YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/14588
KARAR NO : 2011/2524
KARAR TARİHİ : 21.02.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak (tapu iptali ve tescil) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı alacak davasının kabulüne, tapu iptali ve tescil davasının reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalıya ait taşınmazı kardeşi dava dışı …ile birlikte satın alıp üzerine birlikte ev yaptıklarını, kendisinin taşınmazın ½ hissesini 11.000 DM karşılığı satın aldığını, satış bedelinin tamamını davalıya ödediğini, ancak davalının tapu devrini yapmadığını, davalının kardeşi …aleyhine dava açarak müdahalenin men’i ne dair karar aldığını belirterek ,davaya konu taşınmazın ½ hissesinin adına tescilini, mümkün olmaması halinde davalıya arsa değeri ve inşaat temeli için ödediği satış bedeli karşılığı 15.000 YTL ile inşaatın yapımı için harcadığı 10.000 YTL toplamı 25.000.00 YTL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı,davaya konu yerin satışı için dava dışı …ile sözlü olarak anlaştıklarını, davacının aracılığı ile bu kişi tarafından kendisine kısmi ödeme yapıldığını, davacı ile bir hukuki ilişkisinin bulunmadığını belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davacının tapu tescil talebinin reddine, alacak talebine ilişkin davanın kabulü ile, 25.000 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bentdin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Mahkemece daha önce husumet nedeniyle davanın reddine dair verilen kararın davacı tarafından temyizi üzerine verilen bozma kararında da belirtildiği üzere; Davacı, davalıya ait taşınmazı satın alıp 11.000 DM satış bedeli ödediğini, davalıdan bu hususta teminat olarak davalı tarafından yazılan iki adet belge aldığını ileri sürmüş, davalı ise 12.3.2007 tarihli dilekçe ile davacının … adına satış bedelinin yarısını ödediğini, bunu tevsik etmek içinde bono verdiğini savunmuştur. Davacı tarafından sunulan ve itiraza uğramayan senet fotokopisinde 2.000 DM verdim yazısı ile davalının aldığıma dair ibaresi ve imzasının bulunduğu 23.10.1999 ödeme tarihli senette ise davalının 9.000 DM ödeyeceği belirtilmiş ve ayrıca “işbu senet satmış olduğum evin %50’si için aldığım bedel için verilmiştir” ibaresinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı bu yazıların kendisi tarafından yazıldığını kabul etmektedir. Davacının iddiası ile, davalının davacıdan para aldığına dair savunması ve davacının iddiasını doğrulayan ve davalıca itiraz edilmeyen senetler karşısında davacının davalıdan haricen satın aldığı taşınmaz için davalıya ödemede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki harici satım sözleşmesine konu taşınmaz tapulu olup, tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (M.K. 706, BK. 213, Tapu Kan. 26 ve Noterlik Kan. 60. maddeleri) O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi, taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda, taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta da, taraflar arasındaki tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme, resmi şekilde düzenlenmemiş bulunduğundan, hukuken geçerli değildir. Bu itibarla davacı, sözleşme gereğince davalıya vermiş olduğu satış bedeli 11.000 DM haksız iktisap kuralları gereğince geri isteme hakkına sahip olup, Davacının, yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığını istemiş olması karşısında, mahkemece, satış bedeli olarak ödenen 11.000 DM’nin, sözleşmenin yapıldığı tarihteki Türk Lirası karşılığının, akdin ifasının imkansız hale geldiği tarih itibariyle enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak sureti ile ulaşacağı alım gücü karşılığı hesaplanmalı ayrıca davacının taşınmaza yaptığı inşaat bedelini de talep ettiği dikkate alınarak bu hususa ilişkin de uzman bilirkişi veya kurulundan taraf, Hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, yapım tarihi itibariyle faydalı ve zaruri masraflara karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı lehine BOZULMASINA, peşin alınan 17.15 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 21.2.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.