Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2009/11014 E. 2010/1374 K. 08.02.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11014
KARAR NO : 2010/1374
KARAR TARİHİ : 08.02.2010

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı banka tarafından kendisi ve dava dışı asıl borçlu aleyhine icra takibi yapıldığını, borca konu kredi kartı üyelik sözleşmesinde imzasının bulunmadığını belirterek ödediği 2.700.TL’nin istirdadı ile borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, 4077 sayılı yasanın 10.maddesinin 3.fıkrasına istinaden asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifası istenemez hükmü gereğince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı Banka ile dava dışı asıl borçlu … arasında 5.2.2002 günlü “Kredili Bankomat Sözleşmesi” aktedildiği, sözleşmeyi davacı …’ın “müşterek borçlu ve müteselsil kefil” sıfatıyla imzaladığı; davalı Bankanın, kredi borçlusu ile müşterek borçlu ve müteselsil kefile gönderdiği 6.3.2003 tarihli ihtarnameyle, 6.3.2003 tarihi itibariyle ödenmesi gereken 1.901.547.299 TL. borcun bulunduğu, borcun tebliğden itibaren 1 gün içinde ödenmesini istediği, ihtarnamenin muhataplarına tebliğ edildiği, ödeme yapılmaması üzerine, davalı Banka vekili tarafından 10.11.2003 günlü takip talebiyle, kredi borçlusu ile müşterek borçlu ve müteselsil kefil aleyhine icra takibi başlatıldığı anlaşılmıştır.
4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanun ile değişik 10. maddesindeki “Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde
kredi veren, asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez.” hükmü 14.6.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dava dışı asıl borçlu ile davalı banka arasındaki sözleşme ise 5.2.2002 tarihinde imzalanmıştır. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 10. maddesinde 4822 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin geçmişe etkili olacağına dair, anılan Kanunda bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda, 14.2.2003 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanun ile değişik 10. maddesi 3. fıkrası hükmünün somut olayda uygulama yeri yoktur. Uyuşmazlık, anılan değişiklikten önceki yasal durum çerçevesinde ve davacının sözleşmedeki imzaya yönelik itirazı değerlendirilerek, gerekirse imza incelemesi yaptırılarak bilirkişi raporu alınıp, sonucuna göre bir karar verilerek çözülmelidir. Aksine düşünce ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 216.70 TL temyiz harcının istek halinde iadesine, 8.2.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.