YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/16618
KARAR NO : 2012/8964
KARAR TARİHİ : 03.04.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, murisleri … …’in, davalıların murisleri … …’ten 22.4.1954 tarihli sözleşme ile bir kısım taşınmazları satın aldığını, satışla birlikte bu yerlerin murisleri ve onun ölümünden sonra da kendileri tarafından kullanıldığını, ancak satış tarihi itibariyle tapusuz olan taşınmazların, tapulama çalışmaları sonunda murisleri adına değil, kök murisin tüm mirasçıları adına tespit edildiğini, daha sonra açılan ortaklığın giderilmesi davası sonrasında da, … Satış Memurluğunun 2005/28 sayılı dosyası ile satılarak paraya çevrildiğini, … Sulh Hukuk Mah.nin 2005/327 sayılı dosyasında hisse satışına ilişkin beyanlarının dikkate alınmadığını, oysa ki söz konusu satış nedeniyle, davalıların taşınmazlarda hak sahibi olmadıkları halde, sebepsiz olarak zenginleştiklerini ileri sürerek, … Satış Memurluğunun 2005/28 sayılı dosyasından davalılar adına isabet eden payların kendilerine ödenmesine, davalılara ödeme yapılması halinde ise, satış konusu taşınmazlara isabet eden ödeme miktarlarının davalılardan mütesessilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, Kadastro Kanununa göre tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava
2011/16618-2012/8964
açılamayacağını, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, “kadastro tespitlerinin 5.12.1961 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 20.3.2006 tarihinde açıldığı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesi hükmüne göre Kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan evvelki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar, murisleri tarafından davalıların murislerinden 22.4.1954 tarihinde satın alınan taşınmazların, tapulama çalışmaları sonunda kendi murisleri adına değil, kök murisin tüm mirasçıları adına tespit edildiğini, davalıların taşınmazlarda hak sahibi olmadıkları halde, sebepsiz olarak zenginleştiklerini ileri sürerek, ortaklığın giderilmesi davası sonrasında davalılar adına isabet eden payların kendilerine ödenmesi, ödeme yapılması halinde ise, satış konusu taşınmazlara isabet eden ödeme miktarlarının davalılardan mütesessilen tahsili istemiyle eldeki davayı açmışlardır.
3402 sayılı Yasa’nın 12/3.maddesinde, “tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” hükmü bulunmakta olup, maddede yer alan on yıllık sürenin hak düşürücü süre niteliğinde olduğu gerek doktrinde gerekse uygulamada kabul edilmektedir. 3402 sayılı Yasanın 1. maddesinde kanunun amacı, “Memleketin kadastrol topoğrafik haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarının arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarını tespit etmek ve bu suretle Türk Medeni Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmaktır.”, anılan maddenin gerekçesi de, “Bir nevi tasfiye mahiyeti taşıyan bu Kanunun amacı, genel hükümlerden ayrık olarak, taşınmaz mal mülkiyetinin tespitinde, tapusuz taşınmaz malları tapuya bağlamak tapulu olanların tapularını yenilemek ve sınırlarını arz üzerinde belirleyip haritaya bağlamak suretiyle, Medenî Kanunun öngördüğü şekilde tapu sicilini tesis etmektir.” Şeklinde, yine aynı Kanunun 12/3. maddesinin gerekçesi ise, “Kadastro çalışmaları tamamlanarak kesinleşen tespitlerin, kısa sürede tapu kütüklerine kaydedilme işlemlerinin kesinleşme tarihinden itibaren en geç üç ay içinde bitirilmesi, ayrıca büyük emek ve masrafla meydana getirilen düzenli kütük ve kadastro işlemlerinin korunmasını sağlamak için, kamu ve özel mal ayrımı yapılmadan kadastro
2011/16618-2012/8964
tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukukî sebeplere dayanılarak dava açılamayacağı esası getirilmiştir. Burada kadastro işlemlerinin eski olaylara dayanılarak, süresiz olarak askıda bırakılmasının kamu düzenini ters yönde etkileyeceği ve kamu zararı doğuracağı gerçeğinden hareketle mülkiyet hakkı değil sadece hak arama hürriyeti kısıtlanmıştır. Aynı hüküm 766 sayılı Kanunun 31 inci maddesinde de mevcut olmakla birlikte, on yıllık hak düşürücü sürenin başlangıç tarihi tapu kütüğüne tescil tarihi olarak kabul edilmiştir.” Şeklinde açıklanmıştır.
Görüldüğü üzere tapulama/kadastro yoluyla oluşan sicillerin sık sık bozulmaması ve tapu sicillerinde sürekli bir düzen sağlanması amacıyla, kayıtlara karşı açılacak davaların hak düşürücü süreyle sınırlandırılmış olduğu, bu sürelerin kamu düzeni düşüncesiyle kabul edildiği anlaşılmaktadır. O halde 10 yıllık hak düşürücü sürenin, tapu sicillerinin değiştirilmesine yönelik davalarda uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Somut olayda ise, tarafların murisleri arasında yapılmış olan taşınmaz satış sözleşmesine ve davacıların sözleşme tarihinden itibaren devam eden zilyetliklerine rağmen, taşınmazların kadastro tespitlerinin tüm mirasçılar adına yapılmış olması ve 17.11.2005 tarihinde kesinleşen ortaklığın giderilmesine ilişkin karar üzerine davalıların sebepsiz zenginleşmelerinden kaynaklanan alacak istemiyle eldeki dava açılmış olup, satış konusu taşınmazların tapularının iptali ile tescili talep edilmemiş olduğundan, 3402 sayılı Yasa’nın 12/3. maddesinin uygulanması söz konusu değildir. O halde mahkemece işin esası incelenerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün, temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan 18.40 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 3.4.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.