Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/6956 E. 2010/15957 K. 01.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6956
KARAR NO : 2010/15957
KARAR TARİHİ : 01.12.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ile kardeş olduklarını, dava dışı kardeşleri ile birlikte, dava öncesine kadar Kerim-İsmet-… ticarette birlikte çalıştıklarını, bir kısım parsellere müştereken malik olduklarını, dava konusu taşınmazların her üçü birlikte çalışırlarken alındığını, ancak imar çalışmaları nedeniyle davalı üzerine tescil edildiğini, aslında üç parselin tek parça halinde olan bir gayrimenkül iken 11.02.1994 yılında tapuda yapılan işlem ile üçe ayrıldığını, taşınmazlardan ikisinin üzerine büyük bir binanın yapıldığını, binanın mülkiyetinin de her üç kardeşe ait olduğunu iddia ederek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının kendi hissesi olan 1/3 oranında iptali ile adına tescilini, tescilinin mümkün olmaması halinde tespit edilecek değerinin tazminat olarak verilmesini istemiştir.
Davalı, ortak iken müşterek gayrimenküller aldıkları gibi, her birinin kendine ait mustakilen taşınmazlarda satın aldıklarını, dava konusu taşınmazların kendi kazancı ile satın alındığını, mustakil tapunun yapıldığını, uzun yıllardır davacının hakkını aramamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dava konusu binanın da kendisi tarafından yaptırıldığını ileri sürerek, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, 12327 ve 12328 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan binanın değerinin 1/3 olan 83.200 TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,12326, 12327, 12328 ve 703 ada 2 parselle ilgili tescil ve tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu olayda davacı, davalı ve dava dışı kardeşi ile birlikte Kerim-İsmet-… ticarette birlikte çalıştıklarını, elde ettikleri kazançla ortak olarak dava konusu arsaları satın aldıklarını, üzerine bina yapıp ortak olarak kullandıklarını, sonrasında alınan tapunun davalı adına yapıldığını ve davalının ortaklıklarını inkar ederek taşınmazların 1/3’ ünün kendisine verilmediğini ileri sürerek, tescil, olmadığı takdirde ise tazminat istemiyle eldeki davayı açmıştır. Davalı ise, ortak iken müşterek gayrimenküller aldıkları gibi, mustakilen taşınmazlarda satın
aldıklarını, dava konusu taşınmazların kendi kazancı ile satın alındığını, mustakil tapunun yapıldığını, uzun yıllardır davacının hakkını aramamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dava konusu binanın da kendisi tarafından yaptırıldığını savunmuştur.
HUMK.nun 76. maddesi uyarınca davada maddi olguların açıklanması taraflara, ileri sürülen maddi olguların hukuki nitelendirilmesi ve uygulanacak yasa maddelerinin tespit edilmesi ise hakime ait bir görevdir. Davadaki ileri sürülüşe göre, davacı tarafından varlığı iddia edilen bu sözleşme ise, Borçlar Kanununun 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık sözleşmesi olup, uyuşmazlığın da adi ortaklık hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir.
Borçlar Kanununun adi ortaklığa ilişkin 520 ve onu izleyen maddeleri gereğince adi ortaklığın kurulabilmesi için yazılı şekil gerekli olmayıp, adi ortaklık sözleşmesi sözlü olarak da yapılabilir. Somut olayda taraflar arasında iddia edildiği gibi sözlü bir ortaklık ilişkisinin bulunması halinde, adi ortaklığın kendine özgü yapısı gereğince ortaklar, diğer sözleşmelerden farklı olarak emek ve sermayelerini ortak bir amaç doğrultusunda birleştirdiklerinden, ortaklardan birinin diğer ortağa ortaklık konusu taşınmazın mülkiyetini geçirme borcu altına girmesi hukuken mümkün ve geçerlidir. (Bkz. Yargıtay …nun 1991/13-76 esas 1991/199 karar ve 10.4.1991 tarihli kararı) Tapulu taşınmazlar için öngörülen resmi şekil şartı ise, ancak tapulu bir taşınmazın mülkiyetinin sermaye olarak ortaklığa konulması için aranmaktadır.
Buna göre, dava konusu olayda davacı, adi ortaklık sözleşmesinin varlığının ispatı halinde, ortaklık faaliyeti sonucu elde edilen söz konusu taşınmazın kendisi adına tescilini veya aynı taşınmazların rayiç bedellerinin ödetilmesini talep edebilecektir. Ne var ki davalı, davacı ile aralarında iddia edildiği gibi bir sözleşme bulunmadığını savunarak, akdi ilişkiyi inkar etmiştir. Bu durumda davacı, söz konusu akdi ilişkinin varlığını yasal delillerle ispat etmekle yükümlüdür. Davacı ile davalı kardeş olup, HUMK.293/1 maddesi gereğince olayda tanık dinlenebilir. O halde mahkemece, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda gösterecekleri tanıklar dinlenip, diğer delillerle birlikte değerlendirilmek suretiyle ayrıca adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından açılacak böyle bir davanın bütün ortakların davada taraf olması zorunluluğu da gözetilerek, dava dışı ortak hakkında dava açılması ve bu davayla birleştirilmesi sağlanıp sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 1.123.20 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 1.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.