Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2011/3971 E. 2011/11140 K. 06.07.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3971
KARAR NO : 2011/11140
KARAR TARİHİ : 06.07.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı ve davalı … avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 12.11.1999 tarihli protokol ile “Galeri” sahibi olan davalı …’ tan … plakalı aracı 24.000.DM’ bedelle satın aldığını, akabinde de 23.12.1999 tarihinde ruhsat sahibi olan diğer davalı …’ nin vekalet verdiği öteki davalı … tarafından noterde aracın resmi satışının yapıldığını, 17.07.2002 tarihinde aracın yurda kaçak olarak sokulduğundan bahisle emniyet tarafından el konularak gümrüğe teslim edildiğini, bu aracın davalılardan … tarafından yurt dışından getirildiğini ve davalı …’ ye verdiği vekalet ile onun kardeşi …’ ye sattığını belirterek aracın aynen teslimi bunun mümkün olmaması halinde bedeli olan 15.000.00.TL’ nın reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, “bedele dönüşen davanın, davalılar …, … ve … hakkında kısmen kabulü ile 3.256.00.TL’ nın aracın davacının zilyetliğinden çıkmış sayılacağı tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte adı geçen davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalılardan … tarafından temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’ nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381, 388. ve 389. maddelerinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmıştır.
HUMK.’ nun 381 maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.’ nun 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 389. maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.’ nun 388. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.’ nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki
maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hâkime
yükletilmiş bir görevdir.
Somut olayda mahkemece, kısa kararın verildiği duruşma tutanağında ““bedele dönüşen davanın, davalılar İsmail Aydınkaş, … ve … hakkında kısmen kabulü ile 3.256.00.TL’ nın aracın davacıdan alınacağı tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte adı geçen davalılardan alınıp, davacıya verilmesine, fazla talebin reddine, davalı … ve … hakkındaki davanın husumet yönünden reddine” karar verildiği belirtilmiş ve hüküm böylece tefhim edilmiş olmasına rağmen, aynı tarihi taşıyan gerekçeli kararda “bedele dönüşen davanın, davalılar …, … ve … hakkında kısmen kabulü ile 3.256.00.TL’ nın aracın davacının zilyetliğinden çıkmış sayılacağı tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte adı geçen davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine” şeklinde hüküm kurulması suretiyle davalılar … ve … yönünden duruşma tutanağına geçirilen kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında arasında az yukarıda açıklanan yasal düzenleme gözetilmeyerek çelişki oluşturulması, HUMK.’ nun 388/son madde ve fıkrası gereğince hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre davacı ile davalı …’ un temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince davacı ile davalı …’ un temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 18.40 TL. temyiz harcının istek halinde davalı …’a iadesine, peşin alınan 73,90 TL temyiz harcının davacıya iadesine, 6.7.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.