Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/4370 E. 2010/14857 K. 10.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4370
KARAR NO : 2010/14857
KARAR TARİHİ : 10.11.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki kira tespiti davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı şirket ile arasında … Mah. Sosyal Tesisler içerisindeki GSM Baz İstasyonu vericisi kurulmak üzere 8 m2 ‘lik alan için montaj yeri kiralanmasının yapıldığını ve 5 yıl süreli kira sözleşmesinin imzalandığını, bu kira sözleşmesinin 12. Maddesi gereğince sözleşmenin yenilenmesini tarafların istemesi halinde kira bedelinin günün rayiç ve koşullarına göre taraflarca yeniden tespit edileceğinin düzenlediğini, davalı tarafa gönderilen yazı ile kira parasının yıllık 7.000 $ olarak ödenmesi gerektiğinin belirtildiğini, davalı tarafın rayiç kira yerine eski kira bedelini ödemeye devam ettiğini, davalı tarafa ihtarname keşide edildiğini, buna rağmen kira farkından doğan alacağın ödenmediğini iddia ve kira sözleşmesinin yenilenmesi halinde, günün rayiç koşullarına göre artış yapılacağının düzenlenmiş olması nedeni ile 15/04/2005 tarihinden itibaren yıllık kiranın 7.000 USD $ olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Taraflar arasında aynı uyuşmazlığa ilişkin olarak Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin 2007/9542-10705 esas ve karar sayılı kesinleşmiş ilamı ile 15.4.2000 başlangıç tarihli kira sözleşmesine göre kiralanan, GSM sistemi için gerekli yaklaşık 8 m2 lik alan ile 100×20 cm anten montaj yeridir.Mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda ise “umuma açık bir şekilde yer alan baz istasyonu olarak” belirlenen yer musakkaf olmayıp 6570 sayılı yasaya tabi yerlerden değildir.Buna göre taraflar arasındaki kira ilişkisi Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olduğu belirtilmiş olup bu karar kesinleşmiştir.Kira sözleşmesi 15.4.2000 başlangıç tarihli olup, 5 yıl sürelidir.Dava tarihi itibariyle kira sözleşmesinin 1 yıllık kısa süreli kira sözleşmesine dönüştüğü konusunda da tereddüt bulunmamaktadır.Dava önceki dönemde kararlaştırılan kira parasının günün ekonomik koşulları altında çekilmez hal olması ve böylece işlem temelinin çökmesi olgusuna dayalı kira parasının uyarlanması isteğine ilişkindir.
Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeniyle değişmiş olsa bile borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Gerçekte sözleşmeye bağlılık ilkesi hukukun güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleri ile sınırlandırılmıştır.
Sözleşme yapıldığı andaki karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge, sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde taraflardan biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki hasıl olur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet (M.K. 2., 4. md) kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık beklenemeyen hal şartı-sözleşmenin değişen şartlara uydurulması ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. Beklenmeyen hal kuramının açıklanması şöyle yapılmaktadır. Akit yapıldığı sırada mevcut bulunan şartlar önemli surette değişmiş ise taraflar akide bağlı olmamalıdır. Buna beklenmeyen hal şartı( Clausa Rebus Sic Stantibus) denmektedir. Bu görüş öğretide “ Emprevizyon Teorisi” adıyla anılmaktadır. Öğretide sözleşmenin yapıldığı zamandaki durumların değişmemesi şartıyla yapıldığı varsayılır. Akitlerin ifasının şartların değişmesine bağlayan fikri çok gerçeğe uygun değil ise de Ahde Vefa prensibine kesin ve sıkı sıkıya bağlılığında her zaman adil olmadığı görülmektedir. Bu gün İşviçre de Türk Hukukunda çoğunlukla dayanılan esas dürüstlük kuralı uyarınca çözüm bulunmasıdır.
Hukukumuzda mehaz kanunundaki uygulamalar doğrultusunda medeni kanunun 2. maddesinden de esinlenmek suretiyle hem Clausula Rebus Sic Stantibus ilkesine hem de işlem temelinin çökmesi kuramını uygulamak suretiyle uyarlama davalarının görülebilir olduğunu benimsemiştir. İşlem temelinin çökmesi kavramının uygulanabilmesi için sonradan meydana gelen değişikliklerin önceden teşhis ve tahmin edilememiş olması gerekir. Her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan “ irade özgürlüğü”, “sözleşme serbestliği” ve “Sözleşmeye bağlılık” ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali(ikinci derece de) yardımcı niteliktedir. Sözleşmeye bağlılık ve saygı esastır. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülmezlik unsuru oluşmamıştır. Ayrıca taraflar arasındaki kira sözleşmesi bir yıl süreli olup, kısa süreli akitlerde uyarlama istenemez. Şu halde mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle ve yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davalı yararına BOZULMASINA, 10.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.