Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/12477 E. 2011/1385 K. 01.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12477
KARAR NO : 2011/1385
KARAR TARİHİ : 01.02.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalıdan 01.03.2004 tanzim ve 03.03.2004 vade tarihli bono ile 7.400 USD alacaklı olduğunu, tahsili amacı ile yaptığı icra takibinde davalının alacağın 400 USD kısmını kabul ederek, kalan kısma itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatı ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, bir kooperatif kurduğunu, davacının da bu kooperatife üye olduğunu, çeşitli sebeplerle kooperatifin devam etmeyeceğinin anlaşılması üzerine davacının aidatına karşılık olarak 1.400 USD bedelli senet düzenleyerek verdiğini, senedin sadece isim, adres kısmı ile bedel kısmını rakamla yazarak doldurduğunu ve imzaladığını, diğer kısımları boş bıraktığını, davacının rakamlarda oynama yaparak değer ve tarihinde değişiklik yaparak senedi tahsile koyduğunu, borcun 1.400 USD’lik kısmını kabul ettiğini,1.000 USD’lik kısmı da elden ödediğini, bakiye kısma ilişkin davanın reddini dilemiştir.
Mahkemenin, davanın kabulüne dair 23.12.2008 tarihli kararının davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine “davacı hakkında özel evrakta tahrifat suretiyle sahtecilik suçundan dolayı Nazilli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/295 Esas sayılı dosyası ile yapılan yargılama sonucu verilen kararın gerekçesinde, senedin 1.400 USD iken 7.400 USD olarak tahrif edildiği, maddi vakıanın bu şekilde olduğu kabul edilmiş ancak tahrifatın kimin tarafından yapıldığı kesin olarak belirlenemediği için beraat kararı verilmiştir. Karar bu haliyle kesinleştiği takdirde ceza hakiminin senette tahrifat yapıldığına dair maddi vakıaya ilişkin bu tespiti hukuk hakimini de bağlayıcı niteliktedir. Sanık hakkında beraat kararı verilmesi sonuca etkili değildir. Bu durumda ceza mahkemesi kararının kesinleşip kesinleşmediği dosya içeriğinden anlaşılamadığından bu haliyle kesinleşmiş ise senedin 1.400 USD bedel üzerinden düzenlendiğinin kabulü” gerektiğinden bahisle Dairemizce bozulması
2010/12477-2011/1385
üzerine, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda mahkemece, kısa kararda, “davacının davasının kısmen kabulü ile, davalının Nazilli 1. İcra Müdürlüğü’ nün 2004/1234 Esas sayılı takip dosyasında 1.000. USD yönünden itirazın iptali ile takibin 1.4000 USD üzerinden devamına” ; gerekçeli kararda ise, “davacının davasının kısmen kabulü ile, davalının Nazilli 1. İcra Müdürlüğü’ nün 2004/1234 Esas sayılı takip dosyasında 1.000. USD yönünden itirazın iptali ile takibin 1.4000 USD üzerinden devamına, red edilen 6.000. doların %40′ ı oranında tazminatın davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine” karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. HUMK.’ nun 381. maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.’ nun 388/son. maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 389. maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.’ nun 388. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.’ nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir
2010/12477-2011/1385
durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada, kısa kararda, “davacının davasının kısmen kabulü ile, davalının Nazilli 1. İcra Müdürlüğü’ nün 2004/1234 Esas sayılı takip dosyasında 1.000. USD yönünden itirazın iptali ile takibin 1.4000 USD üzerinden devamına” belirtilmesine rağmen gerekçeli kararda ise, “davacının davasının kısmen kabulü ile, davalının Nazilli 1. İcra Müdürlüğü’ nün 2004/1234 Esas sayılı takip dosyasında 1.000. USD yönünden itirazın iptali ile takibin 1.4000 USD üzerinden devamına, red edilen 6.000. doların %40′ ı oranında tazminatın davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine” karar verilmiş olması, az yukarıda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir. Mahkemece 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
Alacaklı, davalı borçluya karşı icra takibinde bulunurken, takib döviz üzerinden başlatıldığına göre mahkemece kötüniyet tazminatına hükmedilirken 6.000 USD’ nın takip tarihi itibariyle TL. karşılığının %40 oranına tekabül eden tazminatın TL. olarak tahsiline karar verilmesi gerekirken, dolar üzerinden kötüniyet tazminatına hükmedilmesi de hatalıdır.
2-Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 17.15 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 1.2.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.