YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10304
KARAR NO : 2011/372
KARAR TARİHİ : 18.01.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de dava miktar itibariyle duruşmaya tabi olmadığından bu isteğin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, davalı tarafından aleyhine ilamsız takip yolu ile icra takibi başlatıldığını ancak davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığını bu nedenle aleyhine yapılan takipten dolayı borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, “davacının satın almak suretiyle maliki olduğu taşınmazın satışını davalının temsilcisi … Gayrımenkul’ den öğrendiği, ancak öğrenme tarihinde satışın gerçekleşmediği, 5 ay gibi uzun bir süre sonra bu kez taşınmazın bir başka … komisyoncusu olan …’ tan bakım – görme sonucu satın aldığı anlaşılmıştır. Davacının davalıyı devre dışı bırakarak taşınmazı almak gibi bir düşüncesinin olmadığı, hem taşınmazı uzun bir süre sonra ( 5 ay) satın alması ve hem de yine taşınmazın malikinden değilde yine başka bir komisyoncudan almış olmasından anlaşılmaktadır. Davalının BK.405/1. Madde gereği tarafları bir araya getirmiş ve satışı sağlamamış, taşınmazda uzunca bir süre sonra 3. bir şahsın aracılığıyla alınmıştır. Bu nedenlerle davalı “tellallık” ücreti almaya hak kazanmamıştır.” gerekçesine rağmen davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 2010/10304 2011/372
tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381, 388 ve 389 maddelerinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış; 388.maddesinin son fıkrası ile “Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmü getirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta açıklanan yasal düzenleme gözetilmeyerek gerekçe ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulması, HUMK.’ nun 388/son madde ve fıkrası gereğince hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 18.1.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.