YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/20908
KARAR NO : 2012/23164
KARAR TARİHİ : 12.10.2012
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki muarazanın giderilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüe, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, … Yenimahalle … Mahallesi … ada … parsel … no.lu bağımsız bölümüme su abonesi olmak istediğini, 3.810 TL TL kanal katılım ve şebeke bedeli istendiğini, istenen bedelin hukuka aykırı olduğunu belirterek, istenen bedelden sorumlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir..
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının ilk defa su abonesi olduğu, kanal şebeke hizmetinin ASKİ tarafından verildiği, borç miktarının bilirkişi tarafından hesaplandığı, davacının kanal şebeke giderinin 3.134, 29-TL’lik kısmından sorumlu olduğunun ek raporda bildirildiği, ancak mahkemece asıl rapor ve ek rapordaki miktarlar yönünden maddi hata nedeniyle borç miktarı farklı tespit edilerek davanın kısmen kabulü gerektiği halde tümden reddine karar verildiği, karar verildikten sonra bu yanılgının mahkemece düzeltilmesi mümkün olmadığından gerekçeli kararın da buna göre tesis edildiği belirtilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Anayasamızın 141/3 maddesinde “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 298/2.maddesine göre; Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.
Açıklanan bu hükümler en başta yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir ve emredici hükümlerden olup “Kamu düzeni” amacı ile vaz’edilmişlerdir. Bu hükümlerle getirilen anılan biçim koşulları hükmün açıklığı ve anlaşılırlığı kadar infaz kabiliyetini de sağlamak amacını taşımaktadır. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek
2012/20908-23164
denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller, Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Görülmektedir ki, uyuşmazlıkların çözümünde yargıya düşen en önemli görevlerden birisi de açık ve net çözümler bulmak, anlaşılabilir, tutarlı kararlarla kamu düzen ve barışının sağlanmasına hizmet etmek olmalıdır. Taraflar ancak gerekçe sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilecekleri gibi Yargıtay denetimi de ancak kararın gerekçe içermesi halinde mümkün olacaktır. İşte bu nedenledir ki, kararın gerekçesinde hangi maddi vakıanın hangi hukuki sebeple davacıyı haklı gösterdiğinin açıklanması halinde ancak, HMK.nun 298. maddesine uygun bir kararın varlığından söz edilebilecektir. Gerek Anayasamız, gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemelerin nihai amacı da budur.
Adil yargılanma hakkının içinde barındırdığı temel haklardan olan ve dayanağını insan onuru ile eşitlik ilkesinden alan, hukuki dinlenilme hakkının üç unsuru vardır. Bunlar, tarafların yargılama konusunda bilgilenme hakkı, yargılama ile ilgili açıklama ve ispat hakkı, bu açıklamaların mahkemece dikkate alınıp değerlendirilmesi yükümlülüğüdür. Gerekçe özellikle tarafların yargılamada dikkate alındığının, açıklama ve delillerinin değerlendirildiğinin bir göstergesidir.
Kararın gerekçeli olması hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin de bir gereğidir. Zira, mahkemenin keyfilikten uzak şekilde, hukuka ve kanuna uygun karar verip vermediği ancak gerekçeden anlaşılabilir. Bu sebepledir ki, Anayasa’da kararların gerekçeli olması özel olarak vurgulanmıştır.
Mahkemenin, yukarıda sıralanan hukuki olgular ışığında, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen, hüküm fıkrasında davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
SONUÇ:Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 12.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.