Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2009/9859 E. 2010/4121 K. 29.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9859
KARAR NO : 2010/4121
KARAR TARİHİ : 29.03.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat … ile davalı vekili avukat …’ün gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı, taraflar arasında 27.11.2006 tarihinde hisse bedeli iade sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme ile davalının 104.064 YTL ödeme yapmayı kabul ve taahhüt ettiğini, borcun ödenmemesi nedeniyle … 13. İcra Müdürlüğünün 2007/4427 esas sayılı dosyasıyla davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının haksız ve kötü niyetli olarak takibe itiraz ettiğini belirterek haksız itirazın iptali ile takibin devamına ve inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, husumetin yapı ortaklığına yöneltilmesi gerektiğini, zira 31.12.2001 tarihli yapı ortaklığı sözleşmesi ile sözleşmede adı geçen kişiler arasında adi ortaklık kurulduğunu, ortaklığın konusunun 32 konuttan müteşekkil 16 bağımsız blokun inşasına ilişkin olduğunu, ortaklardan birinin davacı ve yine davalı şirket yetkilisi Metin Aslan olduğunu, ortakların aynı tarihte davalı şirket ile imzalanan “inşaat ve g.menkul satış-hisse devir sözleşmesi” ile davalının müteahhit olarak yetkilendirildiğini, buna göre davalı şirkete finansman sağlama karşılığı adı geçen konutların ortaklıkça devir alındığını, bu manada davalı şirketin ortaklıkla ilgili sermaye koymadan kaynaklanan ihtilafta taraf olmadığını, davacının ödemeleri yapmadığından sözleşmesinin feshedildiğini, kaldı ki davacı tarafından dayanak alınan sözleşmenin daha sonradan davacının vekili olarak hareket eden … ile imzalanan 22.12.2006 tarihli sözleşme ile geçersiz kılındığını, bu sözleşme gereğince de ödenmesi gereken toplam 70.000 TL’nin, 33.000 TL’sinin sözleşme anında, 30.000. TL’sinin banka havalesi ile, kalan 7.000 TL’nin de elden dava dışı Ziya Kaptana ödendiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı ile akdettiği 27.11.2006 tarihli sözleşmeden doğan alacağı için eldeki davayı açmıştır. 27.11.2006 tarihli sözleşmenin varlığı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık olmadığı gibi, sözleşmenin taraflar arasında imza edildiği sözleşme metninden anlaşılmaktadır. Ne var ki, davalı bu sözleşmeden sonra 22.12.2006 tarihli yeni bir sözleşme ile önceki 27.11.2006 tarihli sözleşmenin tadil edildiğini savunmuş ve ödemelerin yeni sözleşmeye göre yapıldığını bildirmiştir. Davacı 22.12.2006 tarihli sonraki sözleşmenin geçersiz olduğunu savunmuş ve bu sözleşmeyi kabul etmemiştir. Davacının talebi, sözleşmeden kaynaklandığına göre davalıya husumet düşer. Mahkemece bu doğrultuda tarafların tüm delilleri toplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, aksine düşünce ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda belirtilen nedenle davacı yararına BOZULMASINA, 750,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 29.3.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.