YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10846
KARAR NO : 2010/4457
KARAR TARİHİ : 06.04.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vekili avukat … ile davalı vekili avukat …’ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, akaryakıt istasyonu işlettiklerini, davalı belediyenin aldığı akaryakıt bedellerini ödememesi üzerine açtıkları dava sonunda 26.941.64 TL’nın davalı belediyeden tahsiline karar verildiğini, kesinleşen karar sonrası asıl alacak ve işlemiş faizi toplamı olarak 10.9.2007 tarihinde icra dosyasından 56.296.00 TL’nı tahsil ettiklerini, ancak bu müktarın zararlarını karşılamadığını, icra dosyasına ödeme yapıldığı tarih olan 10.9.2007 tarihinde ödenmeyen akaryakıtın parasal değerinin 81.952.85 TL olduğunu, aradaki fark 25.656.00 TL’nın munzam zararlarını oluşturduğunu ileri sürerek fazlası saklı kalmak üzere 7.000 TL’nın faiziyle birlikte tahsilin istemiştir.
Davalı, daha önce açılan davada verilen kararın kesin hüküm oluşturduğunu, ödeme süresinin uzamasına neden olanın davacı olduğunu, munzam zarar şartlarının oluşmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının munzam zararının bulunduğu, ancak davacılar ile davanın arasındaki ilişkinin açık hesap şeklinde olup temerrüt tahininin önceki davanın açıldığı tarih olduğu, ilk davanın açılmasından sonra geçen sürenin yargılama aşamasına tekabül ettiği ve alacağın icra takibi
2009/10846-2010/4457
sonunda yasal faiziyle tahsil edildiği, alacağın tahsil edilememesinde davalının bir kusurunun bulunmadığı, yargılama süresinin uzaması nedeniyle alacağın geç tahsil edildiiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için “munzam zarar” kavramı üzerinde durmak gerekir. Gerçekten, borçlunun temerrüdü sonucu para borcunun vadesinde ödenmemesi alacaklının zararına olacağı açıktır. Yasa koyucu, bu şekilde oluşan zararın kural olarak temerrüt faiziyle karşılanacağını varsaymıştır. Ne var ki, alacaklının bu yüzden uğradığı zararın her zaman temerrüt faiziyle karşılanamayacağı düşünülerek Borçlar Kanunun l05. maddesinin birinci fıkrası ile “alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir” hükmü getirilmiştir. Bu hükme göre alacaklı faizi aşan zararını isteme hakkına sahiptir.
Yasada geçmiş günler faizini aşan zararın türü ve niteliği konusunda bir açıklık yoksa da, buradaki zararın hukukumuzdaki müspet zarar tanımlamasıyla eşdeğer olduğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca bu zararın, borçlu temerrüde düşmeden borcunu … olsa idi, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda oluşan durum arasındaki fark; temerrüt faizi ile karşılanamayan zarar olarak tanımlanabilir. Böyle bir zarar, her somut olayın özelliğinden kaynaklanabilir.
Munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağının geç ifa edilmesinden dolayı faizle karşılanamayan zararını ve miktarını zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek durumundadır. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir.
Munzam zarar temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçecek zaman içinde artarak devam eden yeni bir borçtur. Asıl borcun kaynağı haksız fiil, nedensiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde bu borcun hukuki sebebi asıl alacağın temerrüde uğraması gibi hukuka aykırılıktır. O nedenle, asıl alacak ve temerrüt faizleri yönünden icra takibi yapması ve dava açılması sırasında onlarla birlikte istenilmemiş olması veya bu zarar hakkının saklı tutulmamış olması davanın görülmesine engel değildir. Zaman aşımı süresi içinde her zaman bu yöne ilişkin dava açılabilir.
Her ne kadar M.K.nun 6.ncı maddesi hükmüne göre davacı iddiasını ispat etmekle yükümlü ise de; bu kural mutlak
2009/10846-2010/4457
değildir. İstisnaların başında karine gelir. Var olan bir durumdan bilinmeyen bir durumun çıkarılması halinde karine var denir. Olayımızda yasal bir karine yoktur. Buna karşılık yaşanan hayatın gerçekleri ve olaylarından çıkan eylemli bir karinenin varlığı tartışmasızdır. Ticari hayatın içinde olan davacının eline geçecek parayı işinde değerlendirmesi veya en azından vadeli banka hesabına veya benzer gelir getiren kurumlara yatırarak en iyi şekilde yararlanması beklenebilecek bir davranış olup, bu davranış toplumumuzun içinde bulunduğu ekonomik-sosyal yaşantısına da uygun düşer. Bu tür getiri oranlarının temerrüt faizinden fazla olduğu hususu da bilinen bir vakıadır. HUMK.nun 238. maddesi gereğince maruf ve meşhur olan hususlar münazaalı sayılmaz. Bu nedenle davacının temerrüt faizinden fazla bir zararı olduğu ortadadır. Davalı bu karinenin aksini ispat etmek durumundadır. Davalı bu hususu ispatlayamamıştır. Hal böyle olunca kural olarak davalı, temerrüt tarihinden paranın tahsil edildiği tarihe kadar oluşan ve faizi aşan davacı zararından sorumludurlar.
Bu durumda mahkemece, davalı tarafın temerrüde düştüğü tarihten icradan paranın tahsil edildiği tarihe kadar geçen zaman zarfında gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, TL. karşısında döviz kurlarını gösterir liste ilgili resmi kurumlardan getirtilmeli, konusunda uzman bilirkişi kurulundan az yukarıda açıklanan ilkeler ışığında taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmalı, davacının zarar miktarı belirlemeli, belirlenen bu miktardan tahsil edilen faiz miktar da düşüldükten sonra davalının kazanılmış … da dikkate alınmak suretiyle bakiye tazminat yönünden bir karar verilmelidir. Bu yönlerin göz ardı edilerek yetersiz bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 750,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, 6.4.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.