Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/13197 E. 2011/1704 K. 07.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/13197
KARAR NO : 2011/1704
KARAR TARİHİ : 07.02.2011

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı,davalı müteahhit ile yapılan 23.11.1998 tarihli harici satış sözleşmesi ile … mahallesinde mevcut taşınmaz üzerine yapılacak binanın çatı katını 14.200 DM bedelle satın aldığını,satış bedelini ödediğini,inşaatın tamamlanmasına rağmen taşınmazın devrinin yerine getirilmediğini belirterek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 2.000 TL maddi tazminat ile sözleşmenin yerine getirilmemesinden dolayı uğranılan manevi zarara karşılık 8.000 YTL olmak üzere her iki tazminatın sözleşmenin fiilen yerine getirilmediği tarihten başlayacak temerrüt faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davacı birleşen davada aynı hukuki olgulara dayalı olarak davalı şirket aleyhine dava açmıştır.
Davalılar davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece maddi tazminat talebi yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000 TL tazminatın davalıdan tahsiline, manevi tazminat talebinin ise reddine karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-HUMK’nın 381. maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı Yasa’nın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK’nın 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı Kanun’un 389. maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu
2010/13197-2011/1704
tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK’nın 388. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HUMK’nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada,Mahkemece karara esas alınan 15.01.2009 tarihli bilirkişi raporunda; denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplama yapıldığı belirtilerek ödenen 14.040 DM (7.178,54 Euro) satış bedelinin ifanın imkansız hale geldiği 14.08.2005 tarihi itibariyle geçerli kur karşılığı 12.068,56 TL olarak ve aynı tarih itibariyle davaya konu taşınmazın satış bedelinin ödenen kısmına isabet eden rayiç değeri de 45.662 TL olarak hesaplanmıştır. Kararın gerekçe kısmında taraflar arasındaki taşınmaz satışının harici sözleşmeye dayalı olması nedeniyle geçersiz olduğu ve davacının denkleştirici adalet hesaplamasına göre tespit edilen miktarı talep edebileceği belirtildikten sonra bilirkişinin rayiç değer olarak belirlediği miktar olan 45.662 TL hükme esas alınmıştır. Bu durumda hükmedilen miktar ile bilirkişi raporu çelişmektedir. HUMK 388 ve 389 maddeleri uyarınca kararın şüphe ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde net ve açık bir şekilde yazılması gerekmektedir. HUMK.’nun 388. maddesine uygun olarak hüküm kurulmamış olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2-Davacı … aleyhine dava açtıktan sonra 29.6.2007 tarihinde … Ltd. Şti. Aleyhine ayrı bir dava açmış ve davalar birleştirilmiştir. Bu durumda iki ayrı dava mevcut olduğuna göre her iki dava için ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
3-Bozma nedenine göre davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1. ve 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün (BOZULMASINA), 3. bent gereğince davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 27.00 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 7.2.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.