Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/7044 E. 2011/7246 K. 05.05.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7044
KARAR NO : 2011/7246
KARAR TARİHİ : 05.05.2011

… vekieli avukat … ile 1-… Bel. Başkanlığı vekili avukat … Şanlı, 2-… Turizm Tic. Ltd. Şti aralarındaki dava hakkında … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 30.10.2008 gün ve 24-316 sayılı hükmün Dairemizin 21.1.2010 tarih ve 1038-424 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
K A R A R
Davacı, davalı şirket tarafından … ilçesinde kurulan Kombi Tatil Sitesinden 17.11.1997 tarihli harici sözleşme ile bedelini ödemek suretiyle devre mülk satın aldığını, 23.12.1997 tarihli geçici tapu tahsis belgesi verildiğini, davalı Belediyenin diğer davalı şirketin kurucu ortağı olduğu gibi, satış sözleşmesini şirket temsilcisinin aynı zamanda belediye temsilcisi olarak imzalandığını, belediyenin güvencesine dayanarak devre mülkü satın aldığını, sözleşmeye göre devre mülkün 30 ayda tamamlanacağının, aksi takdirde kullanım bedeli olarak yıllık 1200 Dolar ve cayma halinde de cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığını, ancak başlayan inşaatın Belediyenin yapı ruhsatını iptal edip, engellemeleri nedeniyle bitirilemediğini, bu nedenle uğradıkları zarardan her iki davalının da sorumlu olduklarını bildirip, 7 yıllık kullanım bedelinden şimdilik 2.400 TL, 804 TL. ödediği bedel ile 804 TL cezai şart ve 2400 TL l. Devre mülkün değeri olmak üzere toplam 6.408 TL’nin fazla hakları saklı kalarak müteselsilen ödetilmesini istemiştir.
Davalı şirket, Belediyenin engellemeleri nedeniyle edimlerini yerine getiremediğini, Belediyenin ruhsatı iptal ederek açtığı dava sonucu tapunun iptali ile yaptıkları inşaatın kaline karar verildiğini, bu sonuçtan kendisinin değil Belediyenin sorumlu olduğunu bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Davalı …, davacı ile aralarında sözleşme ilişkisi olmadığını, davalı şirketin ve temsilcisinin Belediyeyi temsil edemeyeceğini, şirket temsilcisinin Belediye adına yaptığı işlemlerin geçersiz olduğunu, davalı şirketin edimlerini yerine getirmediğinden açtıkları dava sonucu tapunun iptaline, şirketin müdahalesinin menine yapılanların yıkımına karar verilip, kararında kesinleştiğini bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, 2400 TL’nin dava tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla taleplerin reddine karar verilmiş;verilen karar,davacı ve davalı belediyenin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuş;bu kez davacı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dava, davacı ile davalılardan … Turizm İnşaat Ticaret Limited Şirketi arasında devre mülk satışına ilişkin olarak haricen düzenlenmiş bulunan 17.11.1997 tarihli sözleşmeye dayanılarak, sözleşmenin ifa imkanı kalmadığı gerekçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalılar … ile … Turizm İnşaat Ticaret Limited Şirketi aleyhine açılmış bulunan eldeki davanın, her iki davalı yönünden kabulü ile 2.400TL’nin dava tarihinden itibaren yürütülecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline,fazla taleplerin reddine dair verilen karar, davacı ile davalılardan … Belediye Başkanlığının temyizi üzerine Dairemizce bozulmuştur.
… İlçesi Belediye meclisinin 18.5.2005 tarih ve 24 sayılı kararı ile Belediyenin bir turizm şirketi kurması veya kurulmuş bir turizm şirketine ortak olması hakkında karar verildiği, daha sonra … …’in %80 pay sahibi, Belediyenin de %20 pay sahibi olduğu davalı “… Turizm ve Ticaret Limited Şirketinin” kurulup, kuruluşunun 7.11.1995 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlandığı, Belediyeyi temsilen o tarihlerdeki Belediye başkanı olan … … ile … Turizm ve Ticaret Limited Şirketi adına … … arasında 25.10.1995 tarihli ve 13.4.1996 tarihli protokollerin düzenlendiği, bu protokoller ile davalı şirketin, “Kombi Tatil Kenti” adı altında yapılacak devremülk ve otel inşaatı sosyal tesislerini yapmayı ve işletilmesini üstlendiği, Belediyeye karşıda bir takım taahhütlerde bulunduğu, ilk düzenlenen protokolün 5/1. maddesinde; “şirket ortaklarının Belediye Başkanlığının olurunu almadan şirketi hiçbir şekilde borçlandıramazlar, yapsalar da geçersizdir. Bu konuları her iki tarafta peşinen kabullenmişlerdir.” kararlaştırmasının bulunduğu, 13.2.1996 tarihinde tesislerin yapılacağı taşınmazın Belediye tarafından, davalı şirkete tapusunun devredilip, 15.11.1996 tarihinde Belediye başkanı … … imzası ile inşaat yapı ruhsatı verildiği, 6.3.1996 tarihli adiyen düzenlenen belge ile şirket temsilcisi … …’in belediyeyi temsil etmek üzere yetkili olduğu belediye başkanı … … imzası ile belirtilmiş, yine … Noterliği’nde düzenlenen 27.10.1995 tarihli vekaletname ile Belediye Başkanı … …’in Belediye adına şirket temsilcisi … …’i vekil tayin ettiği, 9.10.1997 tarih ve 688 tarihi yazı ile Belediyece davalı şirkete yapı ruhsatının iptal edildiğinin bildirildiği, davalı … Başkanı … … imzası ile 1995, 1996 ve 1997 yıllarında muhtelif kişilere yazılan cevabi yazılar ve basın bildirileri ile, projenin Belediye güvencesi ile yapıldığının bildirildiği gibi, aynı konuyu, yani projenin Belediyenin iştirak ve güvencesi ile yürütüldüğü hususunu şirket temsilcisi ve şirket de yazışma ve ilanlarında belirtmiş, davacı ve davalı şirket arasında 17.11.1997 tarihli adiyen düzenlenen sözleşme ile davacı devre mülk satın almış, sözleşmeyi satıcı olarak şirketi ve Belediyeyi temsilen … imzalamıştır. Belediyenin şirket aleyhine açtığı tapu iptal tescil ve müdahalenin meni davası sonucu, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.10.2002 tarihli 2000/312 Esas 2008/309 karar sayılı 7.7.2004 tarihinde Yargıtayca onanarak kesinleşen ilamında, davalı şirkete taşınmaz satışına ilişkin ihalenin belediye meclisinin 11.11.1999 tarih ve 1 nolu kararı ile fesih edildiği, satışın ve ihalenin iptaline ilişkin idare mahkemesindeki davaya davalı şirketin de müdahil olarak katıldığı, idare mahkemesince ihale fesih edildiğinden fesih hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilip, kararın taraflara ve müdahil şirkete tebliğ edildiği, temyiz edilmediğinden kesinleştiği, yapılan taşınmaz satışının dayanağının kalmadığı gerekçesi ile davalı şirket adına olan tapunun iptaline, şirketin müdahalesinin meni ile yapılanların kal’ine karar verildiği, yine dosyaya ibraz edilen … Ağır Ceza Mahkemesinin 98/87 Esas, 2000/37 Karar sayılı 16.2.2000 gün ve 25.10.2000 tarihinde kesinleşen ilamından Belediye Başkanı … … ve dört belediye görevlisinin, alıcı olan ve kötü niyetli olduğu belirtilen şirketin davranışları sonucu görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesi ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmakta olup, bu hususlar tüm dosya kapsamı ile sabit ve tartışmasızdır. Yine, davalı Şirket yetkilisi ile davacının imzasının yer aldığı 17.11.1997 tarihli Taahhütname ve yine aynı tarihli adiyen düzenlenen Devre Mülk Satış Sözleşmesinde; Kombi Tatil Kentinin Belediye güvencesiyle yapıldığı, Belediyenin davalı Şirketle birlikte tatil kentini tamamlayıp devre mülkü alıcıya teslim etmeyi taahhüt ettiği ve anılan taahhütnamenin Belediye Başkanlığının 06.03.1996 tarihinde verdiği yetkiye istinaden düzenlendiği belirtilmiştir.
Satış Sözleşmesinin imzalanmasından önceki reklam ve tanıtım aşamalarında dağıtılan broşürlerde, satıcı … İnşaat Turizm ve Ticaret Limited Şirketi ile birlikte … Belediyesinin de ‘devre mülklerin proje, yapım, işletme, bakım ve çevre düzenini üstlendiğinin’ belirtildiği, Belediyenin güvencesi altında devre mülk satışları yapmak üzere Belediye Başkanlığı adına temsilci sıfatıyla Şirket ortağı ve yetkilisi … …’e Belediyece yetki verildiği, Şirket muhasebecisi ve denetmeni olarak bizzat Belediye görevlisinin yetkilendirildiği ve devre mülk inşası amacına yönelik olarak Belediyenin tapu payının davalı Şirkete temlik edildiği; dolayısıyla davalı …’nın bu işlem ve davranışlarıyla alıcılar üzerinde satıma konu devre mülklerin teslimi konusunda bir intiba oluşturup, satıcı Şirkete beslenen güveni pekiştirdiği, diğer bir ifadeyle devre mülkler için güvence verdiği ve satın alma kararının verilmesinde etkili olduğu, toplanan delillerden açıkça anlaşılmaktadır.
Diğer yönüyle, yukarıda açıklanan olguların 1995 yılında alınan Bakanlar Kurulu Kararından sonra uzun bir zaman dilimi içerisinde gerçekleştiği ve yapılan işlemlerin bu süreçte davalı Belediyece benimsendiği de belirgindir.
Şu haliyle, alıcılarda haklı … oluşturan ve zararın doğmasına sebebiyet veren davalı … da, diğer davalı Şirket ile birlikte, davacının zararından sorumludur.
Öte yandan; Türk Medeni Kanunu’nun 50. maddesine göre, tüzel kişilerin iradesi organları aracılığıyla açıklanır. Organların irade beyanı, bizzat tüzel kişinin irade beyanıdır. Sözü edilen maddeye göre organlar, yalnız hukuki işlemleri ile değil, diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar. Anılan 50. maddenin son fıkrasında ise, organların kusurlarından dolayı ayrıca kişisel sorumluluklarının bulunduğu hükme bağlanmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanununun 3. maddesinin (b) fıkrasında ise, belediye başkanı da belediyenin organları arasında sayılmıştır.
Bu açık hükümler karşısında; işlemlerin yapıldığı zamanın Belediye Başkanı … …’in eylem ve işlemlerinin, davalı …’nı bağladığı gibi … …’in söz konusu eylem ve işlemleri nedeniyle görevi kötüye kullanmak suçundan ceza mahkemesince mahkum edilmiş olmasının, Belediyenin zarardan sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı kuşkusuzdur.
Tüm bunların yanında, Belediye adına kayıtlı taşınmaz üzerinde devre mülk, otel, sosyal tesisler yapılması ve işletilmesi hususlarında mutabakatı içeren 25.10.1995 ve 13.02.1996 tarihli Protokollerde, anılan Protokollerin tarafı olan davalı … ile davalı … İnşaat Turizm ve Ticaret Limited Şirketi arasındaki iç ilişki düzenlenmiş olup; davacıya karşı ileri sürülmesi olanaksızdır.
Sonuç itibariyle; davalı …’nın, kendi adına kayıtlı bulunan arsaya, ortağı olduğu diğer davalı … İnşaat Turizm ve Ticaret Limited Şirketi tarafından yapımı kararlaştırılan dava konusu devre mülk için davacı alıcıya haklı bir … verdiği ve oluşan bu … nedeniyle, devre mülkün teslim edilmemesinden kaynaklanan davacı zararından, davalı Belediyenin de sorumluluğunun bulunduğu, her türlü duraksamadan uzaktır.Hal böyle olunca; mahkemenin davacının zararından her iki davalının sorumluluğu bulunduğuna dair kabulü yerindedir. (Bkz.HGK’nun 2.2.2011 gün 2010/13-516 esas 2011/6 karar sayılı ilamı)
Öte yandan da davacı dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak talepte bulunmuş olup mahkemece rayiç değer yönünden davacının 7.500TL tazminata hak kazandığı saptanıp taleple bağlı kalınarak 2.400TL’nin tahsiline hükmolunduğu halde ayrım yapmadan fazla taleplerin reddine karar verilerek infazda tereddüt yaratılmıştır.Ne var ki,bu tereddütün giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK’nun 438/7 maddesi gereğince hükmün düzeltilerek onanması gerekirken zuhulen bozulduğu bu kez yapılan inceleme ile anlaşılmakla davacının karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin bozma ilamının kaldırılmasına ve hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 21.1.2010 tarih ve 2009/1038 esas 2010/424 karar sayılı bozma kararının kaldırılarak mahkeme kararının “Hüküm” başlıklı bölümünün 1.bendinde bulunan “…ödenmesine” sözünden sonra gelmek üzere “davacının hükmolunan rayiç değere yönelik fazlaya ilişkin hakları dışındaki diğer” sözlerinin yazılmasına,hükmün DÜZELTİLMİŞ bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan 35.50 TL temyiz harcının istek halinde iadesine, 5.5.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.