Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/11511 E. 2011/3481 K. 08.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11511
KARAR NO : 2011/3481
KARAR TARİHİ : 08.03.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R
Davacı, davalılardan …’un, dava dışı … Bankasından kredi aldığını, kendisi ve diğer davalıların da 100.000,00 TL kefalet limiti üzerinden krediye kefil olduklarını, asıl borçlunun borcunu ödememsi üzerine, icra takibine maruz kalmamak için 25.1.2007 tarihinde kefil sıfatı ile 46.455,92 TL’lik kredi borcunu ödediğini, borcun 30.000,00 TL’lik kısmının davalılardan rücuen tahsili için başlatmış olduğu icra takibine ise davalılar tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek, davalılardan … yönünden 30.347,00 TL üzerinden, diğer davalılar yönünden ise ayrı ayrı 10.115,00 TL üzerinden takibe yapılan itirazın iptaline, %40 inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davalı … ,un dava dışı … Bankasından almış olduğu 100.000,00 TL’lik kredi nedeniyle taşınmazını ipotek gösterdiğini, borcun bir kısmını ödeyip, 19 adet taksit ödemesi kaldığı sırada, davacının ipotekli taşınmazı satın alarak borcu üstlenmeyi teklif etmesi üzerine, davalı …’in ipotekli taşınmazı 25.12.2006 tarihinde davacıya sattığını, bunun üzerine davacının 25.1.2007 tarihinde kredi borcunun kalan 19 adet taksit miktarı olan 46.433,00 TL’yi ödediğini, taşınmazı ipotekle birlikte satın alan ve borcu ödeyen davacının, ödediği kredi miktarının kendilerinden rücuen tahsilini talep edemeyeceğini savunarak, davanın reddini dilemişlerdir.
2010/11511 2011/3481
Mahkemece, tapuda yapılan resmi senetle, davacının ipotekli taşınmazı, ipotekten doğmuş ve doğacak bütün hukuki borçları ile birlikte satın almış olması nedeniyle, ipoteğe konu borcu da üstlenmiş olduğu belirtilerek, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davalılardan …’un, dava dışı … Bankasından almış olduğu krediye davacı ve diğer davalıların kefil oldukları, asıl borçlu tarafından ödenmeyen bakiye kredi borcunun davacı kefil tarafından ödendiği uyuşmazlık konusu değildir. Normal şartlarda söz konusu kredi borcunu kefil olarak ödeyen davacının, asıl borçlu olan davalıya, ödediği tüm miktar üzerinden, borcun diğer kefilleri olan diğer davalılara da, hisseleri oranında rücu hakkı bulunduğu kuşkusuzdur. Davacı da kefaleten … olduğu kredi borcunun, asıl borçlu ve diğer kefillerden rücuen tahsili için eldeki davayı açmıştır. Davalılar ise, davacının kredi borcunu ödediğini kabul etmekle birlikte, davacı ile davalı asıl borçlu arasındaki anlaşmaya göre, Bankaya ipotek olarak gösterilen taşınmazın, davacı tarafından “bakiye kredi borcunun ödenmesi de üstlenilerek satın alındığı”nı belirtmek suretiyle, davacının yapmış olduğu ödeme nedeniyle kendilerine rücu edemeyeceğini savunmuşlardır. Görüldüğü üzere, taraflar arasındaki uyuşmazlık, yapılan taşınmaz satış sözleşmesi ile, bakiye kredi borcunun tamamının, davacı tarafından üstlenilip üstlenilmediği noktasında toplanmaktadır.
Medeni Kanunun 884. maddesinde, “Borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir.”, aynı Kanunun 888. maddesinde ise, “İpotekli taşınmazın devri, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, borçlunun sorumluluğunda ve güvencede bir değişiklik maydana getirmez.” Hükmü mevcut olup, bu hükümlere göre, aksi kararlaştırılmadıkça ipotekli bir taşınmazı devralan üçüncü şahsın borçtan dolayı şahsen sorumluluğu mevcut değildir. Bizzat borçlu olmayan üçüncü şahıs ipotek borçlusunun sorumluluğu, borçlunun borcunu ödememesi halinde, ipotekli taşınmazın ya da taşınmaz payının icraca satılmasına ve satış bedelinden ipotek tutarınca borcun ödenmesine katlanmaktan ibarettir. Başka bir ifade ile ipotekle yükümlü olan bir taşınmaz devredildiğinde ipotek alacaklısı, yeni malik hakkında da, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapıp, ipoteğin paraya çevrilmesini ve bu suretle alacağının tahsilini isteyebilir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa;
Davacı ile kredi borcunun asıl borçlusu olan davalı 2010/11511 2011/3481
Seyfettin arasında, ipotekli taşınmazın satışı için yapılan 25.12.2006 tarihli resmi senette, “Seyfettin Horuz bizzat hissesinin tamamını 20.000,00 YTL bedelle …’a sattığını, satış bedelini nakden ve tamamen aldığını, alıcı … bizzat ipoteği bilerek, bu satışı aynı bedelle kabul ettiğini” şeklinde açıklama mevcut olup, bu açıklamada, davacının ipotekle yükümlü olan taşınmazı, bu durumu bilerek satın aldığı ifade edilmiş, borcun üstlenildiği ise belirtilmemiştir. O halde sadece resmi satış senedindeki bu açıklamaya dayanılarak, davacının ipoteğe konu olan borcu şahsen üstlendiği sonucuna varılamaz. Dolayısıyla az yukarda açıklanan Medeni Kanunun 488. maddesinde öngörüldüğü üzere, aksi kararlaştırılmadığından, söz konusu resmi senede dayanılarak ipotekli taşınmazı devralan davacının borçtan şahsen sorumlu olduğunu kabul etmek de mümkün değildir. Davalılar ise, davalı satıcı Seyfettin ile davacı arasında yapılan sözlü anlaşma gereğince, söz konusu taşınmazın, “kalan kredi borcunun ödenmesi karşılığında” davacıya satıldığını savunmuş olduklarından, bu konudaki ispat yükümlülüğü davalılara aittir. Davalılar, bu savunmalarını yasal delillerle ispat edememişlerse de cevap dilekçelerinde, açıkça “yemin” deliline de dayanmış olduklarından, bu konuda davacıya yemin yöneltmeye hakları bulunduğu hatırlatılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile ve yanlış değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün, temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 8.3.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.