YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1891
KARAR NO : 2010/8761
KARAR TARİHİ : 17.06.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla)
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı esas davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, dava dışı …’in davalı bankadan aldığı tüketici kredisi sözleşmesine kefil olmasını isteyince birlikte bankaya gitiklerini ve kefil olarak sözleşmeyi imzaladığını, bir süre sonra banka müdürünün dolandırıcılıktan görevden alndığını ve aleyhine de icra takibi yapılınca, yaptığı araştırmada sözleşmeye borçlu olarak imzasının alındığını, kefillerin de hiç tanımadığı kişiler olduğunu öğrendiğini, davalı banka müdürü ile dava dışı … ‘in birlikte hareket ederek bu şekilde hileli işlemlerle kredi kullandıklarını ileri sürerek, sözleşmenin feshi ile borçlu olmadığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının tacir olup, bireysel kredi kullandığını ve kasa tahsil fişini de imzaladığını bu nedenle sorumlu olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiş, birleşen dava ile de, alacağın tahsili için yapılan takibe haksız itirazın iptali ile % 40 inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, asıl davanın reddine, bileşen davanın kısmen kabulü ile 2.757 TL. Üzerinden itirazın iptali ile % 40 tazminata karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davalı banka ile davacı arasında 2500 TL. Limitli ferdi özel kredi sözleşmesinin bilatarihli olarak imzalandığı, davacının borçlu sıfatıyla, dava dışı … Kocatürk ve …’in müteselsil kefil sıfatıyla imzalarının alındığı, 25.8.1997 tarihli tediye fişine davacı imzası alınarak 2500 TL.nin ödendiği, davalı banka trafından kredi borcunun ödenmediğinden bahisle davacı aleyhine icra takibi başlattığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Yine davalı banka Teftiş Kurulunun 8.9.1998 tarihli soruşturma raporunda , … firmasına vekili ve damadı …
2010/1891-8761
vasıtasıyla pek çok kredi kullandırıldığı, banka müdürü ile birlikte usulsüz kredi uygulamaları ile bankanın zarara uğratıldığı tesbitinin yapıldığı ve ihbar üzerine açılan … 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2003/146 esass sayılı dosyası ile de, davacının da dahil olduğu toplam 16 kişinin ” müşteki ” sıfatıyla , …, … ve banka müdürü … ün bankadan kredi almak için özel evrekta sahtecilik ve banka aracı kılınarak nitelikli dolandırıcılık suçundan yargılandıkları, sanık …’ın savunmasında, müştekilerin çoğuna mal verdiğini ve borçlarını ödeyemediklerini, bankadan kerdi çekerek borçlarını ödediklerini, bildirdiği, bu dosyada alınan 25.1.2005 tarihli bilirkişi raporunda, sanık …’ın müştekileri borçlu olarak göstererek banka müdürünün bilgisi dahilinde aylık ödemeli toplam 68.365 TL. Ticari kredi kullandığı, kredi borcunu bankaya bir müddet ödemeye devam ettiği 46.222 TL: borç bırakarak ortadan kaybolduğu, ödenmeyen bakiyeler açısından banka tarafından müştekilere gönderilen ihtarlar üzerine durumun ortaya çıktığı , bu şekilde 30 kişiye kredi kullandırıldığı açıklanmış, mahkemece yapılan yargılama sonucunda da, 21.10. 2005 tarihinde, sanık …’ın müştekilerin kendisine duydukları güveni kötüye kullanarak bankaya götürerek, kefil oluyorlarmış kanısını uyandırmak suretiyle onları asıl borçlu gösterip, banka müdürü ile birlikte hareket etmek suretiyle sözleşmeleri açılmadan ve okutmadan imzalatarak müştekiler adına çıkan krediyi sanık …’ın kullandığı, sanık … ile banka müdürü sanık …’in birlikte hareket ederek hileli işlemler yapmak suretiyle kredi sağlayıp bankayı dolandırdıklarının subüta erdiği gerekçesi ile cezalandırılmalarına karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 5.11.2007 tarihli ilamı ile zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırılmasına karar verildiği anlışılmaktadır.
Hukuk hakimi B.K. 53. maddesi uyarınca ceza mahkemesinde verilen beraat kararı ile bağlı değildir. Ancak mahkumiyet ve tesbit edilen maddi olgularla bağlıdır. Yukarıda açıklandığı üzere, tüm dosya kapsamı ile delillerin değerlendirilmesi sonucu, ceza mahkemesinin tesbit ettiği maddi vakıalara göre davacının hileli işlemlerle kredi sözleşmesine borçlu sıfatıyla imzasının alındığının kabulü gerekir. Mahkemenin ve hükme esas aldığı bilirkişi raporunun aksine, davacının kefil olarak sorumlu olduğunun kabul edilebilmesi için de anılan sözleşmeye kefil olarak imzasının alınması zorunludur. Davacının kefil olarak imzası da bulunmadığına göre, yapılan takipten dolayı borçlu olmadığının kabulü ile, birleşen davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece, yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı oluP bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan 1. Bent gereğince davalının temyiz itirazlarının reddine, 2. Bent gereğince temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 17.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.