YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9167
KARAR NO : 2012/12807
KARAR TARİHİ : 21.05.2012
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalılar-karşı davacılar …, …, … avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalılar-karşı davacılar vekili avukat … gelmiş, davacı-karşı davalı tarafından gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 24.04.2004 günü geçirdiği trafik kazası sonucu yaralandığını ve … Hastahanesine kaldırıldığını, yapılan tetkikler sonucunda davacının kolundaki kırığın ameliyatla düzeltilmesi gerektiğinin söylendiğini, hastahanede yattığı sürece boynundaki şikayetlerini dile getirdiği halde herhangi bir müdahalede bulunulmadığını, hastahaneden taburcu olduktan sonra da şikayetlerinin devam ettiğini, fizik tedavinin uygulandığını ve altı ay boyuncu da boynundaki rahatsızlıkların devam ettiğini, yapılan bütün işlemler sonucunda boynundaki hareket ettirememe, baş dönmesi, ağrı ve görüntü bozukluğu düzelmediğini, başka bir hastahanede muayene olduğunu, MR’ının çekildiğini ve yapılan tüm tetkikler sonucunda müvekkilinin boynunda kırık olduğunun ve bu kırıkta kaynama olduğundan bu kırığın hiç bir şekilde tekrar ameliyat edilerek düzeltilme imkanının bulunmadığını, ayrıca kulak kristallerinin de dağılmış olduğunun tespit edildiğini, omzunda bulunan kırığın da yanlış tedavi Sonucunda yanlış kaynadığını, uygulanan bu yanlış tedavi sonucunda boynunu kısmen oynatabildiğini, bir tarafına hiç çeviremediğini, kalıcı sakatlık durumunun yarattığı psikolojik durum nedeni ile yaşam kalitesinin düştüğünü ve psikolojik olarak bunalıma girdiğini belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile beden gücü ve işgücü kaybına uğraması nedeniyle 50.000.- TL manevi ve 50.000.- TL maddi tazminatın 24.04.2005 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı … Hizmetleri ve Tic.A.Ş. Davanın reddini dilemiştir. Davalılar, …, … ve … davanın reddini dilemiş, karşı dava ilede toplum içindeki saygınlıklarını zedeleyici ve küçük düşürücü haksız, yersiz itham ve suçlamalarda bulunmak suretiyle fevkalade büyük üzüntüye düşmelerine ve manen günlerce sürecek şekilde sarsılmalarına yol açtığından toplam 175.000.- TL manevi tazminata hükmedilmesini istemişlerdir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalılar …, … ve … tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalıların tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, davalının yanlış teşhis ve tedavisi nedeniyle uğradığı maddi ve manevi tazminatın tahsili istemi ile eldeki davayı açmışdır. Davalılar davanın reddini dilemiş,Davalılar …, … ve … karşı dava ile manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Mahkemece, davacının maluliyeti ile davalı doktorlar ve hastanenin ileri tetkikleri erken dönemde yapmaması ve eksik tedavi uygulaması arasında illiyet bağı bulunmadığı, boyun hareketlerinde kısıtlılığın kazaya bağlı travmanın sonucu olduğu, boyundaki kırığın erken dönemde tespit edilememesinden kaynaklanmadığı belirlendiğinden asıl davanın yerinde görülmediği, davacının şikayetlerinin geçmemesi ve başka tedavi kurumlarında davalıların eksik teşhis ve tedavi yaptığının belirtilmesi üzerine yasal haklarını aramasının doğal olduğu, BK.nun 49.maddesinde yer alan manevi tazminat koşullarının gerçekleşmediği sonucuna varıldığından, karşı davanın da reddine karar verilmiştir.
Davacı, yanlış tedavi uygulanması sonucu zarara Uğradığı iddiası ile eldeki tazminat davasını açmıştır. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (BK m. 386-390). Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden Sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK m. 321/1). O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor ve hastane, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri gözönünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir … gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK’nun 394/1. maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise, doktor ve hastane sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olaya bakıldığında, dosyada aldırılan Adli Tıp Kurumu …İhtisas Kurulu’nun 26.02.2007 tarihli raporunda, davacının ileri tetkiklerinin ve uygun tedavisinin erken dönemde yapılması gerekirken eksik tedavi yapılmış olduğunun belirtildiği, davalı tarafın itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu … Adli Tıp İhtisas Kurulu’ndan alınan 05.05.2010 tarihli raporda ise; davacının şikayetlerinin 24.04.2004 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı travma ile ilgili olduğu, kaza sonucu meydana gelen akromioklavikular luksasyon ve humerus kırığına bağlı geliştiği o dönemde tespit edilemeyen odontoit tip II ve III kırık hattı ile illiyetinin bulunmadığı, boyun hareketlerinde kısıtlılığın da bu travmanın beklenebilir bir sonucu olduğu, erken tanı konulması durumunda da konservatif ya da cerrahi müdahale yapılacağı, geç tanı konulmasının maluliyete katkısının olmadığı, kaza sonucu ortaya çıkan sağ radikal sinir hafif düzey etkilenmesi arızasının Sosyal Sigortalar … İşlemleri Tüzüğü’ne göre değerlendirilmesi sonucunda yaşına göre davacının meslekte kazanma gücünü % 9,2 oranında kaybettiğinin belirtildiği, görülmektedir. Dolayısı ile Davalıların davacının boyun kırığı teşhisini yapamadıkları adli tıp raporundanda belirtildiği gibi eksik tedavi yapıldığı hususu açıktır. Öyle olunca her nekadar davacının şikayetlerinin 24.04.2004 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı travma ile ilgili olduğu, kaza sonucu meydana gelen akromioklavikular luksasyon ve humerus kırığına bağlı geliştiği o dönemde tespit edilemeyen odontoit tip II ve III kırık hattı ile illiyetinin bulunmadığı, belirtilmiş ise de teşhis edilemeyen boyun kırığı nedeniyle manevi bir zarara uğramadığının söylenemeyeceği anlaşılmakla mahkemece adli tıptan alınan ilk rapor dikkate alınarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalıların tüm,davacının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına bozulmasına, aşağıda dökümü yazılan 2,75 TL kalan harcın davalılar-karşı davacıdan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde davacı-karşı davalıya iadesine, 21.5.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.