YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/7761
KARAR NO : 2008/15420
KARAR TARİHİ : 23.12.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 1998 yılı Kasım ayı içerisine baş ağrısı şikayetiyle davalılardan … … Hizmetleri Ld. Şti.’nin işlettiği Hastaneye başvurduğunu, burada kendisini diğer davalı doktor …’in muayene ettiğini, sinüzit teşhisi koyduğunu, verilen ilaçların ağrısını geçirmediğini, bundan sonra diğer davalı … Hastanesine başvurduğunu, burada çalışan öteki davalı Doktor …’nün tansiyonunu ölçmeden yüksek tansiyon teşhisi koyduğunu ve tansiyon ilacı verdiğini, 31.12.1998 günü baygın vaziyette dava dışı … Devlet Hastanesine kaldırıldığını, beyin kanaması geçirdiğini, 3 kez ameliyat olduğunu, bir yıldır çalışamadığını, hayati tehlikesinin devam ettiğini, tüm bu olaylara davalıların yanlış teşhislerinin ve yanlış ilaç vermelerinin neden olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle şimdilik 1.000.000.000 TL maddi ve 1.000.000.000 TL manevi tazminatın müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, olayda kusurlarının bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, Yüksek … Şurası raporu esas alınarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin
takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Somut olayda davacı, davalı hekimlerin yanlış teşhis ve tedavileri sonucu maddi ve manevi yönden zarar uğradığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Yargılama sırasında alınan Adli Tıp 3.İhtisas Kurulu’nun 30.1.2002 günlü raporunda … Polikliniğinde çalışan hekimin hatalı teşhis koyup, yanlış tedavi uygulaması nedeniyle 2/8 oranında kusurlu bulunduğu belirtilmiş olup, itiraz üzerine alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan alınan 24.10 2002 tarihli raporda davacının her iki … hastaneye müracaat ettiği tarihler itibariyle kanamasının başlamış olduğu, erken teşhis konulması halinde dahi subdural hematom nedeniyle uygulanan tedavi girişimlerinde bir değişiklik olamayacağı, ayrıca teşhis konulmasında gecikmenin bu vakıada ortaya çıkan zararla sebep sonuç ilşkisi bakımından klinik tablonun daha belirgin hale gelmesi dışında ölüm ve sakat kalma yönünden bir sorun oluşturmadığı, tüm bu nedenlerle de doktorlara atfedilecek kusur bulunmadığı yönünde görüş bildirilmesine rağmen daha sonradan alınan aynı Genel kurul’un 2.6.2005 tarihli raporunda bu kez Davalı Doktor …’nün davcının kafasındaki sundural hematomu daha önceki dönemde teşhis etmemekle ve uyguladığı novadral tedavisinin kanamayı artırıcı etkisinin bulunduğu, 23-31.12.1998 tarihleri arasında gereksiz tedavi uyguladığı, ancak halen sekel olarak kalan bulguların ne kadarının hekimin kusurlu eylemi sonucu ortaya çıktığının tıbben tain edilmesinin mümkün olmadığı yönünde görüş bildirmiştir. İtiraz üzerine alınan Yüksek … Şurası’nın 12-13-14 Aralık 2007 tarihli raporunda dosyadaki bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde davacıda ilerleyici derecede serebral dejeneratif hastalığı bulunduğu, hastada gelişen kanamanın mevcut hastalığın kolaylaştırıcı etkisinden dolayı geliştiği, Nörodral adlı ilacın da kanamayı kolaylaştırıcı etkisinin bulunmadığı ve doktorlara kusur izafe edilemeyeceği yönünde görüş bildirmiştir. Görüldüğü üzere, yargılama sırasında alınan raporlar arasında, değerlendirmeler ve varılan sonuçlar açısından tam bir çelişki bulunmaktadır. Bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden, bunlardan birine itibar edilerek hüküm kurulamaz. Bu noktada hemen vurgulanmalıdır ki, Yüksek … Şurası, 11.4.1928 gün ve 1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 75. Maddesindeki açık hüküm nedeniyle, CMUK.nun 66/3.maddesi anlamında kendisine başvurulması zorunlu olan bir bilirkişi durumundaysa da, hukuk davalarında, HUMK 276/2. Maddesinde öngörülen nitelikte, resmi bilirkişi değildir. Mahkeme Yüksek … Şurası’na başvurup başvurmamakta serbesttir ve herhangi bir bilirkişi raporuyla bağlı olmadığı gibi, onun raporuyla da bağlı değildir. (HUMK.madde 286) Bu durumda, somut olayda, raporlar arasındaki değinilen çelişkinin giderilmesine hukuken bir engel; eş söyleyişle Yüksek … Şurası raporuna mutlak surette itibar etme zorunluluğu yoktur. Öte yandan, anılan Şura raporunda,davalı doktorların kusursuz bulundukları yolundaki sonucun hangi maddi verilere dayandırıldığı da net bir şekilde değerlendirilmemiş; somut ve denetime elverişli bir biçimde ortaya da konulmamış, soyut bir değerlendirme yapılmakla yetinilmiştir. Bu haliyle de, raporun hükme esas alınmasına olanak yoktur. Hal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken …, üniversitelerin bu ana bilim dallarında görevli, konusunda uzmanlık sahibi bilirkişilerden oluşturulacak bir kurula inceleme yaptırılarak, nedensellik bağı bulunup bulunmadığının ve davalıların kusurları varsa bunun oranının somut, dayanakları gösterilerek ve denetime de elverişli bir şekilde saptanmalı, sonuçta ortaya çıkacak uygun duruma göre bir karar verilmesi gerekir. Mahkemenin bu yönleri göz ardı ederek, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bent gereğince davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, temyiz olunan mahkeme kararının ikinci bentte açıklanan nedenle davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 23.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.