Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/6430 E. 2010/16558 K. 09.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6430
KARAR NO : 2010/16558
KARAR TARİHİ : 09.12.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı, davalılardan …’ın müteahhit, diğer davalının da …’nın kefili olduğunu, …’nın yaptığı inşaattan bir adet daireyi 18.10.1995 tarihli sözleşme ile kendisine sattığını, 1999 yılında eksik bir şekilde teslim ettiğini, eksiklikleri kendisinin tamamlayıp oturmaya başladığını, daha sonra …’nın arsa sahipleriyle anlaşıp, kendisine satılan dairenin de içinde bulunduğu binayı 2006 yılında üçüncü şahsa sattığını, ileri sürerek daire satış bedeli olarak ödediği 1.050-YTL’nin, yaptığı faydalı imalat bedeli tutarı olan 3.950-YTL’nin ve daire rayiç değeri olan 15.000-YTL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan …, davanın reddini dilemiş; diğer davalı savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, davacının 400-YTL dışında ödeme yaptığını ispat edemediği gerekçe gösterilmek ve bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle ödenen 400- YTL ve yapılan imalat bedeli olan 3.643- YTL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, akdin yerine getirilmemesi nedeniyle satın aldığı dairenin dava tarihindeki rayiç değerinden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 15.000-YTL’nin ödetilmesine karar verilmesini de istemiştir. Mahkemece, davacının sözleşmede belirtilen satış bedelinin tamamını ödediğini ispat edemediği gerekçesiyle sözleşmede peşin olarak ödendiği belirtilen 400-YTL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Somut uyuşmazlıkta davalı …, dava dışı 2010/6430-16558
Arsa sahipleri ile aralarındaki kat karşılığı inşaat sözleşmelerini haricen düzenlediğinden, düzenlenen bu sözleşmeler geçersiz olup, bunlara bağlı olarak düzenlenen ve davada delil olarak dayanılan 18.10.1995 tarihli harici sözleşmede geçersizdir. O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Ne var ki davacı taşınmazın ikame değerini istemiş olup, çoğun içinde az vardır kuralından hareketle bunun içinde ödediğinin denkleştirici adalet kurallarına göre isteminin varlığının kabulü gerekir. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının aki t tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata, çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin yargıya ait olduğunda ise duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
2010/6430-16558
Somut olayda, davacının dava konusu daireyi harici sözleşme ile 1.050-TL’ye satın aldığı, davalı … vekilinin 11.06.2007 havale tarihli dilekçesinde, sözleşmede sonra ödeneceği taahhüt edilen 550-TL’nin ödenmediğinin bildirdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının satış bedelinin 500-TL’sini ödediği davalı … vekili tarafından kabul edilmiş olmaktadır. Davalı satıcı sözleşmedeki edimlerini yerine getirmemiş, dava konusu taşınmaz 05.06.2006 tarihinde dava dışı 3. kişilere satılarak, bu tarihte davalı …’nın edimini yerine getiremeyeceği kesinleşmiştir. Bu durumda mahkemece; davacının davalı …’a … olduğu 500-TL’nin harici sözleşmeye konu taşınmazın tapuda üçüncü şahıslara satıldığı 05.06.2006 ( akdin ifasının imkansızlaştığı ) tarihi itibariyle çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hâkim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli ve bu yolla belirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmedilmelidir. Açıklanan bu hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 17,15 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 09.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.