YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3632
KARAR NO : 2012/12701
KARAR TARİHİ : 17.05.2012
… vekili avukat … ile … aralarındaki dava hakkında … Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 17.12.2009 tarih ve 425-555 sayılı hükmün Dairenin 27.10.2010 tarih ve 6034-14026 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
KARAR
Davacı, akrabası olan davalıya … mahallesi … mevkii 2829 pafta 388 ada, 21 parseldeki taşınmazını satması için süresiz vekaletname verdiğini, davalının taşınmazı sattığı halde kendisinden gizlediğini, satış bedelini de ödemediğini ileri sürerek, taşınmazın rayiç değerinden şimdilik 8.000 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, Davalı, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine dair verilen kararı davacı temyiz etmiş, Dairemizin 27.10.2010 gün ve 2010/6034 esas – 2010/14026 karar sayılı ilamı ile hüküm onanmış olup, bu kez davacı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dava, davalı vekilin davacı adına yaptığı işlemler nedeniyle hesap vermesine ilişkin olup, uyuşmazlık zamanaşımı süresinin ne zaman ve hangi tarihte işlemeye başlayacağı noktasında toplanmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşmeden doğan alacaklarda zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihten başlayacağı tartışmasızdır. BK.nun 74.maddesi gereğince, borcun yerine getirilmesi bir süreye bağlanmamışsa, borcun doğumu ile alacak muaccel olur. Yine BK.nun 128.maddesi gereğince de zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. Ne var ki, vadeye tabi olmayan iade borçlarında (vedia, vekalet gibi) borcun ne zaman doğacağı ihtilaflıdır. Bu konuda gerek yargı, gerekse doktrinde görüş birliği yoktur. Bir görüşe göre gerek vedia ve gerekse vekalette zamanaşımı tevdi tarihinden başlar. Bir diğer görüşe göre ise, vekalet ilişkisinin sona erdiği tarihten başlamalıdır. (Turgut Uygur Açıklamalı İçtihatlı Borçlar Kanunu 4.cilt Sh.4157)
Taraflar arasındaki ilişkinin vekalet sözleşmesine dayandığı açıktır. Vekalet sözleşmesinin en önemli unsurları arasında; vekilin talimata uygun hareket etme borcu, özen borcu ve hesap verme borcu gelmektedir. BK.nun 392.maddesi hükmü gereğince vekil, talep üzerine yaptığı işin hesabını vermeye ve müvekkili nam ve hesabına edindiği her şeyi iade etmeye, iade edinceye kadarda almış olduğu şeyleri saklamaya zorunludur. Bu nedenle de vekilin aldıklarını geri verme borcunda zamanaşımı vekalet sözleşmesi sürdükçe işlemez. Bir başka deyişle iade borcunda muacceliyet vekilin hesap vermesi ile veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar. (bknz.HGK. 2011/161 esas – 2011/276 karar sayılı ilamı)
Somut olayda taşınmaz satılmış olmakla birlikte, vekil tarafından vekil edene hesap verilip verilmediği dosya kapsamından anlaşılamadığı gibi mahkemece bu yönde bir araştırma da yapılmamıştır. Vekâlet akdinin sona erdiğinden söz edebilmek için vekâlet akdi kapsamındaki tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi, vekilin yukarıda açıklanan sorumluluklarını yerine getirmesi ve sonucunda da vekil edenin, vekili açık yada zımni olarak ibra etmesi gerekmektedir. Öyle olunca Mahkemece öncelikle davalı vekil tarafından hesap verme sorumluluğunun yerine getirilip getirilmediği araştırılıp yukarıdaki açıklamalar nazara alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Kararın bu nedenle bozulması gerekirken zuhulen onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davacının karar düzeltme talebi kabul edilmeli ve dairemiz onama kararı kaldırılıp, hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının karar düzeltme isteminin kabulüne, dairemizin 27.10.2010 gün ve 2010/6034 esas – 2010/14026 karar sayılı onama kararının kaldırılmasına, mahkeme hükmünün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 17.5.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.