YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/13872
KARAR NO : 2010/8644
KARAR TARİHİ : 15.06.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı, davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat … ile davacı vekili avukat …’in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, kuyumculuk ve gözlükçülük işi yaparken birkaç yıl önce işlerini oğlu dava dışı …’a devrettiğini, 2008 yılı ağustos ayında oğlunun birçok kişiye borçlandığını öğrenince oğluna kızdığı için oğlu ile müşterek hissedarı olduğu şirketteki hisselerini oğlunun dava dışı eşine devrettiğini ve bu suretle sadece evrak üzerinde olan ortaklığını sona erdirdiğini, oğlu …’tan alacaklı olan davalının kendisi, … ve hissesini devrettiği şirket aleyhinde icra takibi yaptığını, ödeme emrinin Tebligat kanununun 21.maddesine göre tebliğ edilmesi ve haberdar olmaması nedeniyle icra takibinin kesinleştiğini, davalı ile arasında hiçbir alacak verecek ilişkisi bulunmadığını, davalının kendisine herhangi bir para vermediğini, para ve altınlardan haberinin olmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tesbitiyle kötüniyet tazminatının tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının kuyumculuk yaptığı gibi yöredeki küçük tasarruf sahiplerinin birikimini değerlendirmekle tanındığı, kuyumculuk ve ihracatçılık yapılan işyerinin davacıya ait olduğunu, yöre insanının tabelasında … yazılı işyerinde çalışanlara bizzat getirerek veya verilen hesaplara havale çıkarmak suretiyle teslim ettiğini, işyerinde teslim edilen veya hesaba havale edilen miktarlardan davacının da sorumlu olduğunu, davacının 1.9.2008 tarihinde oğlu …’la işbirliği yararak şirketteki hissesini oğlu …’un eşine devrettiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalının gönderdiği paraların davacıya gönderilmediği, Limited Şirket adına gönderilen paradan da davacı ortağa gidilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının borçlu olmadığının tesbitine, kötüniyet tazminatına ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
2009/13872-2010/8644
1-Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde; Davacı ile oğlu … ’nin 1990 yılında birlikte kuyumculuk işini yürütmeye başladıkları, 1996 yılında da birlikte Limited şirketini kurarak aynı işi devam ettirdiklerini, davacının şirketteki hissesini 1.9.2008 tarihinde oğlu …’un eşine devrettiği hususu ihtilafsızdır. Davalının 6.3.2007 tarihinde Ltd. şti adına ve hesabına 3,000 TL gönderdiği, 25.4.2008 tarihinde de … adına 20.300.00 TL para gönderdiği hususu da sabittir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık bu paralardan davacının da sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, davalı tarafından gönderilen paralar, davacının şirketteki ortaklığının devam ettiği ve … ile işi birlikte yürüttüğü tarihlerde gönderilmiştir. Yıllarca aynı işi …’la birlikte yürüten davacının gerek şirkete ve gerekse …’a gönderilen paralar ve teslim edilen para ve altınlardan haberdar olmadığının kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır. Davacının uzunca bir süre küçük tasarruf sahiplerinin birikimlerini toplayarak değerlendirmek suretiyle yöredeki insanlar ve bu bağlamda davalı nezdinde güven yarattığı da sabittir. Öte yandan davacı tarafça itiraza uğramayan ve davalıca sunulan fotoğraflarda kuyumcu dükkanının tabelasında … ve … adlarının yazılı olması da davacının işi …’la birlikte yürüttüğünü göstermektedir. Tüm bu hususlar ile davacının 1960 yılından beri aynı tür faaliyetlerde bulunduğu ve 1990 yılında oğlu … ile birlikte çalışmaya başlayıp, 1996 yılında da şirketleşmeye gittikleri, oğlu … ile birlikte kuyumculuk işini birlikte yapıp yöre insanının tasarruflarını birlikte topladıkları hususu değerlendirildiğinde davalı tarafından gönderilen paralardan davacının da sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Aksi durumun kabulü MK.nun 2.maddesinde yerini bulan objektif iyiniyet kurallarına aykırı olup, hukuk tarafından himaye edilmesi olanaksızdır. Mahkemece, değinilen bu yönler gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bent uyarınca davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 750,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan 403.60 TL temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine ve yine peşin alınan 15.60 TL temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 15.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.