürosunda davacı kayıt maliki göründüğünden 3.kişilere karşı sorumluluk altındadır. Bu bağlamda davacı kayıt maliki olması nedeniyle vergi ve cezaların kendisi adına tahakkuk ettirildiğini ve ödediğini, oysa sorumluluğun olmadığını ileri sürmektedir. Hal böyle olunca Davacının, akidi olan davalıya karşı dava açma hakkı bulunduğunun, dolayısıyla … bu davada davalıya husumet düştüğünün kabulü gerekir. Ne var ki aracın tesciline ilişkin talep, idari bir işlem niteliğinde olduğundan, kabulü mümkün değilse de, “çoğun içinde az da vardır” kuralı gereğince davacının, daha sonra aracın mülkiyeti üçüncü kişiye geçmiş olsa dahi, taraflar arasında yapılan ilk satış işlemi ile, mülkiyetin davalıya geçtiğinin tespitini talep etmekte hukuki yararı da bulunmaktadır. (Bkz. Aynı yönde HGK. 12.12.2007 T. 2007/13-914 E. 2007/964 K.) O halde mahkemece işin esası incelenerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün, temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 20.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.