Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2008/5682 E. 2008/12288 K. 23.10.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/5682
KARAR NO : 2008/12288
KARAR TARİHİ : 23.10.2008

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, kooperatif aidatlarını ödemesi için yeğeni olan davalıya …’dan toplam 8972 DM para gönderdiğini, davalının bu paraları kooperatife ödemediğinin anlaşılması üzerine açtığı dava sonucu 4 444 992 Tl nin dava tarihinden faizi ile tahsiline karar verildiğini, ödenmesi halinde eline en fazla 23 103 284 TL geçeceğini, davanın uzun sürmesi ve enflasyon nedeni ile bu paranın ekonomik bir değerinin kalmadığını, oysa parayı bankada değerlendirmesi halinde eline 7500 DM geçeceğini ileri sürerek fazlasını saklı tutarak faizle karşılanamayan zararının tazmini için 7500 DM ın dava tarihinden faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının ilk davada BK 83 maddesine göre talepte bulunduğunu, zamanaşımının dolduğunu, yeniden talepte bulunamayacağını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının faizi aşan zararı olduğunu kanıtlayamadığına dayanılarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının, kooperatif aidatlarını ödemesi için davalıya 1988-1990 tarihleri arasında toplam 8972 DM gönderdiği, 15.8.1996 tarihinde açtığı dava sonucu, 26.7.2005 tarihinde davalının ödemediği belirlenen 4 444 992 TL aidatın dava tarihinden faizi ile tahsiline karar verildiği, 24.3.2006 tarihinde kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Borçlunun temerrüdü sonucu, bir para borcunun vadesinden sonra ödenmesi veya hiç ödenmemesi olgusundan alacaklının zarar gördüğü veya göreceği inkar edilemez. Nitekim yasa koyucu bu gerçeği kabul ederek, alacaklının bu yolla oluşacak zararının kural olarak, temerrüt faizi ile karşılanabileceğini BK. 105 maddesiyle hükme bağlanmıştır. Yine yasa koyucu kuralı böyle koymakla birlikte, alacaklının borçlu temerrüdü ile oluşan zararını her zaman temerrüt faizinin kaşılayamayacağını da gözeterek “ alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe, bu zararı tazmin ile yükümlüdür” hükmünü getirmiştir.(BK.105. md.) Anılan yasa maddesinde, geçmiş günler faizini aşan zarardan söz edilmiş, zararın türü ve niteliği konusunda bir açıklama yapılmamış ise de; buradaki zararın hukukumuzdaki müsbet (olumlu) zarar tanımlamasıyla eşdeğer bir zarar olduğunda duraksamamalıdır. Böyle olunca da, munzam zararın “borçlu temerrüde düşmeden borcunu vadesinde … olsa idi, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda oluşan durum arasındaki farkın, temerrüt faizi ile karşılanamayan bölüme isabet eden zarar” olarak tanımlanması mümkündür.
Munzam zarar alacaklısı; öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını bu alacağının geç ifa edilmesinden dolayı, faizle karşılamayan zararını ve miktarını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek durumundadır. Borçlu ise, alacaklının munzam zararını ödeme yükümlülüğünden ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla kurtulabilir.
Alacaklının munzam zararını ve miktarını ispat yükümlülüğü, yıllık temerrüt faizi oranının, yıllık enflasyon oranında veya üzerinde tespit edilmiş olduğu durumlarda, mutlak olarak uygulanabilir. Ancak munzam zarar davalarında alacaklı davacının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve kendi özelliği içinde değerlendirilmelidir.Ülkemizde yıllardır süren yüksek enflasyon nedeniyle paramızın değerinin çok düştüğü bir gerçektir. Alacağını geç … alacaklının zarar göreceği,enflasyonun altında kalan faiziyle bu zararı karşılayamayacağı açık olup,bu hal zararın varlığı için fiili bir karine teşkil etmektedir.
Temerrüt faizi oranından yüksek oranda seyreden enflasyon ortamında; paranın zaman içinde yitirdiği alım gücünün temerrüt faizi ile karşılanacağının kabulü mümkün değildir. Değişik bir anlatımla, böyle bir ortamda aynı miktar bir parayla, bir yıl önce alınan mal veya hizmetin bugün için alınması olanağı yoktur. Yine böyle bir ortamda, bir yıl önce ödemesi gereken bir para borcunu, bugün temerrüt faizi ile birlikte ödeyen borçlunun, paranın bir yıl önceki alım gücünü tam olarak ödediği söylenemez. Hal böyle olunca, BK:nun 103 maddesinde ifadesini bulan alacaklı zararının temerrüt faizi ile karşılanacağı varsayımı ile aynı yasanın 105 maddesinde düzenlenen munzam zararını alacaklının MK.nun 6. maddesi uyarınca ispat etmesi gerektiğine dair kuralın temerrüt faizi oranının yıllık enflasyon oranı üzerinde, hiç değilse aynı oranda saptanması halinde değerlendirilmesi gerekli bir kural olduğunun kabulü gerekir. Davalının eksik ödediği aidat bedelinin 4 444 992 TL olduğu kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabittir.Hal böyle olunca mahkemece, önce davalının ödemede temerrüde düştüğü aidat bedelleri için temerrüt tarihlerinin saptanması gerekmektedir. Dosya içerisinde kesinleşmiş mahkeme kararı sonucu davacıya ne zaman ve ne kadar ödeme yapıldığına ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır. Mahkemece bu husus araştırılarak ödeme tarihine kadar geçen süre zarfında her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranının , mevduat ve devlet tahviline verilen faiz oranının , Tl karşısında döviz kurlarını ve altın fiatlarını gösteren listenin resmi kurumlardan temini ile bilirkişiden davacının maruz kalacağı asgari zararın tespiti ile bu yolla bulunacak zarardan, davalıdan tahsil edilmiş olan temerrüt faizleri tutarı mahsup edildikten sonra varsa davacının munzam zararını belirlemesi ve istemle bağlı kalınarak sonucuna uygun bir karar vermesi gerekmektedir.
Mahkemenin, açıklanan hususları gözardı ederek, aksi yazılı düşüncelerle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 23.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.