YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/13729
KARAR NO : 2011/20828
KARAR TARİHİ : 27.12.2011
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı-k.davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı banka tarafından aleyhine icra takibi başlatıldığını bu nedenle toplam 6,850,00 TL yi ödemek zorunda kaldığını, aslında gerçek borcunun 3.300,00 TL olması gerektiğini ve bu hale göre 3.550,00 TL fazla ödeme yapmak zorunda kaldığından haksız ve hukuka aykırı olarak alınan bu miktarın adesine karar verilmesini istemiştir. Davacı 17.12.2010 tarihli dilekçesiyle talebini ıslah ederek 3.879,86 TL nin iadesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiş; 04.07.2003 tarihli karşı dava dilekçesiyle, davacının borcun 1.379,73 TL sine itiraz ettiğini, itiraz dilekçesinin kendilerine tebliğ edilmediğini, bu nedenle itirazın iptali davası açma süresinin başlamadığını, borca kötü niyetli itiraz edildiğinden itirazın iptali ile takibin devamına ve % 40 dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Mahkemece, davalının açtığı karşı dava hakkında kısa kararda hüküm kurulmadığı halde, gerekçeli kararda davanın reddine karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı
2011/13729-20828
erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381, 388 ve 389 maddelerinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış; 388.maddesinin son fıkrası ile “Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmü getirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta açıklanan yasal düzenleme gözetilmeyerek kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulması, HUMK.’ nun 388/son madde ve fıkrası gereğince hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 58.00 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 27.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.