YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/17944
KARAR NO : 2013/13633
KARAR TARİHİ : 23.05.2013
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat … ile davalı vekili avukat …’ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalının … Mahallesi 2 Pafta, 3329 parsel üzerinde inşa ettiği … isimli projeden A-4 Blok 14 nolu bağımsız bölümü, satın aldığını, bağımsız bölümün teslim edildiğini, sitenin tanıtım kataloglarında, reklamlarında, ilanlarında, gösterilen tenis kortları, basketbol sahası, koruluk, çocuk oyun alanı ve koşu parkurundan oluşan spor alanının mülkiyetinin kat maliklerine ait olacağının taahhüt edilmesine ve bu şekilde pazarlanmasına rağmen Belediyeye terk edilen alan üzerine inşa edildiğini, mülkiyetinin siteye ait olmadığının anlaşıldığını, bu nedenle zarara uğradığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, tanıtımlarda yer alan alanın ve üzerindeki tüm sosyal tesislerin karar tarihindeki rayiç değerinin tesbiti ile arsa payına isabet eden 15.000-TL.nin faizi ile ödetilmesini istemiş, ıslah ile talebini artırmıştır.
Davalı, şirketin sözleşme kapsamındaki tüm edimlerini ifa etmiş olduğunu, dava konusu taşınmazın katalog vs. materyallerle aldatıcı, yanıltıcı tanıtım yapıldığı, 2012/17944 2013/13633
Pazarlama sırasında spor ve çocuk oyun alanlarının sözlü olarak taahhüt edildiğine dair iddialarının geçerli olmadığını, süresinde ayıp ihbarında da bulunulmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, 15.000,00 TL nın dava tarihinden itibaren 17.150,00 TL’nın ıslah tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir .
1-HUMK.nun 381 maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.nun 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 389. maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.nun 388. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Somut olayda, mahkemece hüküm kurulurken 15.000 TL nin dava, 17.150 TL.nin ıslah tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsiline karar verildiği halde gerekçeli kararda ise, eksik ifa nedeni ile değer azalmasının 17.150 TL. Olduğu açıklanmıştır. O halde, mahkeme gerekçesi ile kısa kararın az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Mahkemece, az yukarda açıklandığı üzere ve 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile 2012/17944 2013/13633
gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde, yeniden bir karar verilmesi için çelişkili ve infazda tereddüt yaratan mahiyette kurulan hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre, davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2. bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 990,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 23.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.