Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2011/13001 E. 2012/617 K. 19.01.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/13001
KARAR NO : 2012/617
KARAR TARİHİ : 19.01.2012

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, davalı şirket ile 31.12.2007 tarihinde kar ortaklığı sözleşmesi yaptıklarını, sözleşmenin konusunun canlı hayvan ihaleleri olduğunu, sözleşmeye göre devam edeceği yazılı olarak bildirilmedikçe sözleşmenin 1 yıllık süre sonunda sona ereceğini, 100.000 TL ortaklık payını nakit olarak koyduğunu,ortaklık sonunda koyduğu sermayenin geri ödeneceğini, bunu temin etmek için 100.000 TL lik teminat senedi verildiğini, diğer davalının da kefil olduğunu, sözleşmenin yenilenmeyeceğini bildirip sermayesinin ödenmesini talep ettiği halde ödenmediğini bildirerek 100.000 TL nin 31.12.2008 tarihinden itibaren faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş hüküm ,davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Tarafların 31.12.2007 tarihli ortaklık sözleşmesi ile canlı hayvan ihalelerine katılmak üzere ortaklık yaptıkları,sürenin uzatılacağının yazılı olarak bildirimi yapılmadıkça bir yıl sonunda sona ermesinin kararlaştırıldığı, davacının 100.000 TL nakit sermaye koyması, süre sonunda da sermayesinin davacıya geri ödenmesinin kararlaştırıldığı, geri ödemeyi teminen 31.12.2007 tanzim tarihli ve 31.12.2008 vadeli 100.000 TL lik senet verildiği, senedin
Borçlusunun davalı şirket olduğu, kefilinin ise diğer davalı kişi olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı gönderdiği 30.12.2008 tarihli ihtarla sözleşmenin uzamayacağı bildirilerek senet bedelinin ödenmesini talep etmiş,davalı taraf ise cevabi ihtarında, zarar ettiklerini, ödenecek bir şey olmadığını öncelikle adi ortaklığın tasfiyesi yapılması gerektiğini bildirmiştir. Davacının adi ortaklığın süresinin uzatılmayacağından adi ortaklığa koyduğu nakit sermayesinin ödenmesini teminen açtığı dava esas itibarıyla adi ortaklığın fesih ve tasfiyesini içeren bir taleptir. Taraflar arasında ki sözleşmede ihalelerin davalı şirket adına alınacağı, defter ve hesapların davalı şirket tarafından tutulacağı, vergilerin ödeneceği, kar ve zararın eşit olarak paylaştırılacağı, ortaklığın süre ya da başka bir sebeple sona ermesi halinde, öncelikle varsa ortaklığın borçlarının ödeneceği, sonra davacının nakit sermayesinin ödeneceği, kalan miktar olursa eşit olarak paylaşılacağı yazılıdır. Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda ortaklığın devamı süresince masrafları olup olmadığı, yapılan satışlar olarak bildirilen giderleri de içerip içermediği anlaşılamamaktadır. Rapor bu haliyle taraf ve yargı denetimine açık değildir. Taraflar arasında BK.nun 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu, yönetici ortağın davalı şirket olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Mahkemece verilecek süre sonunda yönetici ortak tarafından ortaklık defterlerinin ve hesap listesinin verilmesi aksi halde, yönetici ortağın hesap vermekten kaçındığına ilişkin hukuki sonuç doğuracaktır. O halde davanın adi ortaklık davası olarak tavsifi ile adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesi gerekir. BK.nun 538. maddesinde belirtildiği gibi tasfiye, bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin bu defa BK.nun 539. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gereklidir. Dava konusu olayda sözleşmede tasfiye ile ilgili özel bir hüküm bulunmadığından tasfiyenin BK.nun 539. ve devamı maddelerine göre yapılması zorunlu olup, bunun için mahkemece öncelikle yönetici ortak olan davalıdan, kurulduğu tarihten itibaren ortaklığın tüm muhasebesi ile ilgili defterler ve ortaklıkla ilgili tüm belge ve faturaların ibrazı ile ortaklıkla ilgili hesap listesi istenilmeli, ortakların gerek tasfiye şekli gerekse hesap listesi üzerinde uyuştukları ve uyuşamadıkları noktalar saptanmalı, uyuşamadıkları noktalarda tarafların delil ve karşı delilleri sorulup toplanmalı, yönetici ortağın hesap listesi vermemesi durumunda hesap vermekten kaçındığı kabul edilmeli, bu durumda mevcut delillere göre hüküm kurulmalı, ortaklığa ait tüm gelir gider hesabı çıkarıldıktan, ortaklığın tüm aktif ve pasifi kesin olarak belirlendikten sonra ortaklığın varsa üçüncü kişilere veya kurumlara olan borçları ortaklığın aktifinden mahsup edilmeli, ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslarla, ortaklık için yapmış oldukları masraflar ve vermiş oldukları sermaye iade edilmeli, bundan sonra varsa kalan miktar ortaklar arasında paylaştırılmalı, tasfiye bu şekilde tamamlanmalıdır.
Mahkemece, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davayı alacağın tahsili davası şeklinde ele alıp davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda 1.bentte açıklana nedenle davalının sair temyiz itirazlarının reddine,2.bentte açıklanan nedenle kararın davalılar yararına BOZULMASINA,peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 17.1.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.