Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/1588 E. 2010/8133 K. 08.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1588
KARAR NO : 2010/8133
KARAR TARİHİ : 08.06.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı, Kurum ile sözleşmesi bulunan davalı eczacının, Kurumun … İl Müdürlüğüne 2000-2002 yıllarında fatura ettiği reçete bedellerinin, avans olarak davalıya ödendiğini, ancak bilahare yapılan kontrol sonucunda sözleşme hükümlerine uygun olmayan reçeteler nedeniyle 10.342,83 YTL Kurum alacağının ortaya çıktığını ileri sürerek, 31.1.2005 tarihi itibariyle işlemiş 28.988,85 YTL faizi ile birlikte toplam 39.332,68 YTL Kurum alacağının dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu reçetelerdeki ilaçları sahiplerine verdiğini, reçetelerdeki eksiklik ve hataların telafisinin mümkün olduğunu, Kurumun şikayeti sonucunda hakkında açılan … 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/304 Esas sayılı ceza davasında beraat ettiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, kısa kararda, “davanın kabulü ile 10.342,83 TL’nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline” gerekçeli kararda ise, “davanın kabulü ile 10.342,83 TL’nin dava tarihi olan 31.1.2005 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, ancak davalının davacı Kurumda 177,20 TL alacağı olması nedeniyle bu miktarın asıl alacak olan 10.342,83 TL’den mahsup edilmesine” şeklinde hüküm kurulmuş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.
1-HUMK.nun 381 maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.nun 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 2010/1588-8133
389 maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.nun 388 maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada, kısa kararda “10.342,83 TL’nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline” şeklinde hüküm kurulmasına rağmen, gerekçeli kararda ise, “10.342,83 TL’nin dava tarihi olan 31.1.2005 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline” denildikten sonra, kısa kararda olmadığı halde, “ancak davalının davacı Kurumda 177,20 TL alacağı olması nedeniyle bu miktarın asıl alacak olan 10.342,83 TL’den mahsup edilmesine” şeklinde hüküm kurulmuş olması, az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir. Mahkemece 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 8.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.