YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/16122
KARAR NO : 2011/5196
KARAR TARİHİ : 04.04.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 10/06/2009 tarihinde yaralanarak hastaneye kaldırıldığını, ailesi olmadığı için yanına kardeşi…ile yeğeni olan davalı …’ın geldiğini, davalının yanına noter getirerek kendisinden vekaletname aldığını,aynı gün … … ve … Bankası Şubelerinde kendisine ait toplam 53,000 TL’yi çekerek uhdesine aldığını ve kendisine ait 27 parça gayrımenkulün davalı tarafından, davalının babasına satıldığını öğrendiğini, davalının aldığı parayı ve gayrımenkulleri iade etmediğini belirterek bankadan çekilen 53,000 TL ile vekalet ile satılan 27 parça gayrımenkullerin satış tarihindeki gerçek değerlerinin tespiti ile fazlaya ilişkin hakkı saklı tutulmak suretiyle 60,000 TL ıslah dilekçesiyle de 551.500 TL alacağın dava tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davacının kendisini yurt dışından çağırarak vekaletname verdiğini, davacının durumunun ağır olması nedeniyle taşınmazların mirasçılarına intikal etmeden hazineye kalmasını istemediğini, bu nedenle davacının isteği ve talimatı ile taşınmazların devrini yaptığını belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının verdiği vekaletnameyle amacının mal varlığını davalıya intikal ettirmek olduğu, davalının vekalet kapsamında bankadan para çektiği ve tapuda işlem yaptığı ve vekalet ilişkisini kötüye kullanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
2010/16122-2011/5196
Davacı, davalının kendisinden almış olduğu vekalete dayalı olarak bankadan çekmiş olduğu para ile satmış olduğu taşınmazların bedelinin tahsil ettiğini, davalı ise davacının talimatına uygun olarak parayı kullandığını ve taşınmazların devrini yaptığını savunmuştur. Mahkemece dinlenen tanık beyanlarına itibar edilerek hüküm tesis edilmiştir. Davacının açık muvafakatı olmadığından, taraflar arasında HUMK.’nun 293/1. maddesinde sayılan akrabalık ilişkisi de bulunmadığından, HUMK.’nun 288. maddesi gereğince miktar itibariyle olayda tanık dinlenemez. Bu itibarla dinlenen tanık beyanlarına değer izafe edilerek karar verilmesi mümkün değildir.
Taraflar arasındaki hukuki ilişki vekalet akdinden kaynaklanmaktadır. Dava, hukuki niteliği bakımından Borçlar Kanununun 392. maddesine dayanan vekilin hesap verme yükümlülüğüne ilişkin olup, Borçlar Kanununun 392. maddesi hükmünce, vekil yaptığı … sırasında vekil edeninin üzerine geçen bütün haklarını ödemeye, vekil edeninin adına veya yararına yaptığı tüm işlerden dolayı hesap verme zorunluluğundadır. Hesap verme borcu hukuksal nitelikçe bir yapma borcudur.
Somut olayda davalı vekil, vekalete dayalı olarak davacının banka hesabından çekilen parayı ve satılan taşınmazların satış bedelini davacı müvekkiline ödediğini ispatlayamamıştır. Mahkemece, mahallinde yapılan keşfe dayalı olarak hazırlanan bilirkişi raporuna göre taşınmazların belirlenen satış tarihindeki rayiç bedeli üzerinden ve bankadan çekilen para miktarı üzerinden taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 4.4.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.