YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1221
KARAR NO : 2010/3633
KARAR TARİHİ : 22.03.2010
… vekili avukat … ile 1-… vekili avukat … 2-… 3-… 4-… aralarındaki dava hakkında … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 29.5.2008 tarih ve 613-219 sayılı hükmün Dairenin 15.10.2009 tarih ve 4944-11650 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı … avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
KARAR
Davacı, kendisine ait bağımsız bölümün satışı için eşi olan davalı …’nın isteği üzerine emlakçı davalı …’in yanında çalışan davalı …’u 01.07.2002 tarihli vekaletname ile vekil tayin ettiğini, davalı vekil …’un diğer davalılarla işbirliği halinde kendisine ait bağımsız bölümü 15.000YTL bedelle sattığını, ancak bedeli kendisine ödemeyip davalı eşi …’ya ödediğini, manevi cebir ve baskı altında kendisine belge imzalattırdıklarını ileri sürerek 15.000YTL satış parasının satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.
Davalılar …, … ve …, davanın reddini dilemişler, diğer davalı … davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davalılar … ve … için açılan davanın husumet yönünden reddine, diğer dayalılar yönünden ise sabit görülmediğinden davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 2009/4944-11650 sayılı kararı ile davacının dayalı …’a yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Davacı,kendisi adına kayıtlı taşınmazın satışı için davalı …’u vekil tayin ettiğini, vekil davalının taşınmazı satıp parasını tahsil ettiği halde satış bedelini kendisine ödemediği gerekçesiyle 15.000 YTL satış bedelinin tahsili istemiyle eldeki davayı açmış, davalı … ise satış bedelını vekıl eden davacıya odeyerek davacıdan belge aldıgını savunarak davanın reddini istemiştir. Davacının dayalı …’u kendisine ait taşınmazın satışı için 01.07.2002 tarihli vekaletname ile vekil tayin ettiği, davacıya ait taşınmazın 15.11.2002 tarihinde dava dışı … isimli şahsa 17.000 TL bedelle satıldığı hususları dosya kapsamından anlaşılmakta olup taraflar arasında çekişmesizdir. Davanın temeli vekillik sözleşmesidir.(BK. 386). Vekil müvekkilin talebi üzerine yapmış olduğu işin hesabını vermeğe ve bu cihetten dolayı her ne nam ile olursa olsun almış olduğu şeyi müvekkile tediyeye mecburdur.(BK.392)Eldeki davada davacı, kendisine ödeme yapılmadığı iddiasına dayandığına göre, dayalı vekil, davacıya ait taşınmazı hangi bedelle sattığını, davacıya ne miktar ödediğini açıkça belirtmesi ve bunuda kanıtlaması gerekir. Davalı, her ne kadar davacıdan ödeme yaptığına dair belge aldığını ve borcu olmadığını savunmuş ise de davalının dayandığı tarihsiz ve başlıksız belge ile karşı taraftan ne kadar para aldığı, davacıya ne kadar verdiği açıkça belirtilmemiştIr. Bu haliyle ibraname vekil davalıyı hesap verme borcundan kurtarmadığı gibi davacıyı da bağlamaz. Davalı, … tahsil ettiği taşınmaz satış bedelini davacıya ödediğini ispatlayamamıştır. Öyle olunca mahkemece, davalının davacıya yaptığı ödemelere ilişkin tüm delilleri toplanıp sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, ödeme miktarını içermeyen soyut ibraname esas alınarak davanın reddi usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuş, davalı … karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
15.10.2009 tarihli bozma kararında vurgulandığı üzere davalı …’ın davacıya ait taşınmazı vekil sıfatı ile sattığı, bedelin davacıya ödendiğine ilişkin ibraname aldığı dosya içeriği ile sabittir.
Yasalarımızda ibra müessesesi düzenlenmemiştir. Ancak gerek doktrinde gerekse uygulamada ibra borcu sona erdiren bir sebeb olarak kabul edilmektedir. İbra, borcu kesin olarak ortadan kaldırır. Somut uyuşmazlıkta davacı, tarihsiz ibraname ile … Hırcın’ın vekil sıfatı ile yapmış olduğu satış işleminden olan parasını tamamen aldığını, başkaca alacağının kalmadığını, beyan ederek vekili …’ı ibra etmiştir. Böylece vekil …’ın vekalet sözleşmesinden doğan hesap verme borcu sona ermiştir. İbranamede, vekilin ne miktar ödeme yaptığı konusunda açıklama yoksada, miktar içermemesi başlıbaşına ibranamenin geçersizliği sonucunu doğurmaz. (HGK 2006/9-150-247 sayılı ve 26.4.2006 tarihli kararı)
Davacı bu ibranamenin manevi cebir ve baskı altında imzalatıldığını iddia etmiştir. Davacı bu iddiasını kanıtlamakta yükümlüdür. Ancak toplanan deliller ve özellikle dinlenen davacı tanıkları … ve … ibranamenin manevi cebir ve baskı altında imzalatıldığına dair görgüye dayalı somut beyanda bulunmamıştır. Davacının bu yöne ilişkin iddiası sabit 2010/1221-3633
olmamıştır. Mahkemenin kararıda bu doğrultuda olup, hükmün onanması gerekirken, zuhulen bozulmasına karar verildiği bu defa yapılan incelemede anlaşıldığından davalı …’ın karar düzeltme talebinin kabulü ile hükmün onanması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı …’ın karar düzeltme talebinin kabulü ile mahkemenin 2005/618-2008/219 sayılı kararının bozulmasına dair Dairemizin 2009/4944-11650 sayılı ve 15.10.2009 tarihli bozma kararının kaldırılmasına, hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 15.25 TL kalan harcın karar düzeltme talebinde bulunandan alınmasına,
22.3.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.