Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2009/13310 E. 2010/10453 K. 12.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/13310
KARAR NO : 2010/10453
KARAR TARİHİ : 12.07.2010

MAHKEMESİ : … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat … ile davacı vekili avukat …’nın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı idare, davalı kooperatifin müracaatı üzerine dava dışı şahıslara ait Bağcılar ilçesindeki 995 parseli 1989 yılında kamulaştırdıklarını ve akabinde 1991 yılında davalı adına devir ve tescil edildiğini, davalının, taşınmazların önceki malikleri tarafından tezyidi bedel davası açılması ve kamulaştırma bedelinin arttırılmasına karar verilmesi halinde arttırılan bedeli ödemeyi taahhüt ettiğini, önceki malik tarafından açılan tezyidi bedel davası sonunda 122.183.33 TL ödemek zorunda kaldıklarını ileri sürerek, bu miktarın ödeme tarihinden itibaren 6183 sayılı yasa uyarınca işleyecek faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.
Davalı, zamanaşımı süresinin dolduğunu, davalı idarenin kendi kusuruyla ödemeye sebebiyet verdiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle
Yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine
2-Davalı kooperatifin talebi üzerine, dava dışı şahslara ait bazı taşınmazların davacı idare tarafından (davacı idareye devredilen Mülga Arsa Ofisi tarafından) kamulaştırılmasına karar verildiği, idare tarafından açılan dava sonunda kamulaştırmaya dayalı olarak taşınmazın idare adına tesciline karar verildiği, davacı idareninde 1988 tarihinde davalıya taşınmazı devir ettiği, bilahare eski maliklerin 2002 tarihinde tezyidi bedel davası açtığı ve yargılama sonunda arttırılan bedel ve masrafları olarak davacı idarenin toplam 122.183.33 TL yi eski malike ödediği anlaşılmakta olup, bu husus taraflar arasındada ihtilafsızdır. Mahkemece, davalının taahhütname ile, ileride açılacak tezyidi bedel davaları nedeniyle doğacak farkın ödenmesinin garanti edildiği sonucuna varılarak dava kabul edilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, davalıdan alınan böyle bir taahhüt hukuki mahiyeti itibarıyla bir sorumsuzluk sözleşmesi niteliğindedir. Sözleşme serbestisi içerisinde düzenlenen bu sözleşmenin taraflarını bağlayacağı muhakkaktır. Ne var ki, böyle bir sözleşmeye dayanan davacının kendine düşen yükümlülükleri yerine getirmede kusursuz olması zorunludur. Zararın doğmasına veya artmasına kendi kusuru ile sebiyet veren tarafın sırf böyle bir sözleşmeye dayanarak rücu talebinde bulunması TMK’nun 2. maddesi kapsamında hukuken himaye edilemez. Kesinleşen tezyidi bedel ilamında, idarenin kamulaştırma evraklarının malike usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Dosyadaki bilgi ve belgelerdende tarla vasfında iken kamulaştırılan taşınmazın, zaman içinde arsa haline dönüştüğü ve kamulaştırma bedelininde arsa vasfı esas alınarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Davacı idare kamulaştırma oluru 1985 yılında alınan taşınmaza ilişkin kamulaştırma evraklarını malikine usulüne uygun tebliğ etmeyerek taşınmaz hakkında 2002 yılında tezyidi bedel davası açılmasına sebep olmuştur. Bu husus olayda davacı idareninde kusurlu olduğunu gösterir. Bu itibarla, davacının kamulaştırma işlemlerini azami özen ve dikkat göstererek ve süresinde yapsa idi dahi açılacak tezyidi bedel davası nedeniyle bir fark doğup doğmayacağı belirlenerek sonuca gidilmesi zorunludur. Böyle olunca mahkemece, olayda davacı idarenin de müterafik kusurlu olduğu, verilen taahhütnamenin davacı idarenin kusurunu bertaraf etmeyeceği kabul edilerek, bu ilkeler ışığında bilirkişi incelemesi yaptırılıldıktan sonra davacının takdir ve tayin edilecek kusuru oranında bedelden indirimine karar verilmesi gerekirken, bu yönleri
irdelemeyen bilirkişi raporu ile yetinilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-Yukarda açıklanan bozma şekil ve sebebine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda bir nolu bentte yazılı nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, iki nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına bozulmasına, üç nolu bentte yazılı nedenlerle davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 750,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 15,60 TL peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine, 2.190,40 TL peşin alınan harcın istek halinde davalıya iadesine, 12.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.