YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9178
KARAR NO : 2010/14810
KARAR TARİHİ : 09.11.2010
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki abonelik sözleşmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı şirketle 6.2.1997 tarihinde “jeotermal enerji” alımına ilişkin, metre kare ölçümüne göre abonelik sözleşmesi imzaladığını, davalının, bir süre önce kalorimetre ölçümüne dayalı yeni bir sözleşme yapılması konusundaki talebini kabul etmediğini, bunun üzerine sözleşmenin, 14.5.2008 tarihli ihtarla, tek taraflı olarak feshedildiğini, oysa ki davalının böyle bir yetkisi bulunmadığı gibi, abonelik sözleşmesinde de kalorimetre takılması yönünde bir zorunluluk olmadığını, kaldı ki, 5627 sayılı “Enerji Verimliliği Kanunu”nun geçici 6. maddesinin 1. fıkrası gereğince, kalorimetre cihazı takma uygulamasının, mevcut tüketiciler için yasanın yürürlüğe girdiği tarihten 5 yıl sonra geçerli olacağını, sözleşmenin bu şekilde feshedilmesinin, dürüstlük ve iyiniyet kuralları ile de bağdaşmadığını, daha önce davalı tarafından, kalorimetreye dayalı ısınma bedeli ödenmesi konusunda İzmir 2. Tüketici Mahkemesinin 2007/216 esas sayılı dosyası üzerinden açılan davanın da reddedilerek kesinleştiğini ileri sürerek, davalının tek taraflı olarak sözleşmeyi feshetmesinin geçerli olmadığının ve abonelik sözleşmesinin, sözleşme hükümleri çerçevesinde mevcut hali ile devam ettiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket, davacı ile 1997 yılında metre kare esasına göre abonelik sözleşmesi imzalandığını, ancak enerji verimliliğini sağlamak ve enerjinin daha fazla kişiye ulaşmasını temin etmek amacıyla, aboneliklerde “kalorimetre” esasına geçtiklerini, davacının ise, bu ölçüme göre sözleşme imzalanması talebini reddettiğini, söz konusu uyuşmazlık nedeniyle daha önce açmış oldukları davanın da reddedilerek kesinleştiğini, bu nedenle belirsiz süreli sözleşmede, süre sınırlandırılması yoluna gitmek suretiyle, feshi ihbarda bulunduklarını, olayda sözleşmenin haklı veya haksız feshinin söz konusu olmadığını ileri sürerek, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalı şirketin, sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirme hakkının bulunmadığı, taraflar arasında aynı konu ile ilgili, daha önce davalı şirket tarafından açılan davanın reddedilerek kesinleştiği, verilen bu kararın kesin hüküm niteliğinde olduğu belirtilerek, davanın kabulüne, taraflar arasındaki muarazanın men’i ile, 6.2.1997 tarihli abonelik sözleşmesinin geçerli olduğunun ve sözleşme hükümleri çerçevesinde devam ettiğinin tespitine karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Az yukarda da kısaca özetlendiği gibi, davacı, davalı ile imzalanan “jeotermal enerji” alımına ilişkin abonelik sözleşmesinin, kalorimetreye dayalı sisteme geçmeyi kabul etmediği için, davalı tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini ileri sürerek, feshin geçerli olmadığının, aboneliğin, metre kare esasına göre ve mevcut hali ile devam ettiğinin tespitini talep etmiş, davalı ise, enerjinin daha verimli kullanılması için, kalorimetre esasının zorunlu olduğunu, verilen süreye rağmen, kalorimetre esasına geçmeyen davacının, belirsiz süreli olan abonelik sözleşmesinin, Borçlar Kanunu hükümlere göre, yasaya uygun olarak feshedildiğini savunmuştur.
Tüm dosya kapsamından, davalı şirketin, 1996 yılından itibaren abonelere, jeotermal enerjiyle ısınmaları konusunda, hizmet vermeye başladığı, ilk yıllarda, abone sayısının azlığı ve o zamanki teknik imkanlara göre, metrekare usulüne göre fiyatlandırmayı düzenleyen bir sözleşme tipinin imzalatıldığı, bu sözleşme tipine göre abonelerin, evin yüzölçümüne göre belirlenen sabit bir bedeli ödemekte oldukları, ancak aradan geçen zaman içinde, abone sayısının 20.000 konuta yaklaşması ve talebin de sürekli olarak artması üzerine, enerjinin verimliliğinin sağlanması için, ölçümde metrekare esasından, kalorimetre esasına geçildiği, bu tip ölçümde ise abonelerin, tükettikleri kadar enerji bedeli ödemekte oldukları, tüm aboneler yönünden, kalorimetre ölçümüne geçilmesi için çalışmalar yapılıp, kampanyalar düzenlendiği, çok sayıda eski abonenin de, yeni aboneler gibi, bu sisteme geçtiği, ne var ki bu ölçüm sistemini kabul etmeyen bir kısım eski abonelere, son olarak kalorimetre esasına geçmeleri için ihtar gönderildiği, verilen 6 aylık süreye rağmen sonuç alınamaması üzerine de, abonelik sözleşmelerinin feshedildiği, davacının da bu abonelerden biri olduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda da, taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı şirketin, kalorimetreye dayalı sisteme göre sözleşmenin yenilenmesi talebine, davacının karşı çıkmasından kaynaklanmış olup, eldeki dava da, söz konusu bu uyuşmazlıktan kaynaklanan “muarazanın giderilmesi” istemine ilişkindir.
Hemen belirtilmelidir ki, harcanan enerji miktarı ne olursa olsun aynı ücretin alındığı, enerjiyi tasarruflu kullananla kullanmayan arasında hiçbir farkın gözetilmediği “metre kare yöntemi”ne göre ücretlendirmede, enerjinin bilinçli ve tasarruflu kullanımının engelleneceği, dolayısıyla enerji israfına neden olunacağı açıktır. Gerçekten de, bu yöntemle ısınmada, bir çok abonenin, binasında ısı kaybını önleyen, izolasyon, ısı yalıtımı Gibi önlemlere başvurmadığı gibi, sıcak olduğunda peteğini kapatmak yerine pencerelerini açtığı da, bilinen bir gerçektir. Enerji kaynaklarının giderek azaldığı günümüzde, enerjinin tasarruflu kullanılması, kişisel sorumluluğun ötesinde, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Nitekim, enerji kaynaklarının ve enerjinin kullanımında verimliliğin artırılması, israfın önlenmesi, enerji maliyetlerinin hafifletilmesi ve çevrenin korunması amacıyla, 18.4.2007 tarihinde 5627 sayılı “Enerji Verimliliği Kanunu” kabul edilerek, enerjinin verimli kullanılması, yasal sorumluluk kapsamına da alınmış olup, kalorimetreye dayalı sisteme geçmek, bir süre sonra yasal olarak da zorunlu hale gelecektir. Kaldı ki, enerjinin korunmasına yönelik olan kalorimetreye dayalı ölçümün, normal şartlarda davacı tüketicinin aleyhine bir durum yaratacağı kabul edilemeyeceği gibi, enerjiyi tasarruflu kullanan veya herhangi bir nedenle (evde bulunmama, alternatif ısınma araçları kullanma vb.) bir süre hiç kullanmayan tüketici yönünden ise, daha avantajlı sonuçlar doğuracağı da tabiidir. Sonuç olarak, kalorimetreye dayalı ölçüm yöntemine geçilmesi, sözleşmenin tüketici aleyhine ağırlaştırılması sonucunu doğurmayıp, buna karşılık enerjinin daha verimli kullanılmasını teşvik ederek, israfın önlenmesine katkıda bulunacağından, davacı abonenin, buna karşı çıkması, MK’nun 2. maddesinde belirtilen iyiniyet kurallarına aykırıdır. Başka bir ifade ile davalı şirketin, “enerjinin ölçülmesi” için kalorimetre sistemine geçmek istemesi ve buna göre sözleşmenin yenilenmesi talebi, gerek yukarda açıklanan nedenler, gerekse aynı durumdaki tüm aboneler arasında eşitlik sağlanması bakımından, hakkaniyete de uygundur. Mahkemenin kabulünün aksine, daha önce aynı taraflar arasında görülüp kesinleşen İzmir 2. Tüketici Mahkemesine ait olan 2007/216 esas ve 2007/347 karar sayılı davanın, eldeki dava yönünden kesin hüküm niteliğinde olduğu da kabul edilemez. O halde yukarda açıklanan tüm bu nedenlerle jeotermal enerji kullanımında, “kalorimetreye dayalı abonelik tesisi” konusundaki davalı talebinin, eşitlik ve hakkaniyet ilkelerine uygun olduğunun kabulü ile, taraflar arasındaki muarazanın da buna göre giderilmesi gerekirken, mahkemece aksinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün, temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA,peşin alınan 15,60 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 09.11.2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına davalının açtığı aynı nitelikle uyuşmazlıkla ilgili davanın reddine dair İzmir 2.Tüketici Mahkemesinin 2007/216-347 sayılı dosyanın bu davada güçlü delil teşkil etmesine göre hükmün onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.